Cuma, Temmuz 19, 2019
Dilhane > Kitap Tahlili > Yürekdede ile Padişah

Yürekdede ile Padişah

Kötülerin Kendine Yer Bulamadığı Kitap: Yürekdede ile Padişah…

“Bir varmış, bir yokmuş. Çok zaman da değil, şunun şurasında sadece birkaç asır önce, köylerden birinde yaşlı bir adamla karısı yaşarmış. Köylülerin tabiriyle ‘sehil’ bir yerdeymiş bu köy. Yani kış aylarında muhafazalı olurmuş, korunurmuş evler soğuk rüzgârlara karşı.

Kışı iyiymiş iyi olmasına ama yazın durulmazmış buralarda. Boğucu bir hava, aşırı rutûbet… Nefes al ki alasın. Bu da bir yana, etrafta her şey sararıp solar, hayvanlara yiyecek nesne kalmazmış. İşte bu yüzden asırlardır bu çevre köylüleri kışın köye, yazınsa vururlarmış yolunu yaylalara. Bu köyde bir zamanlar ‘Yürek Hasan’ diye bilinir, bir delikanlı yaşarmış. Nereden kalmış bu isim ona? Köyde mi ortaya çıkmış yoksa askerden mi getirmiş; kimse sormaz olmuş yıllar geçince…

Yürek Hasan, doğma büyüme bu köyde, genç karısı da öyle… Yazın yaylaya, kışın köye, böyle bir hayat içerisinde yaşamışlar. Köyün sağlam bir insan damarı olmuşlar. Yaş yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş derken gelmiş seksene…

Hep ayni hayat. Hep aynı göç. Fakat ne bıkkınlık doğmuş içlerinde ne bir değişiklik olmuş dünyaya bakışlarında. Ancak hep kemal bulmuşlar. Yücelmişler.

Yürek Hasan, Yürek Hasan olarak kalmış. Karısı ise daima, gencecik bir gelinden söz eder gibi, Yürek Hasan’ın Ayşe’si…

Bu okuduğunuz satırlar; şâirliğinin, seyyahlığının yanında nitelikli çocuk edebiyatının önde gelen isimlerinden merhum zârif şâir Abdurrahman Câhid Zarifoğlu’nun «Yürekdede ile Padişah» isimli öykücüğünün giriş cümleleridir. Boş sayfaları hariç tuttuğumuzda 81 sayfacık bir eserdir. Kemiyeti 81 sayfa lâkin keyfiyeti dünya-efzâ, cihân-efzâ bir eserdir.

Başlıkta da belirttiğimiz üzere; asla kötülerin kendine yer bulamadığı bir esercik… Birbirine saygı ve hürmetle, edeb ve sadâkat ile bağlı olan Yürek Hasan Dede ve Yürek Ayşe Nine’nin muhabbeti ve meveddeti; bu kitabı okuyan evli ve yâhût bekâr herkesi imrendirerek, okuyucuya mihenk taşı oluşturacak bir eser hüviyetinde… Eseri okudukça gözleriniz, diliniz tatlanacak… Bir yandan sevineceksiniz ki; okuduklarınız sanki gerçek… Lâkin sonra üzüleceksiniz ki; bütün yazılanlar gerçek olamayacak kadar tatlı bir evliliği, tatlı bir çift hayatı okuyorsunuz…

Dedik ya; eserde kötülere yer yok. Merhûmun, eserde geçen şu sözü eserle ilgili bu cümleyi kurmamız için yeter:

“Âh peki, bu masalda hiç kötü kalpli biri bulunmayacak mı?
Bu gidişle bulunmayacak gibi görünüyor.
Herkes iyi, herkes hâline râzı, ölüm bile olsa teslimiyetle, razılıkla karşılanacak. Ama dur bakalım, elbet bir mücâdele de olacak”

Hakikaten öyle… Bu yaşlı ve tonton dedecik ile nenecik; birbirinin her hâline râzı. Asla kaş çatma yok. Asla ‘hayır’ yok. Asla ‘olmaz’ yok. Asla ‘somurtmak’ yok. Asla ‘asla’ yok.
– “Sen ne dersin hanım? “
-“ Sen ne dersen, ben onu derim beyim” var hep… Hayatın tüm çarşısına, pazarına, tüm keşmekeşine birlikte karşılık var… Allah’ın emri olan namaz için arka arkaya serilen iki seccâde, bu seccâdelere bir kuş tüyü gibi inen iki yaşlı baş var. Eserin sayfalarında çizimlerin de olması, eseri okurken ‘gerçek olması’ arzumuza bir derece daha katkıda bulunuyor… İşte böyle bir eser…

Ayşe Nine, kocası Yürek Dede’ye öyle itimâtlı ki; günümüzde hiçbir kadının bu denli itimât edeceğini düşünmeyiz. İstisnâlar vardır elbet… Bir konuşma paylaşmakta fayda görürüz:

“(…)
– Şöyle derim herifim, mâdem o kelli felli zatlar sana bu aklı vermiş, elbet onlar benden iyi bilir.
Yalnız senden mi, benden de iyi bilirler…
– Benden iyi bilirler bilmesine… Senden iyi bilmelerine gelince, sen onlardan iyi bilirsin…
– Hâtun bu itimât nerden?
– Bir hâtuna kocasından daha iyi düşünen erkek olmaz. En iyi kocası düşünür.
Bre ne kadar kibarsın. Ne cilvelisin sen, ne şakrak, ne hoşsun…
(…)”

Eserin her sayfası, her paragrafı, her cümlesi, her kelimesi hatta her harfi içinizi ısıtıveriyor. Bir muhabbet hâlesi ihâta ediyor, dünyanın yapaylığı ile soğumuş içinizi… Bir sevgi bûsesi konuyor gözlerinize sanki satır satır… Sadrınıza inen satırlar incitmiyor; yüceltiyor, yükseltiyor…

Eserin dedesi ile ninesi, bırakalım gayrı okuyana kalsın. Ben eserin diğer bir kahramanı olan zâtla da ilgili bilgi vereyim ve yazımı sonlandırayım:
Eserde ummân misâl iyi niyet âbidesi bir zât için de eserin üçüncü kahramanı diyebiliriz. Yürek Hasan ile Yürek Ayşe’nin ‘Tanrı misafiri’… Belki de bir imtihândı. Lâkîn imtihan dediğime bakılmaya; kötü değil. Dedeciğin ve nineciğin râzılıklarına bir yardımcı kuvvet diyelim. Eserin gül iken gülzâr olmasına vesîle bir tutam gül tohumu diyelim…

Daha fazla sözü yormayalım derim efendim. Bugün bu yazıyı okuduysanız, yarın eserin kendini alınız ve siz de okuyunuz derim. Biz geç bulduk lâkin pek sevdik.

Eserde, Yürekdede ile Padişah öykücüklerinden sonra «Hazreti Süleyman ile Kirpi» ve «Köyümüze Yağdı Karlar» isimli küçürekler de sizi bekliyor olacak lâkin eseri eser yapan Yürekdede ile Yürek Ayşe…

Zârif şâire rahmetle…

Tahir Ceyhun Yıldız
1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir'de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi'nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir'de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.
http://www.dilhane.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir