Yazılar

Yaşamanın En Ağıt İspatı

Ama yapamam ki yeniden hayatı yaşamayı göze alamam. Var olduğum saniyelerin külfeti varken… Bir yalnızlık senfonisi eşliğinde yaşadığım anlar, geri gelme ihtimalini düşünmeden yaşadığım anlar, duygularıma egemen acıların içinde kalan senfonide tekrar bulmayı hiç düşünmedim kendimi. Uykuya yattığım hiçbir geceyi sana ithaf etmedim zira! Bulduklarımı kaybetmedim ben. Hep hastalıklı bir tavırla biriktirdim. Oysa acılar vardı dolaplarımda biriktirdiğim. Her gün yüzlerce hayatı yaşamak zorunda kalsam da…Gitme diye başlayan yüzlerce şarkı dinledikten sonraki insanın en olmadık zamanlarda neden gitmek zorunda olduğunu anladım. Aslında giden yoktu, sadece gitmesi istenen duygular… İçinde patlamaya hazır bir gözyaşı… Ateş içinde kalmış bir külden arta kalanları toplamak gibi bir şey oluyor artık aşk…Daha yeni doğan bir güneşe bakmanın en çok acı verdiği anlar. Yaşamanın aslında sana inat olduğunun anlaşılmasının en ağır ispatı.‘Gece gelir ne gelirse’ diyenlere inat beklerken, beklediğinin ne olduğunu anlamanın ve özümsemenin verdiği acıyla kıvranırken yağmur düşen camın önünde gelecek olan her neyse kabullenmeyi göze almışsındır artık. Aşk böyleydi…Acıyı kabullenmek…Yok, daha başka tarifi. İçinde olan ne ise öylece kaygısızca… Beklemek… Bazı zamanları ters düz etmek…

Yaşamını hiçe sayarken bir zenci kız göle doğru eğilir ve atlamak üzereyken gördüğü ilk yansımayı kendisi sanarak aslında hayatının tam istediği gibi olduğunu anlar ama gerçeği bilmeden kendisine uzak bir hayali sevgili yapar adeta… Ve anlaşılmaz bir hınçla göle atlar…

Gitme diyen birçok şarkı dinledim. Ama hiçbirinde yoktu sesi onun… Gitmeye mecbur limanlarda gemi batırıyorum artık. Sol yanımda hissi, yokluğunun… Yeniden deneyemem hayatı. Arta kalan ömrümün geçmiş zamanlarda asılı kalmasını izleyerek yok sayamam benliğimi. Gelecek olan her ne ise yavaşça kabullenmek için saydım, o gece kaldığım tüm anıları.Bir boşluk kalbimde… Atamadığım, dolduramadığım yenisini ekleyemediğim ve gittikçe verdiği acı yüzünden hayata bakamadığım boşluk…Gökyüzü mavi… Yoktur aslında, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Zenci kız bir daha göle bakmayacak hiçbir zaman ters düz olmayacak biriktirilen anılar bir daha dolaba sığmayacak ve gelecek olan yıldız için gözyaşı döken bir sevgili olmayacak. Soğuk duvarlara yaslanmış bir çocuk gibi bırakılacak tüm her şey.Gitme diye başlayan şarkılara inat mavi sanılan gökyüzü kızıla boyanacak ve olmaması gereken her şey olarak tüm benliğinle gidecektir sevgili…Oysa yaşamı renkli kılacak birçok şey varken büyük hüsranlara hasret kalmışçasına insan yalnızlığı seçecektir.Gitme!Ömrümün son anını paylaşmak istediğim sevgili…Buğu mahkûmu gözlerinle.Gitme!Aslında hikâye böyle olmayacaktı. Yola çıkan sevgili, birkaç adım sonra dayanamayacak ve geri dönecekti onu bekleyen yarım kalmışlıklara…Ama bekleyen yoktu bu sefer sevgiliyi, geri gidecek bir yeri de. Böyle olmaması gerekiyordu.Onu bekleyen biri olacaktı.Şimdi yalnız…Gitme!Yaşamını tek düz yaşayan birçok insan tanıyorum hayatta.

Tek düşünülenin bugün olduğu birçok mekânda bulundum. Gidenlere aldırış edilmeyen yaşamlar tanıdım. Ama hiçbiri şu an bastıramıyor içimdeki kaybetme korkusunu… Gitme!Varlığımı hiçe saydığım sevgili… Oyuncak umutlarla çalıp kendimi, yoka koyduğum her şeyi alıp gitme! Biraz daha kalsın bırak. Hiç ölmemişçesine… Hiç yaşamamışçasına… Gitme diyen birçok şarkı dinledim.Hiçbirinde yoktu sesin. Uzak bir dünya düşledim hiç kimseyi barındırmayan içinde.Şimdilerde ılıman deniz ikliminin etkisinde yüreğim. Yer yer sağanak.

Yazar Hakkında

Gökhan Kırcılı

Şubat 1984 Mersin doğumlu. ÇEKO mezunu, Ankara'da yaşıyor. Lise yıllarında şiir ve deneme yazmaya başladı. O dönemler sosyalist kimliğiyle yazdığı yazılara şimdilerde dervişane bir tarzda devam ediyor. Zeyd Sâki'nin babası.

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!