Cuma, Temmuz 19, 2019
Dilhane > Yazılar > Vezir Olayım Derken, Rezil Olma

Vezir Olayım Derken, Rezil Olma

Buğdayı bilirsiniz, hani şu her gün yediğimiz ekmeğin özü olan buğday. Bereketin sembolü olan cennet yemişi… Bizim bu nimetin, âkil bir tahıl olma gibi bir özelliği de vardır aslında. Sözlü kaynaklarımıza baktığımızda, her daim bilgelik ile bütünleştirmiştir atalarımız buğdayı. Bir atasözümüzde şöyle hayat bulur mesela; “Buğday mısıra demiş ki: Aş ol, keş ol, hamur işine karışma.”

Aynı atasözünün başka bir versiyonu ise şöyledir;

Buğday Hicaz’a giderken arpaya demiş ki; “İnce yufkaya karışma.”

Peki bu ne demek? Gelin hep beraber anlamaya çalışalım kıymetli Dîlhane ailesi.

Aslında bu, şu demek: Herkesin yapıp, yapamayacağı işler vardır muhakkak. Yüce Mevla’nın herkese bahşettiği özel yetenekleri / maharetleri vardır. Kendini bil! Ama “Ben bunu bilirim” deme! Bu söz her işe olur olmaz talip olma, belki de ehil değilsindir demektir bir bakıma.

Hadis kaynaklarında, Hz. Nebî’nin (s.a.v) bu konuyla ilgili hassasiyetini gözler önüne seren şöyle bir olay geçer;

Bir gün Ebû Zer el-Ğıfârî (r.a.) Resulullah efendimiz’e (s.a.v.) gelerek, kendisini bir beldeye vali olarak atamasını istedi. Rasulullah (s.a.v.) efendimiz ise: “Ebû Zer! Senin gerçekten zayıf olduğunu görüyorum. Kendim için ne istiyorsam, senin için de onu isterim. İki kişiye bile olsa sakın başkan olma. Yetim malına da yöneticilik yapma!” demiştir.

Ne acıdır ki günümüzde yanımız – yöremiz, önümüz – arkamız, liyakatsiz, basiret ve ferasetten yoksun insanların işgali altındadır. İnsanlar bir yerlere başkan veya yönetici olabilmek adına değer, ilke ve davalarını kurbanlık koç gibi allayıp pullamaktalar.

Hele de şan – şöhret amacı ile vazifeye talip olmak bütün bir milleti dolandırmaya kalmak değil de nedir? Zamanında ne güzel demiş diyen: “Şöhret, felakettir.” Lakin hakiki tabloya baktığımızda ise insanların, gözlerine mil çektirmişçesine bu felaketin kucağına atladıklarını görüyoruz.

İşin can acıtan bir diğer kısmı ise, çoğu zaman vazife talebine red cevabı verildiğinde söz konusu şahıs bir gün önce uğruna ölebileceği davanın, o günden itibaren düşmanı olmakla beraber aynı şekilde kendisine mühim bir vazife verilen bir kişiden, aynı vazife geri alınmak istendiğinde de ver yansın edip, ortalığı tozu dumana katmaktadır. Halbuki kişi, her daim yaptığı işe kendisinden daha ehil bir kimsenin olduğunun veya olacağının bilincinde olup, verilen vazifenin bir emanet olduğu şuuru ve erdemi ile, sadece rıza-i ilahi için hareket etmelidir. işte bu erdem gerçekten de hizmet gayesi içerisinde olanlara mahsus bir erdemdir. Hizmetten maksat ise insana / insanlığa / İslam’a yani direk olarak Allah’a hizmettir. Allah’ın amaç olduğu bir davada ise kayırmak, kayrılmak, makam, mevki, şöhret vb. kavramlar birer boşa çalışma olup, ahirette müflis olacak olmanın habercisidir. Vazifenin, aslı itibari ile istendiğinde zillete dönüşebileceği, layık görüldüğünde ise bir izzet olabileceğini kavradığımız günleri tez zamanda görmemiz dileği ile…

Vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir