Perşembe, Aralık 12, 2019
Dilhâne > Hikmet > Vermeyince Mabud Neylesin Mahmud

Vermeyince Mabud Neylesin Mahmud

Vaktiyle Sultan 2. Mahmud halkın vaziyetini yakından görmek için kılık kıyafetini değiştirip çarşı pazara çıkar. Gezinirken bir kahvehaneye girer. Herkes bir şeyler istiyor, “Tıkandı Baba çay getir”, “Tıkandı Baba kahve getir” diye sesleniyormuş. Bu durum Sultan Mahmud’un dikkatini çekmiş, neden bu adama Tıkandı Baba diyorlar acaba diye düşünmeye başlamış.

Sultan Mahmud da bir çay istemiş. Baba çayı getirmiş. Sultan “Baba sana niye Tıkandı Baba derler, anlatır mısın merak ettim” demiş. Tıkandı Baba “boş ver evlat, uzun mesele” demiş. Sultan ısrar etmiş, baba da oturmuş sandalyeye başlamış anlatmaya
“Bir gece rüyamda bir sürü insan gördüm ve her birinin de bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğa çomağı sokup açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak oluğun içinde kırıldı ve akan su damlamaya başladı.

Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve biraz daha uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken oradaki insanlar  “Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı baba” ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam hep elimde kaldı, olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.”

Tıkandı Baba’nın anlattıklarına baya üzülmüş Sultan Mahmud. Çayını içmiş, kolay gelsin diye dışarıya çıkmış.

Sultan Mahmud adamlarına “Bu adama bir tepsi baklava getirin, her dilimin altına da bir tane altın koyun” diye emir vermiş. Padişahın adamları baş üstüne deyip hemen işe koyulmuşlar.

Ertesi gün baklavayı Tıkandı Baba’ya getirmişler, Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis. “Uzun zamandır tatlı da yememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden söylenmiş. Baklavayı almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satıp evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya “-Cevizli baklava, güzel baklava ”
Oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Biraz pazarlık yapıp üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Baba baklavayı satmış, elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi
-Baba baklava güzeldi. Biraz indirim yaparsan senden alırım, demiş.

Tıkandı baba da -Peki, demiş ve anlaşmışlar. Saraydan baklavalar gelmeye devam ettiği gibi Tıkandı Baba da satmaya devam etmiş.
Aradan bir müddet geçince Sultan Mahmud “bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım”, deyip Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın.

Sultan:
-Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi, demiş.

-Geldi sultanım
-Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
-Sultanım baklavaları satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.
-Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
-Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.
-Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş.
Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış, kürekte kalan ise sadece bir altın.

Sultan:
-Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış,  “Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş. Padişahın adamları “peki” deyip babayı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

-Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,
-Niçin, demiş. Askerler,
-Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline
-Ne olacak şimdi, demiş
-Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı demiş. Baba taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmud o meşhur sözünü söylemiş:

“Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir