Ve Cihan Bir Salahaddin Gördü

Ve Cihan Bir Salahaddin Gördü

Bir Kudüs masalından bahsedeceğim size. Masal diyorum ama kanlı bir döngüde debelenen bir şehrin  bir sevdaya sahip çıkışında alnından akan terler gibi ter dökeceksiniz okurken. Söz mü?  Başlayacağım anlatmaya ama kanım çekiliyor parmaklarımdan, kaburgamı sıkıyor bir güç,  yeltendikçe ondan bahsetmeye , çatlak fikirlerin kollarımdan çekiştirmeleriyle beynimin ” Dur aslanım! ” diyerek ayaklarıma, ellerime , hatta bazen dilime bile vurduğu prangalar arasında delireceğim. Bu kısır çıkmazlar, çıksın artık bir yola, ne ise heybelerde biriken, dökülsün ortaya ve bir yol tutalım , şimdi. Sene bin doksan dokuz. Orta Doğu’nun bereketli topraklarında haşin ve kanlı bir mevsim başladı. Deccal gibi çöktü Haçlılar Kudüs’ün çehresine. Seksen sekiz yıl boyunca soysuz rüzgarlar esti Beytülmakdis’in tepelerinde. Öyle ki , yetmiş bin fidan Babü’r-Rahme ‘ye savruldu. Bir tek Mescid-i Aksa kaldı geride , gözüyaşlı ve biçare. Zeytin ağaçlarıyla süslenmiş yemyeşil bir yorganı vardı Aksa’nın , yaktılar. Binler secdeye şahit mescitleri vardı , küfrün karasıyla boyadılar. Allahu Ekber deyu inlerken Kubbetu’s-Sahra’nın duvarları, haçlarla donattılar her bir yanını. Yetmedi , kurbanlar kestiler içerisinde,  tapındıkları zulmün Tanrısı için.. Bir zamanlar iffetli Meryem’e kol kanat geren Kıble Mescidi’ne döşekler serdi Rahipler , uyudular,  uyandılar, yeni günde yeni zulme niyet ettiler. Ah güzelim Mervan Mescidi!  hayvanlara çiğnettiler hürmetini.. Mescid-i Aksa kaldı bir tek geride , yapayalnız ve harabe. Seneler geçti ve cihan bir Salahaddin gördü. Daha sabî iken fethin fikri düştü zihnine, fikrin harareti ile tutuştu gönlü. Gözü pek bir delikanlı iken serpildi,  yiğit bir komutan oldu. Ordusu hazır , sancağı hazır, kılıçlar havada.. Ya Rasûlullah!  Müsade et eseyim diyen Ömer’in hiddetiyle tetikte gençler. Aylar geçiyor , yıllar geçiyor ama müsade etmiyor Salahaddin Eyyübi , essin gürlesin gençler.  Bir cuma vakti minberde cemaate hitap ediyorken , arkadan bir ses işitmesiyle duraksadı ” Ne zaman efendim?! Ne zaman bitecek esareti Aksa’nın? ” Hiçbir şey söylemedi Salahaddin Eyyübi, ,hiçbir şey.. Ertesi gün sabah namazı sonrası mescide şöyle bir bakındı,  gözleri o genci aradı. Kudüs esaret altındayken ben nasıl gülebilirim, diyen yiğit komutan yine gülmedi. “İşte şimdi genç ! Cuma namazı için dolup taşan mescitler sabah namazı için de dolup taştığı zaman.. ” Ordusu hazır , sancağı hazır , kılıçlar havadaydı ama yüreklerin fethe hazır olmasını bekledi Salahaddin Eyyübi. Daha onlu yaşlarında yüreğine düşen o kor,  nurlu bir kalkan edinene kadar bekledi. Bildi ki boş heybe ile çıkılmaz yola , az biraz zaman , çokça sabır , çokça dua.. “Rabbim , müyesser eyle ” Dört temmuz bin yüz seksen yedi. Hıttin ‘de bir rüzgar esti ve zaferin râihası ile çiçeklendi Kudüs. Tarih o gün , Salahaddin ‘in gülüşüne şahit oldu.

Beğen  
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir