Yazılar

Toplumsal Antidepresan: SEVGİ

Bir güne daha uyandık bugün. Güneşe bir kez daha selam verdik. Ancak gün sonunda el sallayıp sallayamayacağımızdan emin değiliz. Çünkü hayat anlık nefes sayısının dolması ile her an son bulabilir.

Selamladığımız bir güne veda edemeyebiliriz, saçının kokusuna doyamadığımız evladı bir kez daha koklayamayabiliriz, sevdiğimiz bir tadı almak bir daha nasip olmayabilir. Kırdığımız bir kalbi onaracak, açtığımız bir yarayı kapatacak, kustuğumuz kini temizleyecek vaktimiz olmayabilir. HUU diyerek verdiğim şu nefes, son nefesim olabilir.

Güne Bismillah dediğimiz andan itibaren öyle çok olumsuzlukla karşılaşıyoruz ki haddi hesabı yok. Haberler, sabahın ilk saatlerinde ekmek teknemizde karşılaştığımız sorunlar, trafik, apartman komşularımız… Aklımıza ne gelirse olumsuzluğa bürünmüş bir halde tüketiyoruz sayılı nefeslerimizi bu günlerde.

Ahlakı ile dikkatleri üzerinde toplamış bir toplum iken ne olmuş olabilir ki bu kadar değerlerimizden uzaklaşmış olabilelim? Ne olmuş olabilir ki her yanımız olumsuz, vurdulu kırdılı, küskünlüğe gebe, şiddet içeren, üzen, ruhu bunaltan olaylarla dolmuş olsun? ‘Neden?’ sorusunu kendimize yöneltip, başımızı ellerimiz arasında düşünmeye bıraktığımızda ‘sevgi’ kavramının yitirildiği en öne çıkan sebep gibi görünüyor.

İnsan sevdiği çiçeği dalından koparmaya kıyamazken, çiftçi toprağa ayakkabısı ile basamazken, anne yavrusunu koklarken incitmekten korkarken biz nasıl bir sevgisizlik seline boğulmuş olabiliriz ki çevremize karşı bu kadar kör ve duyarsız edebilsin bizi?

İnsan sevdiği şeye, kimseye, duruma, olaya kıyamaz. Sevginin kocaman duvarları vardır. Bu duvarlar görülmez ve pamuktan yumuşaktır. Bu duvara hangi hızla ve ne çarparsa çarpsın, alacağı nasip ancak yumuşak bir dokunma olacaktır. Ne çarpan ne de çarpılan zarar görmeyecektir, koruyacaktır sevgi duvarı. Sevgi iyileştiricidir. Önce sahibini kuşatacağından ilk tedaviyi sahibine uygulayacaktır. Sevgi; nefsin kin, öfke, kıskançlık gibi hastalıklarını onaracaktır. Bugün çağın en revaçta olan depresyonun panzehiri olacaktır.

İnsanın en çok kendisini sonra da çevresini koruması için sevmeyi öğrenmesi gerekir. Ancak; gönlümüzde yer etmesi olarak düşündüğümüzde, bunun mümkün olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Gönlümüzün her şey ya da herkese ısınması, yer vermesi ne kadar mümkün olabilir? İşte burada sığınacak bir limana ihtiyacımız var. Bu limanı da toplumun, her başı sıkıştığında çözümlerini kendisinde bulduğu, islamda aramak en doğru olanı olacaktır.

Yunus Emre’nin; ‘Yaratılanı, yaradandan ötürü sevmek’ dediği o muazzam duyguyu ucundan tutabilse insan yavaşça pas tutan yerlerini onarabilir. ‘yaradandan ötürü’ rızasını kazanmak istediği yaratıcının gönlünü kırmamak adına sevmek, onu razı edebilmek adına sevmek…

Kavramları hatırladığımızda bile gönlümüzde bir yumuşama, hafif bir hüzün ve pişmanlık hali beliriyor. O hâlde her an aklımızda tutabilsek, öfkeye duçar olduğumuz anda; rızasını kazanmak için hayata gönderildiğim zatın hürmetine içim titrese de onun hatırına kızamasam, öfke halim ibadete dönüşmez mi?

Sevmek; affetmenin muazzam hazzını ve rahatlığını her an yaşamamıza yardımcı olacaktır. Hastalıkların birçoğu vücudun zihinsel aksaklıklara verdiği tepki olarak ortaya çıkıyorken öfkeden gerilen kaslarımız bile sevginin iyileştirici yönünden nasibini alacaktır.

Aile danışma merkezlerinin en yoğun olan konularını; eşler arası sorun, madde kullanımı ve depresyon başlıkları oluşturur. Sorunlarımız iletişim ile alakalı olup depresyon başlığında bize dönen bir karakter kazanıyor. Toplumda bireylerle iç içe yaşıyoruz ve hastalıklarımız beraberliklerimizdeki eksik ya da yanlış iletişimden kaynaklanıyor. Çözümleri üzerinde konuşmak elbette bir uzmanın işi ancak ‘sevgi’ kavramının yumuşak etkisine sığındığımızda bireysel olarak içinden çıkamayacağımız durumları en hafifinden atlattığımızı göreceğiz. Daha çok sevdiğimiz, daha çok sevildiğimiz ve daha iyi hissedeceğimiz günlere tez elden ulaşabilmemiz duası ile…

Yazar Hakkında

Merve Diken

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!