Toplum ve Yazar

Toplum ve Yazar

Şanlı milletlerin temsilcileri, politikacılar ve yüksek devlet erkânı bir yana bırakıldığında şairler, yazarlar ve fikir adamlarıdır. Milletin şairleri ve yazarları, milleti ve milletin sorunlarını yazanlardır. Yazarın, yazı malzemesi olan dil ise milletin yapı taşıdır. Bir milletin dilini kullanıp ondan izler taşımayan bir eser ortaya koymak imkânsızdır. Yazılan eserin döneminin siyasi zihniyetinin yanında toplumun yaşantısı yazarları etkiler. Bir istibdat dönemi yaşayan toplumun içinde, yazar toplumun sorunlarını kolay kolay dile getiremez.

Bir toplumu var eden en önemli iki öge tarih ve dildir. Bir toplum tarihinden ders çıkarıp çıkardığı dersleri dil aracılığıyla yeni nesillere aktarmazsa tarih yeniden tekerrür eder ve milletler çeşitli felaketleri yeniden yaşarlar.

Bu açıdan milletlerin destanları, menkıbeleri ve efsaneleri sözlü olarak
söylendikten sonra, gelecek nesiller için yazıya geçirilmesinde en büyük görev toplum içerisinden yetişmiş, bilinçli yazar, şair ve fikir adamlarına düşmektedir. Türk tarihinin ve edebiyatının zirvesi
olarak teşkil edilen Dede Korkut Hikâyeleri ile doğal destanlarımızdan Ergenekon, Göç ve Türeyiş destanları tarihimizden dersler çıkarabileceğimiz ve yönümüzü tayin edecek eserlerdir.

Sanatın sanat için yapıldığı dönemlerden birisi olan Divân edebiyatı döneminde şairler toplumun sorunlarından uzaklaşmış ve yüksek zümreye hitap eden süslü, sanatlı ve ağır bir dille şiir ve Yazılarını yazmışlardır. Tanzimat dönemine kadar bu şekilde devam etmiştir.

Tanzimat Fermanı’nın
yayımlanması ile birlikte şairler halk tabanına inerek halkın sorunlarını konu edinmeye başladı. Yanlış batılılaşmayı sert bir şekilde eleştirerek, toplumun doğru bir şekilde modernleşmesini sağlamaya çalışmışlardır. Bu hareketin öncülerinden olan İbrahim Şinasi, Türk edebiyatının ilk modern tiyatro örneği olan Şair Evlenmesi adlı eserinde görücü usulü evlilik konusunu işleyerek toplumun o dönemde kanayan bir yarasına parmak basmıştır.

Cumhuriyet döneminde ise bizzat halk içerisine karışan yazarlar direkt olarak halkın içerisinden halka seslenmiş, halkın sorunlarını dile getirmişlerdir. Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notları adlı gezi yazısı kitabında halkın sorunları, halkın yaşam biçimi doğrudan aktarılmıştır.

Yine Faruk Nafiz Çamlıbel
tarafından kaleme alınan Çoban Çeşmesi ve Han Duvarları halkın içinden,
halkın sesini duyuran eserlerdir. İstiklâl şairi Mehmet Akif, Türk milletinin çok zor bir süreçten geçerek Kurtuluş
Savaşı’nda yazılan destana ithaf olarak kaleme aldığı İstiklâl Marşı ile bir milletin şairinin yazı ile nasıl haykırabileceğini göstermiştir.

Şairleri, yazarları ve fikir adamları tarafından mahzun bırakılan, konu edilmeyen bir millet bayram gününde öpeceği bir baba eli bulamayan öksüz çocuğa benzer. Milleti konu edinmeyen bir şairin ise
onu besleyen, büyüten annesini-babasını kendi kaderlerine bırakıp kendi yolunu çizen hayırsız evlattan bir farkı yoktur. Toplum şaire, yazara ve fikir adamına; şair, yazar ve fikir adamı da
Topluma muhtaçtır.

Beğen  
Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Yazar

1998 yılında Nevşehir'de doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimimi Nevşehir'de tamamladım. 2016 yılında Ahi Evran Üniversitesi Türkçe eğitimi bölümünü kazandım ve eğitimime devam etmekteyim. Şiirin insanları ruhsal olarak doyurmada bir araç olarak kullanılmasından yanayım ve bu sebeple insanların kulaklarına değil ruhlarına hitap etmeye çalışıyorum. Bu dünyaya bir iz bırakmak ve hatırlanmak adına naçizane yazıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir