Taşın Ahvali

Taşın Ahvali

Yokuş aşağı bırakılmış bir taş gibi
Yuvarlanıp gidiyordu hayat.
Taşın saatteki yuvarlanma hızını hesaplamayı öğretiyordu gittiği okullar.

Taş rengine dönüyordu gözünün gördüğü her yer yaşadığı günlerin sayısı çoğaldıkça
Mavinin yeşilin sarının pembenin yerini
Kurşuni bir grilik alıyordu.

Gri tüm renkleri hızla boğuyordu
Hızla boğuluyordu insanlığın içindeki renk
Renkli zamanlar yani çocukluğum
Betonun ardına hapsediliyordu.

Ne anlıyordu ki vaktinin çoğunu taş gibi
Bir vücudu olsun diye harcayanlar
güzellikten?
Oysa güzellik tüm renklerin bir renkte toplanmasıydı taş gibi vücutları olanlar için.

Bazı taşlara ederinden fazla değer veriliyordu.
Taşın büyüklüğüyle ölçülüyordu aşklar.
Kimiyse kendi taktığı taşı taksitle almayı özgürlük sayıyordu.

Taşı sıksa suyunu çıkaracak mahareti
Küçümsüyordu kiralık köleler
Emeği, çabayı, ekmeğini taştan çıkarmayı

Alın terini.
En çokta duvar örüyordu taş yürekliler
Kimseyle göz göze gelmemek için
Adına yalnızlık dedikleri buzdan şatosunda
Hayatlarını beyhude geçirirken.

Bazıları ise taşın da doğasının toprak olduğunu iyi biliyordu.
Topraktan gelip yine toprağa gittiğini
Aç gözü bir avuç toprağın doyurduğunu
Yeşermek için bir başka hayatta toprağa gömülmenin bir son olmadığını
İyi biliyordu.

Beğen  
Sonraki Yazı
Yazar

Hayattaki nihai hedefi yaratılanı,yazılanı okumak olan, okuduklarını kendine saklayaman bir paylaşımcı. İnsanı ve yaratılanı yaratandan ötürü seven bir hümanist. Sizin en hayırlınız öğrenen ve öğretendir müjdesine nail olmaya çalışan bir eğitimci. Sanatın insanı yansıtan bir ayna olduğuna inandığı için her dalıyla az çok ilgilenmeye çalışan bir sanatsever. Daha yaşanılır bir dünya için gözüyle değil yüreğiyle bakmaya çalışan bir hayalperest.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir