Tarihin Önsözü Bursa’da Yazıldı

Tarihin Önsözü Bursa’da Yazıldı

Rüya ile başlayan bir yolculuk. Henüz ilâhi kelimetullah yolundaki kutlu yürüyüşün  ilk  yılları. Söğüt, Bilecik, Domaniç, Eskişehir, Bolu, Sakarya ve İnegöl başta olmak üzere Köprühisar, Yarhisar, Kite ve Kestel egemenlik altına alınmış, Mudanya ve Orhaneli’nin de alınmasıyla birlikte Bizans ile Bursa’nın tüm bağlantısı kesilmişti. 10 seneden fazla süren kuşatmaya artık ne Bursa halkının takâti kalmış ne de 70 yaşına gelip binbir hastalıklarla mücadele eden Osman Bey’in dayanacak gücü…

Bir ömür tüketti Osman Bey, Bursa uğrunda. Lâkin fetih ona nasip olmadı.

Vakit

6 Nisan 1326…

Oğlu Orhan Bey kuşattı son kez Bursa’yı. Bursa, Osmanlı’ya teslim edildi. Osman Bey, çok istediği fethi gerçekleştiremese de, şahit oldu ve ardından göçtü aslolan yurduna. Oğluna vasiyetiydi, “Ey oğul, beni şol gümüşlü kümbete koyasın…”

Ve vasiyeti, yerine getirildi.

Boşuna dememiş Âşıkpaşazâde, “Bursa cenk ile alınmaz, sabır gerek.”

Bundan mıdır bilmem ama Bursa, sabır ve sukûnet şehridir benim nazarımda. Öyle olmasa der miydi Ahmet Hamdi Tanpınar: “Bir zafer müjdesi burda her isim, sanki tek bir anda gün, saat, mevsim…”

Bursa’da zaman billûr bir avize. Her Bursalının, gittiği yere çantasında taşıdığı şehir. Çünkü bilirim, Bursalılar nereye giderlerse gitsinler, Bursa’nın dışında her yer onlara gurbettir.

Vaktiyle Somuncu Baba Hz.leri Bursa’da yaşarken, sırrına vâkıf olunmasıyla birlikte Bursa’yı terk etme kararı alır. Süleyman Çelebi, Molla Fenari, Emir Sultan ve İvaz Paşa gibi devrin ileri gelenleri, gitmekte kararlı olan Somuncu Baba’dan beldeleri Bursa için dua isterler. O’da, Bursa’ya bakarak, “Bursa’nın bereketi eksilmesin, velisi bitmesin” diye dua eder.

“Bugün belde dışına çıkan Bursalıların, dönene kadar şehri özleyişi belki de bu yüzdendir.” Velisi çoktur Bursa’nın. Üftâde Hz., Aziz Mahmud Hüdâyi, Eşrefoğlu Rûmi, Süleyman Çelebi, Abdal Murad, Okçu Baba, Karaca Ahmed, Emir Sultan Buhari, Molla Fenari, Şeyh Hamid-i Veli…

Hepsi Bursa’nın maddî ve manevî fethi için buradaydı zamanında. Amaçları ve gâyeleri tekti. Allah’ın arzusunu yerine getirmek, rızasını kazanmak… Bursa’yı rûhaniyetli bir şehir yaptılar ki, Evliya Çelebi “rûhaniyetli bir şehir” diye bahsetti Bursa’dan.

Her sokağının tarihe tanık olduğu bir memleket burası. Siz hiç “sadelikle süslenen” bir şehir gördünüz mü? Görmediyseniz yolunuz henüz Bursa’ya düşmemiş, düşmüşse de Bursa’yı doğru kişiyle gezmemişsiniz demektir. Ben neden mi bu kadar iddialı konuşuyorum? Çünkü iflah olmaz bir Bursalıyım…

Ama zaman zaman şunu da sorguladığım olmuştur. Böyle bir şehre Mimar Sinan, niçin eser bırakmadı? Cevabını sizler sayesinde öğrendim. Mimar Sinan, hürmeten Bursa’ya bir cami yapmamış. Evet evet, bizim Tokiler adı altında diktiğimiz ucubelerin bulunduğu şehre, Mimar Sinan hürmeten eser bırakmamış.

Yapacak olsa bir Süleymaniye, bir Selimiye yapamaz mıydı? Yapardı elbet. Evvelki yapıların oldukça sade, küçük ve alçak boyda olmasından, kendi eserlerinin gölgesinde kalırlar diye, ceddine hürmeten bir eser bırakmamış. Biz ise bugün, şehrin göbeğine bilmem kaç katlı apartmanlar, üçgen piramit şeklinde Avm’ler dikiyoruz. Üstelik bunu marifet sanıyoruz. Galiba farkımız bu. Umarım neleri kaybettiğimizi hatırlar ve bir an evvel  betonlara hapsolan dünyamızdan kurtuluruz.

Ezcümle, yazarının anonim kalmasını istediği uzunca bir şiirden, mütevazi iki mısra armağan ediyorum Bursa’ya…

“Yazmak olsun diye yazsam süslü cümle çok aklımda,

Arzuhâlim anlatsam bir tek cümle yok aklımda…”

Yani diyor ki şair, yeşillikler kifâyetsiz kalıyor Bursa’yı anlatmaya…

Hâsılı, bir gün Bursa’da görüşmek dileğiyle… 🙂

Beğen  1
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir