Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Söyleşiler > Tahir Ceyhun Yıldız İle Kitaplar Üzerine Söyleşi

Tahir Ceyhun Yıldız İle Kitaplar Üzerine Söyleşi

Merhaba Tahir Bey. Kitap okumaya kaç yaşında başladınız?

Merhabalar… İlkokula gitmeden okuma yazmayı öğrenmiştim. 1.sınıfa başlamadan önce gazete ve minik hikâye kitapları okuduğumu hatırlıyorum. Yani 6 yaşında. Hatta ilk okuduğum kitapları da hatırlıyorum. Nezleci ve Gulliver’in Serüvenleri…

Editör olmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında editör olmaya yönelik bir kararım hattâ bir planım olmadı. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü okumam hasebiyle bazı dergilerin ‘editör aranıyor’ ilanını görünce ve bazı yazım yanlışlarına asla tahammülüm olmaması nedeniyle kendimi öne attım, diyebilirim.

Bir editör sadece mesleği gereği birtakım okumalar mı yapar? Mesleği çerçevesinde yaptığı zorunlu okumalar hem iyi bir okur hem iyi bir editör olması için yeterli midir? Bu konuda okuyucularımızı bilgilendirebilir misiniz?

Hayır. Nitelikli okur sadece tek kulvardan ilerlemez. Editör için de geçerli bu. Bir editör, edite ettiği yazı ve konu hakkında bilgi sahibi değil ise yazıda bulunan yanlışlığı nasıl tespit edebilir, nasıl düzeltebilir? Okurluk da öyle. Eğer okur, dert sahibi ise en çok dinin gereklerini öğrenmek için okur. Sonra tarih okur ki milliyetinin gereklerini öğrenir. Okur tek bir yere saplanıp kalmaz. Bir konuyu birçok yerden okur. Kafasına yatmayanı araştırır. Serde münekkidlik/musahhihlik olduğu için en güvendiğim yazarların yazdıklarında bile zihnimizde soru işareti bırakan bir yer olsa hemen farklı kaynaklardan araştırır, doğruyu öğrenme yoluna giderim. Mühim olan ayda çok kitap okumak değil; okuduklarından ne alabildiğin, ne kazanabildiğin… Şimdi sosyal medyada ay sonunda okuduğu kitapları paylaşanlara bakıyorum. 12 tane kitap okumuş bir ayda. İçeriğine bakıyorum cinsiyet, vampirli, büyülü, cadılı kitaplar. Bilmiyorum bu tarz kitaplardan ne kazanılır?

Günümüzde internetten kitap satışı çok yaygın. Öyle ki sahafların açtığı sosyal medya hesaplarında dijital mezatlar dahi yapılıyor artık. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ve siz kitaplarınızı nasıl temin ediyorsunuz? 

Hiç dijital mezata katılmadım ama varlıklarından haberim var. Ben kitabevinde zaman geçirmeyi sevenlerdenim ama internetten sipariş yapmayı da çok seviyorum. Şöyle diyeyim: Kitabevlerinde nasıl raflar arasında gezmeyi seviyorsam, internetten sipariş verdiğim kitapların ambalajını açmasını da seviyorum. O da ayrı bir lezzet veriyor bana. Sonra hepsini tek tek masaya diziyorum. Öyle seyrediyorum.:)

Kitaplar sadece okumak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir, der Walter Benjamin. Sizin bu hususta geliştirdiğiniz bir bakış açısı var mı?

Evet. Benjamin çok güzel demiş. Bu hususta geliştirdiğim bakış açıları elbette var. Mesela derim ki: Her kitabın bir kaderi vardır. Yani bir okunma vakti vardır. A kitabı, aylarca okuma listemizde, masamızda durabilir. Bir kitabı okurken, o A kitabını okuyacağımıza sözler veririz ama hep başka kitaplar girer araya. Sonra sıra o A kitabına gelir ve deriz ki: Ben bu kitabı niye daha önce okumadım? İşte bahsettiğim tam da bu… Sonra ikinci olarak kitabın içinde vak’âlara kendimizi öyle kaptırırız ki; bitmiş gitmiş, üzerine asırlar geçmiş bir tarihi olayı okuyor olsak bile kitapta geçen olayların değişmesini bekleriz. Sanki günümüzde vukû buluyor ve biz o olayın sonucunu değiştireceğiz gibi hissederiz. Mesela merhûm Mustafa Âsım Köksal’ın “Hz. Hüseyin ve Kerbelâ Fâciâsı” kitabını defalarca okumama rağmen, her okuyuşumda hâlâ sonucun değişmesini ümit ediyorum. Üçüncü olarak da; kitabın içinde ben de varmışım gibi hissederim.

Evinde küçük de olsa bir kütüphanesinin bulunmasını isteyen çok insan var. Kimi bunu mesleği,  yöneldiği bir çalışma alanı neticesinde gerçekleştirirken kimisi okumayı sevdiği ve belki çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırmak için yapıyor. Bir kütüphane nasıl meydana gelir? 

Bir kütüphane oluşması için öncelikle emek harcamak gerek ama ondan önce de sevgi gerek. Öyle yâ; insan sevmediği bir şeye nasıl emek harcasın?! Kitapları sevmek, sevdiklerini okumak gerek. Sonra azim, kararlılık gerek. İrade gerek ve bazı şeylerden feragât etmesi gerek. Mesela kişinin elinde 50 tl var. Bu 50 tl ile yâ çok beğendiği tişörtü alacak ya da kitaphânesine kitap alacak. Bahsettiğim budur. Tişörtü erteleyip kitap aldığında kitaphane meydana gelir.

İyi kitap ona dair söz söylemenin gittikçe zorlaştığı kitaplardır. Kötü kitap ise kendini belli eder ve tanımlanması kolaydır. Bir kitabın kötü olduğu nasıl anlaşılır?

Kötü-iyi kavramı göreceli bir kavramdır. Bana göre kötü olanları saymaya başladığımda piyasada çok satanların çoğunu çöpe atmak gerek. Çünkü ölçütlerim çok derin. Mesela kesinlikle “elifli, vavlı, eyvallahlı” kitaplara itibar etmem. Ama 9-10 yıldır çok satanlarda bu tarz kitaplar yok mu? 🙂 Sonra kurgu ayağına büyüklerimiz için olur olmadık uyduruklar atan kitapların da atılması gerekir. Mesela sonra… ‘şafak’lı, ‘yağmur’lu kitaplar… Bilmem anlatabildim mi? 🙂

Şu anda hangi kitabı/kitapları okuyorsunuz?

Şu anda İmam Nevevî Hazretleri’nin Hz. Peygamber -sallâllahu aleyhi ve sellem-‘in hadislerini derlediği Riyazü’s-Sâlihîn eserinin 3.cildini okuyorum.

Dilhâne’nizde yer edinmiş bir kitap tanıtım yazısı veya eleştirisi var mı?

Dunyabizim.com’da yayınlanan Madde Âleminden Mana Âlemine Bir Yolculuk: Leyla ile Mecnun‘ isimli incelemeyi sevmiştim.

Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Estağfurullah, ben teşekkür ederim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir