Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Yazılar > Sultan Süleyman’ın En Büyük Seferi

Sultan Süleyman’ın En Büyük Seferi

Kanuni Sultan Süleyman’ın en büyük seferi hangisidir? İran seferi mi? Macaristan Seferi ve Viyana Kuşatması mı? Adı bile güzel, Alman seferi mi? Mohaç mı?.. Bize göre Sultan Süleyman’ın en büyük seferi bunlardan biri veya daha başkası olabilir; fakat Sultan’ın kendi şahsı adına en büyük seferi, bir insanoğlunun çıkacağı en sıra dışı yolcuk olan ölümdür elbette. Fakat Sultan Süleyman, bizden farklı olarak bu yolculuğuna da orduyla, atla; kılıçla, tüfekle, topla hazırlanmıştır. Çünkü bunlar cihadın bir parçasıdır.

Ve bir devlet reisinin yanında götüreceği en büyük hazine, uyguladığı adalet ve ila-yı kelimetullah gayretidir. Sultan’ı 80 yaşında Zigetvar yollarına düşüren şey, işte bahsettiğimiz bu gayrettir.

Her ne kadar şehzadeliğinde süslü püslü kıyafetler giyip babası Yavuz Sultan Selim’den “Oğlum Süleyman, anana giyecek elbise bırakmamışsın.” diye azar işittiği rivayet edilse de Sultan Süleyman Han, özellikle ahir ömründe tevazuuyla; yer sofrası, tahta kaşık, abdest, namaz, tevbe-i istiğfar ile ölüm yolculuğuna hazırlık yaptı. Seferden önce candan sevgili, iki gözünün nuru Selim’e mücevher sandığı ve kıymetli pazubentlerle beraber bir mektup gönderdi. Mektubunda bu eşyasını vakfeylediğini belirterek oğluna bunları bahasıyla satıp onunla Cidde’ye su getirmesini vasiyet etti. Çıkacağı seferden dönüşünün olmadığını biliyordu.

Hünkâr’ın tezimizi destekleyen asıl vasiyeti, meşhur sandıkla beraber gömülme vakasıdır. Süleyman Han, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye bir sandık bırakmış ve bunun da kendisiyle birlikte gömülmesini vasiyet etmiştir. Böyle bir şey İslâm’a uygun olmayacağı için Ebussuud Efendi sandığı açıp baktığında içinde Sultan’ın o güne kadar yapacağı işler için Şeyhülislam’dan aldığı fetvaların olduğunu görür. Ve meşhur, “Ey Süleyman, sen kendini kurtardın. Bakalım ben kendimi nasıl kurtaracağım?” sözünü söyler.

Peki, acaba Muhteşem Süleyman, gerçekten kendini kurtarıp bu en büyük seferinde de zafer kazanabildi mi? Hayır, bu sorunun cevabını tarih veremez. Elbette devletin iç ve dış siyaseti etkendir fakat Süleyman Han’ı Zigetvar Seferi’ne çıkaran, kendi en büyük seferine hazırlanma gayesiydi. Sultan 1553 Nahçıvan Seferi’nden beri ordusunun başına geçmemişti. Yaşlanmıştı, ciğeri yanmıştı, hastaydı… Avusturya hududunda karışıklıklar ortaya çıkmıştı. Avusturya’nın yeni kralı, Osmanlı’ya ödedikleri vergiyi kesmişti. Bu ve benzeri olumsuzluklar Osmanlı’da Sultan’ın ordunun başında sefere çıkmamasıyla ilişkilendiriliyordu. Sultan Süleyman’ın, çıkacağı bir seferi tamamlayamadan vefat edeceğinden endişe duyuluyordu.

Fakat yönetici, asker bütün devlet erkânında, halkta, hatta Padişah’ın kızı Mihrimah Sultan’da bile bir sefer-i hümayun beklentisi vardı. 1566 Nisan’ının sonunda Avusturya’ya savaş ilan edildi. Yaşlı Padişah, görülen lüzum üzerine ordusunun başında sefere çıkmaya karar vermişti. At sırtında başladı yolculuğuna. Edirnekapı’yı geçtikten sonra rahat bir arabaya nakledildi. Sadrazam önden gidip arabasının sarsılmaması için yolları tanzim ettiriyordu. Fakat Sultan şehirlerden geçilirken atına biniyordu.

Bir ayın sonunda Tatar Pazarcığı’na gelinmişken torunu Murat’ın (3. Murat) bir oğlu olduğu müjdesi geldi. Sultan Süleyman, haberi getiren ulağa, “Atalarımızda hep Murat oğlu Mehmet olagelmiştir. Adı Mehmet (3. Mehmet) olsun.” emrini verdi. Yolculuğun 49. gününde Belgrad’a gelinmişti. Sultan burada durup yıllar evvel verdiği sözü tutmak üzere, oğlum dediği Prens Sigismond’a Macaristan tâc-ı kralîsini giydirdi.

7 Ağustos’ta Zigetvar Kalesi’ne varıldı. Hücum üzerine hücum yapıldı. Neredeyse bir aylık kuşatma sonunda kale düşmedikçe Padişah’ın sabrı tükeniyordu. “Bu kal’a benüm yüreğüm yakmuşdur. Dilerüm Hakk’tan ateşlere yana!” diye beddua ediyordu. Sultan Süleyman’ın bedduası da bir emirdi. Kale ateşe verildi. Ama kâr etmedi. Sultan, Zigetvar Kalesi’nin fethinden 1 gün önce, 1566’nın 6 Eylül’ünü 7 Eylül’e bağlayan gece vefat etti. Daha doğru bir ifadeyle, Sultan vefat edince Sokollu Mehmet Paşa, Sultan’ın ağzından kalenin derhal o gün alınmasını emretti ve ordu son bir gayretle bu şerefe mazhar oldu.

Sultan Süleyman, divanında ölümüyle ilgili,
“Son nefesde sakla imânum benim / Bulmaya yol ana (ona) şeytan-ı racîm” diye niyazda bulunmuştu.

Cenaze otağ-ı hümayunda yıkandı. Vefattan haberdar olan 12 kişi cenaze namazını kıldı. Daha sonra Hekimbaşı Kaysûnîzâde, cenazenin iç organlarını çıkardı. Bunlar bir gümüş leğen içerisinde çadırın içine -sonraları Türbek adı verilecek olan, Zigetvar açığındaki bir noktaya- gömüldü. Buraya ilerleyen zamanlarda bir başka Sokollu, Budin Beylerbeyi Mustafa Paşa türbe inşa ettirecekti. Türbek ismi, Macar diline, kapısında “Muhteşem Süleyman’ın kalbi burada gömülüdür.” yazan bu türbeden kalma. Sultan’ın naşı ise kefenlendikten ve tahnit edildikten sonra tahtın altına geçici olarak defnedildi.

Sokollu Mehmet Paşa, Sultan’ın vefatını vezirlerden bile gizledi. Yeni padişah gelene kadar öncekinin vefatını gizlemek bir devlet geleneğiydi fakat burada gelenekten öte bir zorunluluk vardı. Bu uğurda Hasoda muvazzaflarından Hasan Ağa makyajla Sultan Süleyman’a benzetildi. Sokollu, sanki Sultan sağmış gibi otağ-ı hümayuna girip çıkıyordu. Sultan’ın hattını Silahdar Cafer Ağa’ya taklit ettirerek sahte tezkereler yazdırdı. Böylece fethi tamamlamayı başardı. Yine şüphe doğuracak bir hâl meydana gelmemesi için cenazenin yanı başında fethi kutlayan şenlikler bile düzenletti. Zigetvar’ın en büyük kilisesini camie çevirtti ve Sultan’ın cuma namazını burada kılacağını ilan etti.

Sonra da Sultan’ın nikris hastalığından pek muzdarip olduğu için namaza çıkamayacağını duyurdu. Tahtın tek varisi Şehzade Selim, o anda Kütahya Sancakbeyliği’nde bulunuyordu. Şehzade’ye 23 gün sonunda haber ulaştı. Kendisine Sadrazam’ın mektubunu getiren Hasan Çavuş’un bile Sultan’ın irtihalinden haberi yoktu. Şehzade 3 günde Kütahya’dan İstanbul’a ulaştı. Yeni Padişah’ı karşılamaya kimse gelmemişti.

Çünkü İstanbul Muhafızı İskender Paşa, Sokollu Mehmet Paşa’nın Sultan Süleyman’ın vefat ettiğini, 2. Selim’in İstanbul’a gelerek tahta geçeceğini bildiren fakat üstü kapalı bir dille yazdığı mektubunu anlamamıştı. Ebussuud Efendi, Selim’in tahta çıktığını ilan etti. Sokollu Mehmet Paşa, Padişah’ın vefatını, Şehzade Selim padişahlığı almış vaziyette at tepip babasının tahnit edilmiş bedeniyle Belgrad’da buluşana kadar gizledi. Bu süreçte orduyu 48 gün oyalamıştı. Büyük şair Baki bu olayı “Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han” adlı terkib-i bendinde, “Halk-i cihana kırk sekiz gün duyurmadı.” şeklinde özetlemiştir.

Ordu, bu yolculuğun son demlerinde vefatı öğrendi. Belgrad yakınlarında hafızlar araba çevresinde Kur’an-ı Kerim okumaya başlayınca askerler işi anladı. Feryad u figânlar başladı, yürüyüş durdu. Fakat Sokollu, “Kardeşler, yoldaşlar, niçin yürümezsiniz? Bunca yıllık İslâm padişahını Kur’an ile uğurlayalım. Gaza ile Macaristan’ı İslâm ülkesi yaptı. Hepimizi ihsanlarıyla besledi. Karşılığı bu mudur ki cesedini başımız üstünde gezdirmeyelim?” diyerek orduyu yatıştırmayı başardı.

Ey Muhibbi, başum üzre şu’le-i âhum alem
Şâh-ı ışkam sağlu sollu eşk leşkerdir bana
(Ey Muhibbi, âhımın alevi başımın üzerinde bayraktır. / Aşkın padişahıyım, sağlı sollu gözyaşı ordudur bana.)

Ordu Belgrad’a ulaştıktan sonra yeni padişah 2. Selim’in otağı önünde cenaze namazı, Sultan Süleyman’ın vefatından tam elli gün sonra ikinci kez kılındı. İstanbul’a varıldığında bir cenaze namazı da bütün İstanbul’la birlikte Süleymaniye’de kılındı. Sultan’ın naşı 82 gün sonra Süleymaniye’nin kıble tarafına defnedildi. Bugün üzerinde Mimar Sinan’ın yaptığı türbesi bulunmaktadır.

Babası Yavuz Sultan Selim ona Kur’an-ı Kerim’den bakarak Süleyman ismini vermişti. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman diyordu, Türklerse Kanuni diyeceklerdi.

Öğreneceği zanaat olarak kuyumculuğun seçilmesi, belki de bahtının açık olacağının bir işaretiydi. Avcıydı, iyi kılıç kullanırdı. Bilime ve sanata değer verirdi. Arapça, Farsça ve Sırpça bilirdi. Şiirlerini Muhibbi mahlasıyla yazdı. Biri Farsça olmak üzere 4 divançesi bulunmaktadır ve Divan Edebiyatımızın en fazla gazel yazmış şairidir.
Karahisar, Bolu ve Kefe’de sancakbeyliği yaptı. Yavuz Sultan Selim tahta geçince İstanbul’da babasına vekâlet etti. Daha sonra Saruhan (Manisa) sancakbeyliğine gönderildi. Babasının vefatı üzerine 26 yaşında tahta geçti. 46 yıl hüküm sürdü. En büyük seferinde yola Zigetvar Seferi’yle çıktı.

Azamet ve hüzün… Yüzüne bakanlarda bıraktığı izlenim buydu. Boynuna evlat vebalini alsa da onu tanımlayacak en güzel kelime baba idi. Ölmüş evlatlarının babası, atadığı genç kralların babası, askerinin babası, halkının babası…

Başını terk itmeyince âşık irmez vuslata
Boynuna bâr-ı girândur ana bu serden ne haz
(Âşık, başını terk etmedikçe sevgiliye kavuşamaz. / Boynuna ağır yüktür, ona bu baştan haz yoktur.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir