Söz ve Sükût

Söz ve Sükût

Emzirdi bir peri, bir zaman yüreğinden,
Zamanın dışına sarktı nefesim.

Alınyazım berrak suya kazındı,
Asıldı boynuma üvey anahtarı, hayatın.
Şahdamarımda renkli çiçekler açtı,
Kelebekler uçuşurken mırıltılarımdan.

Her hayat bir ağaç, henüz tahta olmamış,
Her kundak bir tabut, çivisi çakılmamış.

Aynalardan geçtim sırrına değdim,
Nereye baksam ancak, cismim ilişti,
Takıldı tenim, sızladı aklım,
Tersine su çekti hep, hayal dolabım.

Denizler biriktirdim kandilime, geceler için,
Bir gece bulamadım rüyalar için.

Durgun rüzgârlar hasat ettim her sonbahar,
Bulutlar soludu gözlerim, kurudukça yüreğim.
Boşluğa tutundu nefesim, ölüm almadan önce,
Ecel yığıldı, ömrün zirvelerine düştü gölgeler…

“Söz”de mânâ, mânâ da söz arayıp durdum,
Sükûttan başka mânâ yokmuş “söz”de, anladım…

Beğen  2
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir