Yazılar

Şeyh Şamil ve Kafkasya Gazavatı

*Ey inananlar kılıçlarınızı çekiniz!
Yardımımıza koşunuz:
Sessizliğe ve uykuya veda ediniz,
Sizi Allah adına davet ediyorum!
Allah aşkına, Allah aşkına…

Ey gayretli Müslümanlar
Gelin, gelin ve zafer kazanın,
Zafer sizindir ey İnananlar
Zafer sizindir ey Seçilmişler
Allah aşkına, Allah aşkına…

*Bu sözler, Şeyh Şamil ile birlikte savaşa giden müridler tarafından, yavaş bir şekilde at sürülürken koro halinde söyleniyordu.

Şeyh/İmam Şamil ve Kafkasya (özelde ise Dağıstan-Çeçenistan) isimleri geniş kitlelerce tanınıp, çeşitli zaman/mekânlarda bahis konusu edilmesine karşın hakiki hüviyeti ile bilinmez.

Bu cihetle Şeyh Şamil, diğer bütün şerefli ecdadın, kutlu zevat-ı kiramın kaderini paylaşmış, çok sevilip, sahiplenilmiş ancak yine de sembol bir isim, meçhul bir kahraman olarak kalmaktan öteye geçememiştir. Namı Kafkas Dağlarını dahi aşmış, henüz sağ iken şöhreti dünyanın dört bucağında yankılanmış, yerli halkın ‘İmam’, Rusların ‘Kafkas Kartalı’ dedikleri bu büyük mücahid hangi tarihlerde yaşayıp, nasıl ve niye mücadele etmiş, zannedildiği gibi sadece Ruslara karşı mı savaşmış, devrin büyük devleti Osmanlı ile ilişkileri nasıl olmuş ve sair uzayıp giden sorular da cevapsız kalmaktadır böylece. Bunun en mühim sebeplerinden biri ise maalesef ülkemizde Şeyh Şamil’le ilgili yapılmış ilmi araştırmaların, kapsamlı ve mukayeseli çalışmaların ve hatta umumi manada bu husustaki yayınların çok az olmasıdır.

‘Ülkemizde Şamil hakkında yapılmış tutarlı çalışmaların sayısı yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla Şamil’i tanıyanların ve anlayabilenlerin sayısı da o oranda azdır. Çoğu insana göre o, sadece Ruslara karşı savaşmış bir kahramandan ibarettir. Bunların İmam Şamil’i bir kez bile gerçek kimliğiyle tanıyamadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir takım insanlara göre o; olağanüstü, insan güç ve takatinin ötesinde efsanevi bir hayal şahsiyet; romanlara konu, filmlere baş aktör olacak ilginç bir kişiliktir. Böyleleri de bir türlü aşırı abartının insanı efsaneleştirmekten çok, küçülttüğünün farkına varamayanlardır. Hâlbuki İmam Şamil, gayet sade bir tarifle Çarlık Rusyası emperyalizmine karşı verilen şanlı bir direnişin, soylu ve kutsal bir savaşın çeyrek asırlık lideri ve yılmaz savaşçısıdır.’ ¹

Bununla birlikte Şeyh Şamil, tarihteki bazı mümtaz cihangirler gibi yalnızca şahsi gücü ve Allah’ın inayetiyle birden büyük bir devlet, imparatorluk kurmuş biri de değildir. O hem maddi hem de manevi olarak devam edegelen silsilelerin çok parlak bir halkası, asla unutulmayacak bir mensubudur. Bu cihetle, Şeyh Şamil’i aziz seleflerinden ve ait olduğu coğrafyadan, kültürden bağımsız olarak değerlendirmek de büyük bir yanılgıdır.

Böylece, İnşaAllah yazının ilerleyen bölümlerinde karşılaşılacak pek çok hadiseyi daha rahat tetkik edebilmek için evvela tarih, coğrafya ve kültüre bir göz atalım.

Kafkasya, en basit ve genel tabiriyle doğudan Hazar Denizi, batıdan Karadeniz/Türkiye, kuzeyden Rusya ve güneyden İran’la sınırlanmış, yükseltisi çok fazla olan bir bölgedir. Buna karşın çok çeşitli yer şekilleri ve iklim tipleri de gözlenir. Zirveleri her daim karlı, bazıları 6000 metreyi bulan dağlarının yanında, bölgeyi baştanbaşa sulayan büyük nehirleri, derin uçurumları, geniş yemyeşil vadi ve ovalarının yanında, yüzölçümü hayli küçük de olsa çölü dahi vardır. Ancak yaygın şekilde gözlenen sert karasal iklimi ve uzun karakışları Kafkasların adeta nişanesi olmuştur.

Avrupa ve Asya arasında bir geçit, kuzey ve güney ülkeleri arasında ise dağları sebebiyle adeta bir duvar olan Kafkasya tarihte pek çok kavmin uğradığı, istila ettiği, yerleştiği nadir topraklardan biridir aynı zamanda. Mısırlılar, Medler, Alanlar, İskitler, Grekler, Romalılar, Farisiler, Araplar, Moğollar, Türkler, Tatarlar, Slavlar bu kavimlerden sadece bazılarıdır.

Kafkasya, bu şiddetli akın ve istilaların da ciddi tesiri neticesinde çok çeşitli etnik unsurların barındığı, siyasi birlikten yoksun, bazı kere kavimlerin kendi içlerinde dahi bir idarelerinin, hükümetlerinin bulunmadığı, tamamen kabile taassubuna dayalı bir anlayışa şahit olmuştur asırlarca. Esasında İslam ordularının bölgeye girişi oldukça erken bir tarihte, Hazreti Osman (r.a) döneminde gerçekleşse de İslam şeriatının Kafkaslarda hâkim olması, tam manasıyla kabul görmesi için uzun yıllar beklenecektir.

Meselenin anlaşılmasındaki bir diğer mühim husus ise halk kültürü ve hayat tarzıdır. Burada yine coğrafyanın insan ve toplum üzerindeki büyük etkisiyle karşılaşıyoruz, zira Kafkasya’yı baştanbaşa saran, bazı patika yollar dışında aralarında herhangi bir geçidin, ulaşım imkânının olmadığı doğal bir kale görünümündeki dağlar; yerli halkları yabancı işgalcilere karşı korurken aynı zamanda Kafkas halklarının birleşmesine de mani olmuştur. Bunun neticesinde muhtelif dağlarda, ovalarda, vadilerde kurulmuş olan şehirler ve avullar(köyler) arasında birbirinden tamamen farklı kültürler, inançlar ve diller gözlenmiştir. Öyle ki sadece Dağıstan’da otuzdan fazla değişik dil ve lehçe bulunmaktadır. Bunların yanı sıra senelerce devam eden çatışmalar, mücadeleler ve kan davaları da hiç eksik olmamıştır.

Evet, gerçekten de ‘İmamlar Dönemi’nden, şanlı gazavattan evvel Kafkasya’nın ve yerli halkın vaziyeti pek iç açıcı değildir. Hem Şeyh Şamil’i hem de kendinden evvelki imamları en çok meşgul eden meselelerden biri de budur; yerli halkın asırlardır yaşattığı, bir kısmı İslam şeriatına uymayan gelenekler… Burada ise çok yaygın olan kan davaları, içkiye düşkünlük gibi birkaç husus öne çıkmaktadır.

Velhasıl kelam şunu rahatça diyebiliriz ki, gazavat imamlarının ve bilhassa Şeyh Şamil’in faaliyetleri âlem-i İslam’ı bütünüyle etkilemiş, bir döneme damgasını vurmuş, hatta cihan tarihinde ebedi hoş bir sada bırakmıştır. Bir bakıma, çeyrek asrı aşkın süre boyunca kuzey hattında ümmet-i Muhammed’in hudut muhafızlığını yapmıştır. Onun bu hizmetlerinin kıymeti ve ehemmiyeti sonra ortaya çıkmıştır. Zira Şeyh Şamil’den sadece on sekiz sene sonra Ruslar payitaht İstanbul’a kadar yürüdüklerinde karşılarında herhangi bir ordu tutunamamıştır. Son olarak Çariçe Katerina’nın şu nihai hedefi de belirtilirse Kafkaslardaki mücadele ve mücahedenin kıymeti daha iyi kavranır ‘…bu plana göre İstanbul ele geçirilecek ve Rusya’nın himayesi altında Yunan (Roma) İmparatorluğu yeniden canlandırılacaktı.’²

²John F. Baddeley, Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil (çev. Sedat Özden), Kayıhan yay, İstanbul 1996, Sayfa 82.

Yazar Hakkında

Muhammed Yasin Üstün

‘yeni bir hayatın acemisi’

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!