Sevmek

Kapattığında gözlerini, kalp atışlarında hissetmek sevdiğini… Her atışta yanması, yandıkça daha çok artması sevginin…Sevmek, bir nevi hüzün makamında olabilmek… Bir sonbahar günü, daldan düşen yaprağın toprağa kavuşmasıdır vuslat ve belki bir çiçeğin solmasıdır hasret. Buluttan düşen her bir yağmur damlası, biz insanoğlunun haline bakıp ağlayışıydı belki de. Dağların titreyip yeryüzünü sarsması, denizlerin coşup dalgalanması, Hak karşısındaki acizliğin, kudretin büyüklüğü ile cezbeye gelme haliydi belki, kim bilir…Gökyüzünden kayan bir yıldızın sebebi, secdede gözyaşları içinde ruhunu Rabbine teslim eden bir aşığın teslimiyetiydi. Bir serçenin kırık kanadı, bir bülbülün dertli ötüşü güldendi nitekim. Yer, gök, tüm kainat aşkın sırrıyla kaplıydı hiç şüphesiz. Lakin biz günah kirleriyle kapkara olmuş kalplerin sahipleri, bu sırra erişmekte sağır ve kördük. Emanet bırakılmıştı yüreklere, maksat emaneti asıl sahibine teslim edebilmekti, beceremedik. Vesileye takılı kaldık, bir adım yol alamadık. Gül bahçesine girdik ama gül olamadık. Gül olanların da dikenlerine takılıp, asıl güzelliklerini göremedik. Hak’tan bîhaber âvare dolaşan biz körler ve sağırlar, kendimizi akıllı sanıp her işi bu akılla çözmeye çalıştık ama yanıldık. Gönül akıl ile çözülmez. Aşkta akıl yoktur. Yalnız aşk vardır. Bütün kelimelerin bir araya gelip anlatmaya çalıştığı fakat anlatamadığı, dilin susup kalemin lâl olduğu, yalnızca yüreklerin bildiği sırrın adıdır aşk.

Neslihan Çakır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir