Yazılar

Sevginin Kalbi

Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir soru var, hatta kalbimi hırpalayan.
Kendi kendime cevaplar aradığım fakat hep farklı cevaplar aldığım bir soru.
Soru şu:
İnsan sevdiğini hiç üzer mi?

Şimdi böyle deyince aklınıza bir çocuk şarkısı nakaratı gelebilir. Ama olsun en azından bu da bir farkındalık vesilesi diye sevinebilirim.
Evet insan sevdiğini üzer mi? Üzmeyi ister mi? Üzülse, üzülmez mi?
Aklıma çokça dinlediğim bir sohbetten kısa bir bölüm geliyor, kendimce cevaplar ararken…
Hemen hemen hepimizin ezbere bildiği Leyla ile Mecnun’un aşk hikayesinden kısa bir kesit.

Rivayet odur ki:
Mecnun Leyla’nın sevdası ile yanıp tutuştuğu günlerin birinde, bir adam geliyor Mecnun’un yanına: “Sen” diyor; “bu Leyla’nın aşkıyla yanıp tutuşuyorsun besbelli… Leyla’yı da sana vermiyorlar. Sen git Leyla’yı kaçır.” Mecnun hüzünleniyor. “Ben” diyor “bunu yapamam”
“Neden?” diye soruyor adam.
Mecnun’un cevabı muazzam. Ne zaman dinlesem sanki ilk duymuş gibi içim ürperir:
“Ben” diyor Mecnun; “eğer Leyla’yı kaçırırsam Leyla’nın annesi perişan olur. İçinde Leyla olan bir kalbi ben nasıl ağlatayım!”
Dizlerimin bağı çözülüyor bu cevaba, cümle iddialara verilecek en muhteşem cevap.

İçinde sevdiğim olan bir kalp mahzun olmasın!
Peki ya biz?

Sevdiğimizi iddia ettiğimiz kaç kalbi mahzun ettik?
Kendi ben’lerimizin uğruna kırdık, döktük, un ufak ettik.
Oysaki; biz o kalbi sevmiştik, güya sevmeye de devam edecektik.
Peki ya; sevgi neydi?

İyilikti, güzellikti, dostluktu, emekti sevgi… Uğruna can-ı fedayı göze alabilmekti. Kızılca kıyamet kopsa da içinde, sorana ‘kızılcık suyu içtim’ diyebilmekti. Sevgiliden gelen her şeyi sevgili bilmekti. Hz. Yunus’un dediği gibi: “Kahrın da hoş lütfun da hoş” diye sevgilinin gamına da gül diye sarılabilmekti.
Fakat biz sevdiklerimizi gündelik hayatın telaşları arasına hapsettik. Sıradanlaşan kelimelerle sevgiliyi telaffuz ettik. Belirli günler ve haftalar takvimi gibi sevdiğimizi kapitalist düzenin oyununa âlet ettik.
Oysaki sevgili, her gün sevgili idi. Yirmi dört saat, gece gündüz, her nefes alışverişimizde sevgili.
Mihriban gibi sevgili, Üstad Abdürrahim Karakoç’un dediği gibi:
“Ne adı Mihriban, ne de saçları sarı” Ama sevgili…
Peki ya o zaman gelelim yine aynı soruya:
İnsan gönlündeki Mihriban’ın üzülmesini ister mi, incinsin ister mi?

Eğer Mihriban kadar sevdi ise, istemez. Mecnun’un kalbiyle yandıysa istemez. Yanmaya talipli ise istemez. Yalnızlık nedir bilmiyorsa istemez. Her anı sevgili ile ise istemez. Döner yüzünü sevgiliye, büker boynunu, toza bulanır çehresi de sevgiliden başkasıyla gönül eğlemez.
Değil ki, gönlünü incitsin. Kirpiği kaşına değse, gözüne uyku girmez.
Sevmek işte sevgiliyi böyle, sevgi ile, merhametle, edeple, muhabbetle sevmek…
Suna gibi sevmek, bir Malatya türküsünde geçtiği gibi…
Ama işte bizim soruya cevap arayınca, bizim sevgilerimiz eksik, iddialarımız fazla!
Halbuki ne diyordu Şeyh Sadi Şirazi: “Sevgi ispat ister.”

Bizim ise sevgimiz iddiadan öteye geçemiyor. İddia hırsa dönüşünce amalar yapışıyor sözcüklere, sevgi çekiliyor usulca aradan, inciniyor muhabbet otağı kalpler, inciniyor sevgili…

Velhasıl; biz sevmeyi bilmiyoruz. Sevgiye hürmetimiz eksik. Cahiliz aşktan yana, âşığa da maşuğa da haset eden gözlerle bakıyoruz.
Kalbimizi sorularla imtihan edip, incinip inciniyoruz.
Peki ya üzer mi insan sevdiğini? Üzmemeli, üzmesin…
İşte bundan sebep öğrenebilirsek kırmadan incitmeden sevmeyi, dünya o zaman farklı bir dünya olacak, gökyüzü başka bir maviye boyanacak, zaman bize ayak uyduracak. Saatin dönüş hızı kalbimizin ritmi ile bir olacak.
Belki bu zor olacak, ama olursa bütün kalpler iyi olacak…

Yazar Hakkında

Gülden Bayraktar

1986 Samsunlu doğumlu, Ebrar ve Ertuğrul isimli iki emanetin emanetçisiyim. Eğitime açıköğretimden devam eden, fiili okuma yazma gayreti olan okur-yazarım. Genç nesillere faydalı olmak adına gençlik kulüplerinde eğitim görevine devam etmekteyim. Yazma hikayem okumakla başladı. Tasavvuf ve aşka dair okumalar rehberim oldu. Temennim bir ömrü kalbimin rehberi eşliğinde yazarak ve yaşayarak geçirmektir.

Yorumlar

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!