Perşembe, Aralık 12, 2019
Dilhâne > Yazılar > Semtin Orta Yeri

Semtin Orta Yeri

Semtin orta yerinde ağlamaya başladı. Gözyaşları kaldırımlara adeta mürekkep misali düşüyor ve şiir yazıyordu. Kaldırımlara yazılan şiirler, bir simitçinin tezgâhında bekleyen son simidin satılacağı kişiyi bekliyor ve o simit de satıldıktan sonra yağan yağmurla birlikte akıp derelere, derelerden denizlere karışıyordu. Denizlerin kıyılarındaki limanlarda bekleyen gemiler, bir yandan yüklerini
indirecek çekicileri beklerken, öte yandan açık denizlerde korsanlarca açılan hasarlarının tamiri için ustaları istiyordu. Ancak tamirci çırakları yakalandıkları ağır tifüs ve verem salgınlarından ayağa kalkamıyor, yataklarından çıkamıyorlardı. İlaç ve serum bulunamıyor, bulunan ilaçlar da kıtalar arası geçiş noktalarında durdurularak ya da haramilerce gasp edilip el konuluyordu. Böylece ilaç gelmiyor, tamirci çırakları iyileşemiyor, gemiler tamir edilemiyor, yükler indirilemiyordu. Yükler indirildikten sonra gemilerin dönüşlerine yüklenecek olan kasabanın değirmenlerinden gelen taze unlar, çuvallar içerisinde, ekmek olacağı meşe fırınlarını hasretle beklerken; çiftlikten gelen süt, varacağı bebek mamasının yolunu gözlerken; baharatlar ulaşıp da iyi edeceği hastalıkları sabırla düşlerken… Anneler bebeklerine fanila ve çorap örmek için ipleri dizerken… Halılar en nadide aşkla dokunup ince yürek işçiliğinde nakşedilirken… Kuzular koyunlara sığınıp soğuktan korunur ve arılar türlü ziyaretle topladıkları balları indirecek kovanlara yanaşırken…

Vaktin gece yerinde, hekimler gerekiyordu. Yırtık çadırları dikecek terziler… Zümrüt-ü Anka’ya, aşk denizini, kıskançlık vadisini, hırs ovasını sabırla uçarak aşması gereken sadık ve azimli kuşlar istiyordu vakit. Derken, semtin ortasında ağlayan gencin kaldırımlara düştükten sonra yağan yağmurlarla derelere ve oradan da denizlere karışan gözyaşları gemilerin beklediği limanların koylarına kadar ulaştı. Gemilerden aşağıya atılan kovalarla suları çeken mürettebat, bütün kurnaları doldurarak, hasta yataklarında yatan tamirci çıraklarına suları ulaştırdı. Korkulan olmadı. Tamirci çırakları bu sularla daha çok hasta olur diye endişe edilirken, çıraklar şifa buldu. Ancak kimse, şifanın kaynağının ta ki o semtin ortasından sulara karışarak gelen gözyaşlarından olduğuna emin olamadı. Kalktı tamirci çırakları ayağa. Ellerine aldılar takım çantalarını. Kimi koşarak, kimi bisikletleriyle ustalarının yanına gittiler yeniden. Başladılar tamire. Demirler yağlandı, çarklar yapıldı, pervaneler parladı. Kaf Dağı’ndan bir rüzgâr esmedi, hayır. Lakin semtin ortasına damlayan bir damla gözyaşı Kaf Dağı’nın tüm zengin su kaynaklarını aldı getirdi. Afrika’nın madenlerini, uçsuz çöllerini, aşılmaz dağlarını bir çırpıda eritti. Simyacı olmadı lakin tüm tılsımları açığa vurup hazine etti. Gemilerin, vaktin yorgunluğunda uzak yollardan çekip getirdiği nice yükün hanelerin ocaklarında yeniden can bulduğu günlerin… Yazılmış ancak yazanların çekmecelerinde kimselere gösterilmeden yayınlanmayı bekleyen sırdaş kitapların… Kekiklerin, zencefillerin, zerdeçalların, papatyaların sıcak suların sinesinde başka bir hâl ile deva olduğu hürmetine…

Şahit oldu takvim, saat, akrep, yelkovan, tespih ve su.
Şahit oldu duvarlar, tavan, çeşmeler ve havlu.
Şahit oldu sedir, minder, pencere ve halı…
Tamir oldu gemiler, kavuştu nimetler, koştu bebekler, uçtu bülbüller.

Limanlardan ayrıldı gemiler; kasabanın değirmenlerinden gelen taze unlar, çuvallar içerisinde, ekmek olacağı meşe fırınlarına kavuşurken; çiftlikten gelen süt, varacağı bebek mamasına sevinçle katılırken; baharatlar limanlara, limanlardan derelerin kıyılarındaki beldelerin pazarlarına ve o semtin pazarına da ulaştı. Bir anne aldı pazardan aldıklarını. Kilerine serdi. Tenceresine döktü. Sofrasına bırakıp hanesine sundu. Sofradan kalktı genç adam. Çıktı haneden. Aştı sokağı. Vardı caddeye. Geçti oradan, indi meydana, semtin orta yerine. Semtin orta yerinde ağlamaya başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir