Pazar, Ağustos 18, 2019
Dilhâne > Yazılar > Sanat-ı Aşıkîn: Mimar Sinan

Sanat-ı Aşıkîn: Mimar Sinan

“Geçti bu demde cihandan, Pir-i Mimaran Sinan…”

Ademoğlu Dünya sürgününe geleli beridir, bir imar bir hilafet bir sancak mücadelesi ile geçiyor şu devrandan. Kâh inşa ederek kâh ihmal ederek; kâh ihya ederek kâh imha ederek…

Anadolu. Nasreddin Hoca misal, dünyanın merkez adresini buram buram dolduran tınılar.

Bir ucunda İran illeri. Bir ucu Balkanlar… Şu yukarıda Karadeniz, aşağıda Akdeniz, Kızıldeniz… Beyrut, Kâhire, Mekke, Sudan, Libya, Tunus, Cezayir… Halep, Bağdat, Musul, Şam sonra… Edirne… Ama en çok İstanbul. Aziz İstanbul.

İnsan, dağların kabul etmediği bir sorumluluğun vebali ile geziyor bu coğrafyayı. Yürüyor ezelden ebede. Bir an.. Bir an’lık hikâye olup geçiyor asıl yurda.

İşte kimilerinin hikâyesi destan oluyor bu diyar-ı hane’de. Taşı gül ile buluşturup çinide aşk imar ediyor. Adem’in Dünya hâlinde derin izler bırakıp, nişaneler koyuyor.

Sinan… Sultan’ı Yavuz olan Selim devrinde Kayseri’den davet üzerinde davetle nasibine teslim bir kader çizgisi. O çizgi ki, asırlar sonra şairlerin kaleminden mürekkep olup akıyor. Acemi oğlan Ocağı’nda bir Sinan. Henüz 22 yaşında. Dülgerliği öğrenip devrin başarılı ve kıdemli mimarları ile çalışmak nasip olan Sinan. Gittiği her yerde gönlü ile izleyen. Gören. Gördüğünü okuyan, O ilk emir aşkına… İstihkam komutanlıkları, imar sorumlulukları…

Sinan oluyor da erkek çocuklar. Mimar Sinan ancak böyle oluyor. Mimar olmak üzere gelmiş bir Sinan olmak gerekiyor. Ne her mimar, Sinan olabiliyor ne de her Sinan’dan mimar çıkıyor.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen Edebâli atanın işaretinde, insanın yaşadığına dair mühürler vuruyor Mimar Sinan. Bu mühürler vurulurken aklıselim, lojistik kabiliyeti en yüksek verimlilikte, sabırlı ve bilgiye açık, kamusal nihai başarıları kişisel zaaf ve ihtirasların üzerinde tutarak yapıyor. Devlet yaşıyor insan yaşadıkça. Hakk ile olup Hakk’a olmaya gayret ediyor. Peygamber Ocağı ordusu İran üzeri sefer ederken, Sinan Van Gölü’nü 2 haftada 3 kadırga yapacak bir azim ve cesaretle devlet olup geçiyor örneğin. Bosna’da köprü oluyor. Ordu gitsin, ordu yürüsün, devlet olsun, İslâm kılsın diye, toprağı incitmeden aşk-ül ayn kokuyor. İbadet ediyor Mimar Sinan. Mimar bedenini, erdem ruhunun emrine amade kılıyor. Ruhunda üflenmiş nurdan nefesi taşlara, sütunlara yükleyip Gök kubbe altında kubbeler ile zikrediyor. Kendisine emanet edilen mühendislik bilimini, sanat ilmine harç edip karıyor, Mimar mirasları açıyor önümüze. Asırlar öncesinden asırlar sonramıza ufuklar saçıyor. Köprüleri yalnız ırmağı geçmek için yapmıyor. Aynı zamanda doğuyu batıya ulayıp, hepsinin üzerinde bir hâle imza ediyor. Dünya üzre bir Mimar Sinan geçiyor. Hâlen ve hem de yine geçmeye devam ediyor.

“Çıraklık işim” diyor an geliyor o vakit. O vakit Şehzade Mehmet Camisi geliyor. Dört ayaklı, dört yarım kubbenin desteklediği bir ana kubbe ile inşa ediliyor cami.

Akabinde Üsküdar’da Mihrimah Camii yapılıyor. Avlusunda bugün de şiirler yazılan inci. Kız kulesi ile yoldaş olup bizleri selamlıyor.

Her işi incelik ve zarafet yüklü. Tüm ihtişamlarını, imarın sadeliği içre ispat ediyor. Hay demeden hayran olan hisseler düşüyor fakir haznelerimize bugün.

“kalfalık dönemim” dediği vakit Mimar Sinan, Süleymaniye Camii ve külliyesi imar oluyor. Farklı bölgelerden getirilen malzemelerle inşa olurken devletin hakimiyetini anlatıyor. Mihrabında Fetih Suresi, kubbesinde Nur Suresi yazıyor. İslâm dininin, evrensel ve zamandan münezzeh kapsayıcılığı Mimar Sinan’ın eserlerinde vukuu ediyor. Ayetleri bir de buradan okumak mı düşüyor naçiz idrakımıza bilinmez lakin… Medeniyet, Mimar Sinan’ın şehircilik anlayışında insan ile can buluyor. Darülkurra (kitap okuma yeri), darüşşifa (sağlık odası), hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan‘ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenleme olarak Haliç kıyısında sade ihtişamıyla bizi gözetiyor Süleymaniye… Hem bu dünyayı hem ahireti zihinlerde tutuyor.

Ve Mehmet Akif selamlıyor dizelerinde:

“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,
İki kazma kürek iki de ırgat gerek.
Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,
Bir Sinan bir de Süleyman gerek.”

Bu yapı, dünya ahiretin bahçesidir ve medeniyet insanı ruhu ile buluşturunca vukuu eder diye fısıldıyor sanki. Günümüzün şehirciliğine de mihmandarlık ediyor.

“Ustalık” diyor sonra Mimar Sinan. Drina Köprüsü’nün hatırası hemen şuracıkta dururken, Kırk Çeşme Su yolları bir şehre can verirken… Edirne’de Selimiye Camii ile nida ediyor Koca Sinan. Mimar Sinan. Usta Sinan.

Yaşadığı ve ürettiği, daha doğrusu nakşettiği süre zarfınca Akdeniz çanağı ve Anadolu ile Balkanlar dairesinde imar ettiği Mimar Sinan sanatını adeta Selimiye’de resmediyor. Zira etrafında yine diğer yapılar bulunan Selimiye Camii’nde, silüet ekseninde Cami kısmı diğer kısımların önüne geçiriliyor. Sanki bir yatay güzellik içerisinde cami dikey bir toplanma hâlinin rükusunda duruyor. Mimar Sinan böyle önemli eserleri yaparken, aynı zamanda şehirlerde tarihi ve köklü yapıların etrafındaki ev, dükkan gibi yapılara müsaade etmiyor ve yıkılmaları konusunda ferman da yayınlatıyor.

Tüm işlerinde İlahi Aşk ve İslam terbiyesi en üst derecede izlerini gösteriyor. Mimar Sinan eserleri şairlere, edebiyatçılara ve romanlara da ilham kaynağı oluyor. Ruhani iklim, tüm eserlerinde tılsımlarını serpiyor. Bugün İstanbul’da betonun nefesimizi kestiği noktada, Mimar Sinan eserlerinde halen soluk alabildiğimiz düşünüldüğünde, taşın nasıl aşk ile hemhâl olduğunu tahayyül etmemiz gerekiyor. İmar ederken duyduğu manevi hassasiyetin neticesi olarak kâh ses akışını nargile sesi ile tartarak yalıtımı planlıyor, kâh İran’dan kıymetli elmas ve taşlar olmak suretiyle gelen yardıma eyvallah etmeden ufalayarak cami sütunlarına katıp Cevahir minaresinde devletinin itibarını koruyor.

Bir Mimar Sinan bedeni geçmiştir bu dünyadan, ancak kubbeleri ile Gökkubbe’de bıraktığı hoş seda bakidir:

“Umut ederim ki… Zamanın sonuna ve kıyamete kadar, yaptıklarıma göz gezdirecek temiz yürekli insanlar, çabamdaki ciddiyet ve gayreti öğrendiklerinde beni hayır dua ile anarlar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir