Kitap Tahlili

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim – Joanne Greenberg

Okuduğumuz her kitap, izlediğimiz her film günlük hayatımızda karşılaştıklarımız ya da gelecek bir zamanda karşılaşacağımız olayların bir ön pratiğini sunar. Bizler okuyucu olarak ön pratikleri bir sis perdesinin arkasına gizlenmiş imgeler biçiminde fark etmeden hayatlarımıza dahil ederiz veya imge etkileşimlerinin tersine hareket etmeye çalışırız.

Umberto Eco ‘Yanlış Okumalar’ eserinde, bir eserin eleştirisinde: “Eleştirmen gözden geçirdiği yapıtların gerçek biçemsel değerini incelemeye başlarken kimisi onların geçerliliği hakkında kuşkuların yüzeye çıkmaya başladığından kuşku duymakta, hatta okur kitlesinin isteğinin bir yanlış anlamaya mı dayandığı, yoksa bunları spekülatif amaçların mı esinlediği vehmine kapılmaktadır. Her şeyden önce, anlatı birçok bakımdan tutarsızdır.” der.

Joanne GREENBERG’in 1964 yılında yayımladığı eseri Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Batı’da yazara büyük ün kazandırmıştır. Türkiye’de fazla tanınmayan yazarın eseri Batı’da eleştirmenler tarafından tam bir roman kurgusu taşımadığı yönündedir. Haskel Frankel adlı bir eleştirmen, Hannah Green yapıtına roman demeyi seçmişse de Sana Gül Bahçesi Vadetmedim romanın kurgu yönünden bir ürün olarak övmenin güç olacağını ifade eder. Roman olarak yetersiz ama kurgu dışı bir eser olarak, sadelik içinde bir dürüstlükle anlatılan ve insan belleğinde yer eden bir akıl hastalığı öyküsün anlatılışını takdir eder…

Romanın ana karakteri Deborah’ın iki adım ileri, bir adım geri biçiminde ilerleyen yaşama dönüş yapma sürecinin, kurgu sanatının gerektirdiği gizem yoğunluğunu tam olarak içermediği eleştirisini getirir. Göç etmek zorunda kalmış bir aile öyküsü biçimindeki yan olay örgüleri eseri geçmişin iz taşıyıcısı bir imgesi olarak sunmasına rağmen esere tam bir katkı sunmadığını savunur. Frankel, getirdiği eleştirilere rağmen yine de “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’in gerçekten çok etkileyici, kavrayıcı, güçlü bir anlatı, olduğunu belirtir. (Saturday Review, 18 Temmuz 1964, s. 4).

Her eleştirmen, incelediği eseri farklı yönlerinden ele alabileceği gibi okuyucuda kendi sis perdesinin arkasında kalan imgeler dünyasından alımlama yapabilir. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’i zaman ayırıp okuduğunuzda kitabın inceleme ve eleştirileri yönünden tam olarak bir roman kurgusu taşımadığı yönünde eleştiriler almasını doğal olarak okuyucular da düşüneceklerdir.

Uyumlular ve Uyumsuzlar

Polonya’dan göç etmek zorunda kalan ailenin geçmiş hayat zorluklarının, yeni bir hayata başladıkları Amerika’da da varolmaya devam etmesini eleştirir yazar. Öncelikle eserin içeriğine geçmeden şöyle bir not düşmek gerekli diye düşünüyorum. Esere adını veren “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim” Hz. Musa döneminde İsrailoğullarına vaad edilen toprakların mitolojik çağrışımı gibidir. Yazar esere bu ismi vererek, göç ettikleri Batı topraklarında nasıl dışlandıklarını ve maddi ve manevi yönden yaşadıkları zorlukları ana karakter Deborah’ın dünyasından aktarmaya çalışır. Çocukluğunda geçirdiği hastalıklar dolayısıyla uterus (rahim) tümörü olan küçük kız beş (5) yaşında ameliyat olma sürecinde doktorların ve sağlıkçıların kullandıkları sözcükler dolayısıyla hastalığı iyileşmiş olsa da; ruhunda rahatsızlıklar meydana gelmeye başlamıştır. Ailesi Deborah’ı çeşitli etkinliklere gödererek iyileşeceğini umut ederler.

Deborah büyüdükçe ruhsal sorunları da büyüyen bir genç kız olmuştur. Sosyal aktivitelere katılmadığı gibi ailesiyle olan sosyal ilişkisini bitirme noktasına getiren intihar vakasıyla 16 yaşında akıl hastanesine yatırılması sürecine girer.

Akıl hastanesine yatırılan Deborah, Dr. Fried’in uzattığı güçlü elin yardımıyla kimliğini ararken, iç dünyasında da kendisiyle sıkı bir sorgulama ve hesaplaşma sürecine girer. Ebeveynler, akrabalar, öğretmenler, okul arkadaşları gibi kişiler aracılığıyla toplumsal katmanın çeşitli kesimleri ve yerleşik hiyerarşik değer yargıları sorgulanır. Akıl hastanesi her ne kadar bütün insani yönleriyle çizilse de hastane ve hastane görevlileri aracılığıyla kurumsal ilkeler sorgulanır. Eser akıl hastanesinde hem ‘delilik’ hem de Deborah’a konulan şizofreni tanı olgusunun derecelerini ve kökenlerini sorgulatır. Eser toplumsalın lokomotifi olan sevgiyi, sevgi yapıcılığını ve sevgi kurumlarının (aile) yapıcılığı yanında yıkıcılığını da sorgulatır. Eser her ne kadar Deborah’ın akıl hastanesinde geçirdiği üç yıl üzerine kurgulanmış gibi olsa da çağrışımlar yoluyla çeşitli zaman dilimleri mitolojik çizgilerle katışır.

Yazar Deborah üzerinden kişisel ya da toplumsal sorunları uyumlular ve uyumsuzlar dünyası üzerinde aktarmaya çalışmıştır. Modern dünyada insanlar kurumlar altında doğar, kurumlar altında yaşadığının ve kurumlar altında öldüklerini imgeler.

Yazar Hakkında

Fatma Ece Gödeloğlu

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!