Samimiyetsizlikten Ölüyoruz

Samimiyetsizlikten Ölüyoruz

Yaşıyoruz. Sebepli ya da sebepsiz bir şekilde geçiyoruz dünyadan ve hızla yol alıyoruz. Ne için dünyaya gönderildiğimiz ayan beyan ortada, ancak birey sayısı kadar bizi bu dünya da tutan sebepler farklılık gösteriyor. En acısı bizi bu dünyaya bağlayan bunca sebep hızla esas gönderiliş gayemizden uzaklaştırıyor bizi. ‘…ancak Allah’a kulluk yapmak için…’(Zariyat /56) gönderilmiş olmak… Yaşarken insanın bir çok şeyin kulu haline gelmesi, hedeflerin şaşması ne kadar üzücü. Bu ay ‘SAMİMİYET’ başlığını aklımda oturttuğumda, aynı soruyu iki farklı şekilde insanlara sorup nabızlarını yoklamak istedim. Farklı özellikleri olan 10 kişiye ‘Dünyaya ne için gönderildik?’ ve ‘Dünya da yaşama hedefimiz nedir?’ sorusunu ilettim. Ne için gönderildikleri sorunun cevabı klasik alışılagelmiş cevaplarken; yaşama hedefimiz ile alakalı olan sorunun cevapları –ki sorular peş peşe olmasına rağmen- gönderiliş sebebimizle hiç bağdaşmadığını gördük. Sorunun muhataplarına cevapların sonunda 2 sorunun birbirini destekleyici olduğunu söylediğimde, büyük bir şok yaşadılar. Sanki hiç öyle olabileceğini düşünmemiş gibi….

Kulluk yapmak için gönderildim diyen birinin hemen akabinde yaşama hedefim; çocuklarıma iyi bir hayat sunabilmek, iyi bir kariyer sahibi olup topluma faydalı olmak, bize sunulmuş nimetleri en güzel şekilde değerlendirmek cevaplarının gelmesi doğrusu beni şaşırtmadı. Aksine düşündüğüm hipotezleri destekler nitelikte oldu. Bir kez daha ‘samimiyetsizlikten ölüyoruz’ diye yakındım.

Samimiyetsizlikten her geçen gün ölüyoruz. Kelimelerin, buluştukları ses ile birleşen bir tınıları vardır. Bu tını karşıdaki kişinin duyu organlarından geçerek bir iletiyi oluşturur. İşte o ileti ancak ve ancak samimi bir niyetle sıcacık bir ses tonu ile birleşebilir. Aslında çok şey bilmemize, Çok şey söylememize gerek yok. Samimi birkaç kelime çoğu kez iletilmek istenen mesajın tüm karelerini doldurur. Ama biz hayata ilk adımımız olan, gönderiliş gayemizle bile çelişerek samimiyetimizi nasıl ayakta tutabiliriz? Samimi olamayan bir anne nasıl evladına huzurlu bir ortam sunabilir? Samimi olmayan bir işçi nasıl hatasız bir duvar sıvası çıkarabilir? Samimi olmayan bir ilim adamı nasıl bilime katkı sağlayabilir? Size de en güçlü kolonu kırılmış bir yapıyı canlandırmıyor mu, samimiyetsiz insan düşünüldüğünde?

Herkes herkese sıklıkla ‘seni seviyorum’ diyor. Ancak küçücük bir sarsıntı aradaki tüm ipleri koparıyor. Samimi bir sevgide bağlarda pamuk ipliği kullanılmış olabilir mi? Samimiyetsizlik kocaman sözcüklerin, uzun cümlelerin içini boşaltan bir kurttur bence; tüm emeği yavaş yavaş yiyip bitiren. Tahrim Suresi 8. Ayette Allah kullarına ‘… samimi bir tevbe ile…’ ifadesiyle sesleniyor. ‘Samimi bir tevbe’ kavramı pişmanlığın bile samimiyet olmadan kıymeti olmadığını göstermiyor mu? 6 harflik bir kelime sayfalarca düşündürür insanı. SAMİMİ; bu kavram hayatımıza aksetmediğinde her şey boş. Hayat kelimelerin yuvarlandığı ölçüde yaşanıyor ve devam ediyor. Ömür bir şekilde geçiyor. Ancak samimiyet; kelimelere, hayata, en önemlisi niyete aksetmediğinde yaşanan da geçen ömür de boş bir zaman kaybı olarak tarihte yerini alıyor. Samimiyetimiz olmadan yaşadığımız hayat; küreği çevirip zerre yol alamadığımız tekneye benziyor.

Yorgunluk had safhada amma alınan hiçbir yol yok. İnsan da yorgunluğuna bakarak ‘uzunca yol kat ettim’ zannıyla kendine büyük bir güven duyuyor. Fakat çember içinde tuttuğu hayatına uzaktan bakıldığında durum içler acısı. O halde ne yapmalı da samimi bir niyeti hayatına yerleştirmeli insan? Sorunu ortaya koymak kadar çözüme gidecek alternatifleri geliştirmekte önemli. Yazının başında da belirttiğim gibi dünyada yaşayan insan sayısı kadar hedef farklılığı var. O halde bu hedeflerin çeşitliliği kadar da samimiyet ölçüsü var. İnsan öncelikle hedefine, yaratılış gayesine bakıp ikisi hangi noktada birleşip hangi noktada ayrılıyor buna bakmalı. Ayrılıklar tespit edildiğinde de o çatlağı sıvamak elbette kolay olacaktır.

Samimi olmak için ömür harcamaya razı olduğum bir közü de şuraya iliştirmek isterim. Korkarım; samimi olamayışımdan. ‘Seviyorum’ diyemem. Sevmeyi dilerim. Koca koca sözlerim yok Sana ks. seslenebilecek. Ancak iki gözümü kapatır, hafif sağa eğerim başımı… O da olduğu kadar…

Beğen  
Sonraki Yazı
Yazar

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir