Söyleşiler

Şakir Kurtulmuş ile Hasbihâl

Şair ve yazar olan Şakir Kurtulmuş, 18 Eylül 1958 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. Eskişehir’de lise öğrenimi sırasında arkadaşlarıyla birlikte ‘Fecir’ isimli bir duvar gazetesi çıkarmıştır.  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümü’nde yükseköğrenim gördü. 1977 yılından itibaren Milli Gazete vd. gazete ve dergilerde çalıştı. Yeni Devir gazetesinde uzun bir müddet  ‘Sanat-Edebiyat’ sayfası hazırladı. 1980 yılında ‘Tin Yazıtları’ adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. ‘Önce Yayın-Dağıtım’ firmasında kitap yayını ve dağıtımı faaliyetlerinde bulundu. İnsan Yayınları’nın kuruluşunda görev aldı. İlk şiiri, Mavera dergisinde 1978’te yayımlandı. Mavera, Kıyam, Yönelişler, Aylık Dergi, Edep, Bursa’da Sanat Edebiyat, Ayine, Türk Dili, Şiir ve İnşa, Ay Vakti, Şehir ve Kültür, Yedi İklim dergilerinde şiirleri ve yazıları yayımlandı.  Hz. Hamza ve Bilal-i Habeşi adlı iki biyografi kitabı; Ah Güzel Bir Gün, Yusuf’un Kuyusu, Ölüm ve Ayna isimli şiir kitapları vardır. Çıra Yayınları edebiyat yayın faaliyetlerine devam etmektedir.

Merhaba Şakir Bey. Öncelikle yazım hayatınızla başlamak istiyorum. Lise yıllarınızda arkadaşlarınızla birlikte ‘Fecir’ isimli bir duvar gazetesi çıkardınız. Yazmaya genç yaşta başlamanın size ne gibi faydaları oldu?

Gençlik yıllarımızı yazmadan çok okumaya ağırlık verdiğimiz, yeni okumalar yaptığımız güzel ve anlamlı yıllar olarak gördüğümüzü söylemeliyim. Öncelikle iyi bir okuyucu olmaya kararlıydık ve adımlarımızı bu kararlılıkla sistemli bir yürüyüşe uyarlamaya gayret ettik.  Okumanın önemine inanmıştık ve yolun sonunda nereye varmayı arzu etmişsek biliyorduk ki oraya giden yol buradan geçiyordu. Bu inançla lise döneminde çok okumaya çalıştık. Yazma işi bu okumaların yörüngesinde gelişti. Şiirle başladık çok şiir okuduk ama az yazdık. Secici olmamız gerektiğini öğrendik.

Lisede arkadaşlarımızla yazdıklarımızı hazırladığımız bir duvar gazetesinde yayınladık. Şiir ve yazı hayatımızı asıl bu okumalarımız daha disiplinli ve güzel buluşmalara götürdü.

Bir şiirinizde “Belki de tarihi yeniden okumanın adı dünü hatırlamak” diyorsunuz. Buradan  hareketle, günümüz gençlerinin dünü unuttuğunu düşünüyor musunuz, gençlerin dünü hatırlaması için tavsiyeleriniz nelerdir.

Kesinlikle. Her şeyden önce okuma kültürünün günümüzde gittikçe aşağılara indiğini görmek çok üzücü bir durum. Sosyal hayatın imkanları, popülist kültürü öne çıkardıkça okumaya olan ilgi de maalesef azalıyor. Gençleri yeniden okumanın izinde buluşturmalıyız. Okumanın önemine inandırmak için ne yapmamız gerekiyorsa onu yapmalıyız. Geçmişini bilmeyen ne bugününü ne yarınını bilebilir. Geçmiş geleceğe giden yol üzerinde bir ana durak gibidir. Oraya uğramadan, oradan geçmeden gideceğiniz yere varmanız mümkün değildir.

Herkesin geçmişiyle ilgili bilgiye ulaşması gerekir fakat özellikle yazanların mutlaka ve mutlaka diğerlerinden farklı olarak daha çok okuması zorunludur. Bunun için gençlere çok okumaları gerektiğini her fırsatta söylemek durumundayız.

Pek çok edebi eser, yazarlarının sosyo-kültürel ve siyasi bakış açılarına göre değerlendiriliyor okurlarca. Şiir bu durumdan etkilenmemiş gibi gözüküyor. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

Bu biraz da sizin nasıl baktığınıza bağlı. Okur kitaba hangi pencereden bakıyorsa orada bulmak istiyor aradığını ya da almak istediğini. Yazarın elbette bir sorumluluğu var, inancı var.

Gerçek yazar eserini ortaya koyarken bu mülahazalarla hareket eder, sorumluluğunun gereğini yazarak yerine getirdiğine inanır. Eser sahibi yazmanın gücüne inanarak ortaya koyduğu eserle bir çaba oluşturur, etkinlik sağlar. İyi yazar bunu yaparken okuyucunun siyasi görüşüne ya da başka özelliklerine bakmaz. Okuyucunun da eseri değerlendirirken böyle bakmasını ister. Şiir bu değerlendirmeye katiyen uymaz. Yazıda siyasi görüşlerini besleyen dışa vurmak isteyen yazarlar olabilir ama yazının sınırlarını zorlayan bir şeyi şiirde yapamazsınız. Şiir ideolojik söylemlere kapı araladığı zaman gerçek şiir özelliklerinden uzak, değeri düşük bir profilde ortaya çıkar ve taliplisi derçek şiir okuru değildir. Şiiri tamamen özgür alanlarda arar oralarda bulursunuz. Buradan şairi düşüncesiz, herhangi bir görüşü olmayan kişi olarak değerlendiremeyiz. Şairlerin de elbette bir görüşü, bir duruşu, bir inancı var fakat onlar bunu sloganvari şekilde kullanmazlar eseri ideolojik söylemin içine hapsetmezler. Söylenmesi gerekeni, söyleyecekleri sözü kullandıkları imgeler aracılığı ile söyleyebilirler bu da o eserin gerçek bir sanat eseri olmasını perdelemez.

Günümüzde “büyük şair” olarak adlandırılan şairler, bu dünya hayatlarını tamamlayıp bekâ âlemine göçtüler. Yaşamları boyunca kaleme aldıkları eserlerle günümüzde de unutulmadılar. Birçok fikir ve sanat anlayışının temellerini oluşturdular. İnsan bazan düşünüyor, eğer hâlâ yaşasalardı daha nasıl eserler verirlerdi diye… Şairlik bu açıdan sonlu bir süreç midir, bu konu hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Şiir sürekliliği devam eden bir mecrada varlığını sürdürür. Şairler de diğer insanlar gibi doğar, büyür ve ölür. Şair, bu dünyadaki ömrünü tamamlasa da şiir yaşayacaktır.

Şairler uzun süren bir yolculuğun izini sürerler. Yazılan şiirler şiir ülkesinde varlığını sürdürmeye devam etmekte, yeni şiirlerle zenginlik artmaktadır. Yunus Emre’yi Mevlana’yı, Mehmet Akif’i, Şeyh Galib’i, Fuzuli’yi, Hafız’ı, Yahya Kemal’i bugün okuyorsak var olan şiirin izini sürmek isteyişimizdendir. Yaşayan şiirin peşinde olmak isteyişimizden..

Hz. Hamza ve Bilal-i Habeşi’nin (radıyallahu anhum ecmain) hayatlarını kaleme aldığınız iki biyografi kitabınız var. Bu değerli şahsiyetlerin, sizin hayatınızdaki yeri ve anlamı nedir?

Hz. Hamza ile Bilali Habeşi’nin hayat hikayelerini çocukluğumda okumuş ve çok etkilenmiştim. Bu konudaki  okuduklarım, dedemin anlattıkları ile gelişti ve 1985 yılında Beyan yayınlarının biyografi serisi olarak tasarladığı dizide ben de bu iki eserle yer aldım. Hz. Hamza’nın sadece savaşçı bir kişiliğe sahip, dönemin en iyi avcısı olmasından çok, asıl O’nun  Peygamber efendimizin hem en yakın arkadaşı hem de amcası olarak hayatında önemli bir yeri olması üzerinde durmalıyız. Buradan baktığımızda Hz. Peygamber’le olan ilişkileri, arkadaşlıkları, amca yeğen olarak yakınlıkları ve O’nun daha iman etmeden önceki dönemde bile Hz. Peygamberi koruyup müşriklere karşı O’nun yanında yer aldığını ilan etmesi çok önemlidir.

Yine Bilal-i Habeşi’nin hayatı Müslümanlar için ders alınacak çok özel bir hayattır. Bir köle olarak yaşarken iman zenginliğine kavuşması, ondan sonra yaşanılan bütün işkence ve zulümlere göğüs geren güçlü bir inanca sahip oluşunda ve daha sonraki hayatında Hz. Peygamberin hem müezzini hem de hazinedarı olarak sürekli yanında oluşundan bizim alacağımız önemli dersler vardır. Köle olarak Habeşli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelişi, bir köle olarak yaşayışı, asla düşüncelerinin özgür olmasına engel olmadı. Ruhi köleliğin daima karşısında oldu.

Çağlar boyu ezilen ve sömürülen insanların sesini yükseltecek, özgürlüğü  çağlardan çağlara, iklimlerden iklimlere ulaştıracak bir yiğit olarak görev aldı ve bu görevi hakkıyla yerine getirdi. Allah onlardan razı olsun.

Geçmişte yaşayan biriyle oturup muhabbet edebilecek olsanız kim olsun isterdiniz?

Yunus Emre ile, Mevlana ile, Şeyh Galip ile, Yahya Kemal ile sohbet etmek isterdim.

Dilhâne’nizdeki üç kelimeyi bizimle paylaşır mısınız?

Ah /Kuyu/Ölüm

Gençlere, mutlaka okumalarını tavsiye edeceğiniz kitaplar var mı?

Tek tek isim vermeyi çok doğru bulmuyorum fakat mutlaka okumaları gerektiğini her fırsatta      söylüyorum.  Doğu ve batı klasikleri olmak üzere kendi kültürümüze ait kitapları öncelikle okumalarının gerekli olduğunu bu yolu takip etmeleri halinde iyi eserler verebileceklerini söylemeliyim.  Günümüz edebiyatını da iyi takip etmeliler. Dergileri özellikle takip etmeli, yeni yazmaya başlayan gençlerin çalışmalarını da mutlaka izlemeliler.

Bu keyifli hasbihâl için Şakir Kurtulmuş Beyefendiye teşekkür ediyoruz.

Röportör: Hasna Para

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!