Perşembe, Eylül 19, 2019
Dilhâne > Köşe Yazıları > Sahte Şiir – Saf Şiir

Sahte Şiir – Saf Şiir

Sosyal medyada ünlü şairler adına yayınlanan sahte şiir ve sözler daha önce gündeme gelmişti. Şairlerin estetikleriyle, üsluplarıyla, dünya görüşleriyle uzaktan yakından alakası olmayan bu şiirler, onların sanatlarına yapılan bir haksızlık elbette. Gelinen noktada internette, özellikle sosyal medyada, en başta, şairlerine ait olmayan şiirler, sözler karşımıza çıkıyor.

Can Yücel’e isnat edilen fakat ona ait olmayan “şiir”lerin listesi Prof. Dr. Semih Çelenk tarafından açıklanmıştı. Fakat bunun üzerine sahte Can Yücel’in hayranları “şair”lerine sahip çıkmışlar, trol şiirleri paylaşmaya daha da hız vermişlerdi.

“Bavul” dergisinin 2017 Şubat sayısının kapağında, Turgut Uyar imzasıyla ve fakat ünlü şairle hiç alakası olmayan bir sözün kullanılmasıyla şiirde sahteciliğin edebiyat dergilerine varana kadar yayıldığı görülmüştü.

Biz de interneti açalım ve düzmece şiir deryasına şöyle bir dalalım.

Cemal Süreya adıyla yayılan fakat ona ait olmayan şiirlerin meşhurlarından biri şöyle:

uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum

Şu limon ağaçlı şiiri kaleme alıp altına Cahit Zarifoğlu adını iliştiren kimse, bu şiirin bugün Zarifoğlu’nun en ünlü şiiri olduğunu, gazetelerde köşe yazılarına filan başlık yapıldığını görüp şöhreti ıskaladığı için kafasını duvarlara vuruyordur herhalde:

Bu dünya soğuk.
rüzgâr genelde ters yöne eser.
limon ağaçları kurur.
bahaneler hep hazır.
güzel günler çabuk geçer.
içimiz hep bir hoşça kal ülkesi…

 “Necip Fazıl’a Atfedilen Asılsız Sözler / İftiralar” adında bir Facebook sayfası var. Ama korkarım ki bu sayfadaki özenli çalışmaya bakıp “Üstat ne güzel söylemiş!” diyerek ekran resmi yakalayacaksınız.

Bir tv dizisinde Çetin Tekindor’un okuduğu ve izleyicilerin şairi bulamayınca Nazım Hikmet’e yakıştırdıkları,

Çıkar boynundan at o ipi çocuk!
Salıncaklar mı yok sana?
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana?

şeklinde başlayıp

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden aldıkları umut! diyerek bizi dertlerimizin ortasında gülümseten şiir de Nazım Hikmet’in şairliğiyle hiç mi hiç örtüşmüyor.

Taklit şiirlerin, sözlerin en çok isnat edildiği büyük isimlerin başında gelen Mevlana, mesela “Kaliteli insan işiyle, boş insan kişiyle uğraşır.” sözünü söylememiş olsa gerektir. Çünkü dilimize Fransızcadan 1930’larda girmiş “kalite” kelimesini 13. yüzyılda yaşamış olan Mevlana’nın kullanmış olması mümkün değil. Hazret-i Mevlana, eserlerinin neredeyse tamamını Fars dilinde kaleme almıştır. Bu cümle bir tercümeyse ve “kişi – işi” kafiyesi de tercümana aitse bile Mevlana’nın hikmet deryasından nasibini almamış gibidir.

“Fuzuliye sormuşlar, sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi? Sevmek, demiş… Çünkü, sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın!..” Bu söze gereken yorumu genç Fuzuli’nin edebiyat hocasına bırakalım.

 Nejat İşler “Gerçek Hepsi Bu” kitabının önsözünde, yayıncının kendisine bir kitap yazma teklifiyle gelişinin hikâyesini “aforizma tarihindeki bütün laflar bana mal edilince” diye anlatıyor.

Facebook’ta rastladığım bir özlü söz de şöyle: “Bir insana sana değer verdiğinden fazla değer verme.” İmza Hazret-i Muhammet. Bu ergenlik travmalı cümleyi yazıp altına Rasulullah’ın (aleyhisselâm) adını koyan her kimse Peygamberimize iftira attığının, dinden çıkmakla karşı karşıya olduğunun farkında değil. En azından ben farkında olmadığını umuyorum.

İnternette sahte şiirler, sözler dolaşsa, meşhur olsa, insanlar asıllarını değil de bunları beğense ne olur? Hiçbir şey olmazsa estetikten anlamayan, kültürsüz bir toplum meydana getirilmesine hizmet edilmiş olur. Peki, bunu yapan kim?

⸻ Benim! ⸻ Benim! ⸻ Hayır, benim!.. ⸻ Kara Murat biziz! Şiirlerini, özlü sözlerini (!) kendi adlarıyla ortaya koyamayan utangaç romantikleriz. İçimizden hem troller hem de bunlara kanan cahiller çıkaran kimseleriz. İnterneti yanlış kullanırız, bilgi kirliliğine aldırmayız…

Bu işin çaresi elbette kitap. Bugün şiir kitapları hiç satmaz, hatta basılmazken; sahte şiirler sosyal medyada peynir ekmek gibi gidiyor. Çünkü bunlar kolay ulaşılan, kolay hazmedilen ve kolay tüketilebilen şeyler. Gerçek bir şiire vâkıf olmak için gereken birikim, bu taklit laflar için hiç de gerekmiyor.

Eskiden en azından şarkı sözlerimiz vardı: “Dertler bana gönül vermiş.” derdik mesela. Ya da “Bir ayrılık, bir yoksuzluk, bir ölüm…” yazardık ajandalarımıza. O zamanlar ajandalarımız vardı, gizliydi her şey.

Bu büyük adamlara isnat edilen şiirlerden nasibini almayan yok mu? Mesela Ece Ayhan ismini sanal âlemde pek göremiyoruz şimdilik. Onun kadar saçma terkiplerle şiir kurmaya cesaret eden yok herhalde… Metin Eloğlu, İlhan Berk de aynı şekilde. İsmet Özel’e ancak aforizmalar yakıştırılabiliyor, o da yeni yeni.  Günümüz şairlerinden bu modaya eklenenler sınırlı: Küçük İskender, Ah Muhsin Ünlü vs. Yeni bir şairin artık ben “oldum” demesi için internette onun adıyla uyduruk şiirlerin dolaşması lazım şimdiden sonra.

Ya, Sezai Karakoç hakkında internette ne var? Üniversitedeyken bir kıza duyduğu platonik aşk. Başka? E, daha ne olsun? Sıradan insana bu yeter. Adam şairmiş, hatta yaşayan en büyük şairmiş; münevvermiş, mütefekkirmiş umurunda mı?

Evet, büyük şair, düşünür Sezai Karakoç, şiirin ilerleyen yaşlarda yazılamayacak kadar saygın bir yerde olduğuna inandığı için artık şiir yazmıyor. Fakat “Gün Doğmadan” ismiyle toplu olarak yayımlanan 685 sayfalık şiir kitabı bütün ihtişamıyla orta yerde duruyor. Sezai Karakoç bu aşk hikâyesiyle hiç ilgilenmiyor. Akrostişi bozmuş, Geyveleri Gülce yapmış; şiirini zamana adamış. İslâm, diyor; ümmet diyor…

Şiirleri de sözleri de hayatı da gerçektir. 86 yaşında “henüz” kendisine hac farz olacak kadar zengin değildir. Birçok ödüle layık görüldüğü hâlde hiçbirini kabul etmemiştir. Çünkü bütün mükâfatları, zenginlikleri Allah’tan beklemektedir. Ama onunki faal bir bekleyiş, bir cehd, bir cihaddır.

Sizi onun saf şiirini okumaya, parmaklarından süt içmeğe çağırıyorum.

 ALINYAZISI SAATİ – 5 

Bırak ben ağlayayım
Esir pazarında satılan Afganistan’a
Açlıktan milyonları kırılan Afrika’ya
Filipinler’e
Habeşistan’a Eritre’ye Filistin’e
Esaret prangasıyla kıvranan
Kafkaslar Azerbaycan Türkistan’a
Bütün milletlere ülkelere
Irmaklar gibi ben ağlayayım

Sen ruhumun rönesansı
Göğe vurmuş yansıması
Kalbin saf aynası
Ve ta kendisisin şafağın
Ta kendisisin sabahın

Hatta ölmeden gidip büyük şairin elini öpülebilir, çayını içilebilirsiniz… Ölmeden derken, sizin ölümünüzü kast ediyorum. Yoksa Sezai Karakoç bir Mevlana, Yunus Emre gibi ölümsüzlüğe ermiştir. Onu nerede mi bulacaksınız? Genel başkanı olduğu siyasi partinin Haseki’deki genel merkezinde, yürüdüğü yolda, dinlendiği bankta. Ya da aman, kim uğraşır, deyip internete “Mona Roza şimdi nerede” diye yazabilirsiniz.

Kaynakça: Sezai Karakoç, Gün Doğmadan, Diriliş Yayınları, 2006.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir