Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Yazılar > Sabahattin Ali

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali,25 Şubat 1907’de Edirne’nin Gümülcine sancağına bağlı eğridere kazasında dünyaya geldi. Babası piyade yüzbaşısıydı bu nedenle sık sık görev yeri değişiyordu bu sebeple Sabahattin ali İstanbul, Çanakkale, Edremit gibi çeşitli şehirlerde büyüdü ve eğitim hayatına devam etti. 1927’de,Balıkesir Muallim Mektebi’ni bitirdi. Aynı yıl Yozgat Cumhuriyet İlkokulu’nda öğretmen oldu.

Maarif Vekâlet’inin açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya eğitime gitti. Postdam ve Berlin’de öğrenim gördü. Yurda dönüşünde Aydın’daki bir ortaokulda Almanca öğretmenliğine atandı. 1932 yılında Konya’da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yattı, 1933 yılında Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuştu.

Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara’ya gitti ve Millî Eğitim Bakanlığı’na başvurarak yeniden göreve alınmasını istedi. Dönemin bakanı Hikmet Bayur’un “eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini” istemesi üzerine 15 Ocak 1934 tarihinde Varlık dergisinde “Benim Aşkım” adlı şiirini yayımlayarak Atatürk’e bağlılığını gösterdi. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü’ne alındı, Ankara II. Ortaokulu’nda öğretmenlik yaptı. İlk şiirleri 1926’da Balıkesir muallim mektebinde okurken, Çağlayan ve Irmak dergilerinde yayınlandı. Maarif Vekâleti Talim Terbiye Dairesi’nde, Neşriyat Müdürlüğü’nde çalıştı. Ankara’da Almanca öğretmenliği, Ankara Devlet Konservatuarı’nda çevirmenlik, öğretmenlik, dramaturgluk yaptı. 1945’te bakanlık emrine alındı. 1946’da işsiz kaldığı dönemde Aziz Nesin’le birlikte “Marko Paşa” dergisini çıkarmaya başladı. Yayın yoluyla hakaret suçlamasıyla 3 ay hapse mahkûm edildi.

Sabahattin ali, ‘marko paşa’ dergisinden sonra yurt dışına gitmeyi istedi lakin pasaport verilmeyince kaçak yollarla yurt dışına çıkmaya çalıştı.

Geçici nakliyecilik işleriyle de uğraşan Ali, Bulgaristan’a geçmek ve oradan Avrupa’ya ulaşmak amacıyla, peynir nakliyeciliği görüntüsü altında Edirne’ye doğru yola çıktı. 2 Nisan 1948’de sınırı geçerken kendisine rehberlik etmesi için anlaştığı Ali Ertekin tarafından Sazara köyü civarındaki ormanda öldürüldü. Bir diğer iddiaya göre, işkence görerek başından aldığı darbelerle ölmüş ve sonradan bu işkence vakası örtbas edilmek istendiği için kurşunlatıldı. Cenazesi ölümünden iki ay sonra Istranca Dağları eteğinde bir çoban tarafından bulundu.

Bizlere bıraktığı özverili eserleri doğrultusunda özlemle anıyoruz Sabahattin Ali’yi.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini otaya çıkaran ve psikolojik analizler yapan Sabahattin Ali’den alıntılar;

Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu.

*

Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhumun bulunduğunu öğrettin.

Mustafa Kutlu, Sabahattin Ali kitabında onun için şöyle der:

“Sabahattin Ali insan problemlerine bir hikâyeci olarak değinirken asla filozof tavrı takınmaz…”

“… Toplum kişi münasebetlerini verirken bizim görüntülerimizi yansıtmıştır. Özde beraber olduğu için genellemelerinde yanılmaya düştüğü söylenemez. Ancak sübjektif değerlendirilmelerin öngörüldüğü kişisel olaylar hariç. Öncelikle kendinden bahseden

şiirlerinde topluma karşı takındığı tavır bir hesaplaşmanın neticesiymiş gibi görünür. Toplumu suçlamalarında buruk bir duygulanmanın izleri görülmektedir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir