Pembe Gölge - Dilhâne
Yazılar

Pembe Gölge

Hiç bir zaman bilinemeyecek değil belki, ama henüz bilinememiş bir sır gibi koyulmuştu ortaya ömrünün bundan sonrasını değiştireceğini şimdiden bilmese bile gelecekte anlayacağı bilmece. Vakit geç olmuştu ve dünden ve önceki günden kalma yorgunluğu bütün bedeninde hisseden ve bunu her hali ile belli eden bakışlarıyla tamam dedi. Tamam, bulacağım bunun sırrını size. Ve o zaman sizde bana istediğimi vereceksiniz.
Sarayın kapısından çıktığından beri kafası sanki bir çuvalın üzerine konulmuş balkabağı hükmünde öylece uzaklara bakıyordu. Gözlerini kapadığında bir çift göz görüyordu. Zaten ne geldiyse o bir çift gözden gelmişti. Suskunluğunu bozmak cesaretini gösterdi ve kendisinin bile duyamayacağı bir sesle “bir bilene sormalı” diyerek bir hışımla kalktı yerinden.
Çıktığı uzun yolculukta çobanlara, çeşme başında bekleyen yaşlılara, köylerin en aklı başında kimselerine bir bilen sordu. Kimi güneşin battığı yönü kimi doğduğu yönü gösterdi. Lakin kime sual ettiyse hiçbir bilgenin bilgeliği bu soruya cevap veremedi.
Bir köyde çocukların etrafına toplandığı bir adama rastladı. Adamın hikmetli hikayeler anlatan bir gezgin olduğunu öğrenince ona da derdini açmaya karar verdi.
Hikmetli hikayeler anlatan adam sorunun cevabını düşündü ama bir türlü bulamadı. Ancak bir fikir bulmuştu bu müşkül durumu çözecek. Ona ülkesine geri dönmesini ve bu sorunun cevabını bulamadığını herkese söylemesini istedi. Saray civarında ne kadar dedikodu yayıcı varsa hepsi bu haberi saraya taşımakta yarıştı.

Hikmetli hikayeler anlatan adam sarayın kapısından girerken bir çift gözün sahibi cüzzamlı bir yaşlı kılığında sarayın kapısından gizlice çıkıp gidiyordu. Binbir sitem ve ah ile gezgin olmaktan vazgeçen sevdiğini sırrı aramaya bin naz ile ikna etti yeniden.
Hikmetli hikayeler anlatan adam sarayda tüm hünerini konuşturmuş ve onları anlattığı hikayeye ikna etmişti. O sarayın kapısından çıkarken, cüzzam kıyafeti ile bir çift gözde saraya giriyordu yine gizlice.
Aradan bir mevsimlik zaman geçtiğinde sırtında bir bohça ile saraya döndü bizim gezgin. Bulmuştu aranan sırrın hilesini. Karşısına geçti taht sahibinin ve ve ortaya koydu bulduğu sahte pembe gölgeyi. Bir göz yanılmasından başka birşey olmayan ve sihirbazların hazırladığı düzeneği gören saray tez emir verdi: vurun boynunu.
Kış güneşi altında kanı karlara damlarken, hikmetli hikayeler anlatan adam yine saraya geldi. Pembe gölge bulamadın belki, lakin kanın pembeye boyadı yerleri.
Sonra sarayın bahçesinde toplanan kalabalığa anlattı tüm hikayeyi.
Bir kral kızımı almak istersen eğer bana bir pembe gölge getir dedi. Genç aradı fakat bulamadı. Sonra bir hikaye duydu kral. Kızını almak için kralı kandıran genç bir gün gelmiş ve kralı tahtını bile almış kandırarak. Çünkü bir kez alışmıştır kandırmaya. Böyle almıştır kızını. Akıllı kral bunu yapanın boynunu vurur, eli mümkün olmayanın boşluğu ile gelene kızını verir. Sonra genç kızın ısrarına dayanamadı ve gidip buldu işin hilesini. Getirdi koydu kralın önüne. Hikâyeyi hatırlayan kral vurdu gencin boynunu. Boyadı kanı karları pembeye. Aradığı pembe gölge gibi.

Yazar Hakkında

Uğur Serdar Atmaca

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ağustos Sayımız Yayımlandı

Herald

Aylık edebiyat, şiir ve fikir dergisi Dilhâne'nin 8. sayısı yayımlandı. Bu ay 'Çocuk' teması ile karşınızdayız. Bahadır Yenişehirlioğlu ve Fatih Duman ile yaptığımız keyifli söyleşiyi mutlaka okumalısınız..

Hemen Oku!