Ötelerin Destanı

Ötelerin Destanı

Askılarda bıraktım gölgeleri, canımı zor kurtardım yaşama yapışmaktan.
Yaşamak; sadece aklını kaybetmiş bir kalabalıkla boğuşmak, bir de gurbetlerin sonu gelmez bekleyişleriyle.
Bir göz küreden izliyor o da olanları. Birimiz ağaçların üzerinde gezdirirken yüzme bilmeyen hayalleri, birimiz balıkları suluyor kuzguncuk derelerinde. Birimiz bitmek bilmez eseflerle boğuşurken gün batımlarında, birimiz yeniden umut kayalarının hayalet gemilerinde yeni kıtalar keşfetme peşinde.

Birimiz gecesi sur diplerinde mezar taşı okuyanlarla göz göze geliyor, birimiz gündüzü emekleriyle yoğuran karton toplama ustalarıyla özlem gideriyor. Birimiz bir yerde yerle bir, birimiz düştüğü yerden kalkıyor tek başına.

Madem bu çağın zıt kutupları koruyacak imkânsız yokuşları, o zaman birimiz kayıp annelerin isimlerini kazıyor renkli kuponlardan, birimiz annelerin dizlerine çocuk kafalarını yerleştiriyor büyük bir özenle.
Bir ikimiz bir yerde iki göz miktarı karşılaştıysa şayet, paylaşmalıyız bu olayları. Sen anneleri bana devşir ben yetimleri onlara pay edeyim inatçı köprülerde. Ellerinde Kevser kokularıyla çağa meydan okuyacak bende yetişmiş çocuklar. Dünyayı bir lokma doyurur bilirim, o lokmayı vermeyeceğim zindanlara. Dünya denilen zulmü açlıktan geçirmek istiyorum bu günlerde. Açlıktan, susuzluktan, çokça ölüm ve çocukça sevinçlerden imtihana çekmek istiyorum.

Gel paylaşalım bu olanları.

Ben cüceleri devlerle korkutacağım her nefeste, sen devlerden ordulara emanet et korkularını. Bir yerde birimiz tatlı suları dövsün parmaklarıyla, birimiz bir yerden İsmaillere zemzem devşirsin yeniden. Yeniden binlerce Kâbe kuralım aşktan tuğlalar örerek.

Birbirimize yaslanmalıyız, birbirimizle yaşlanmalıyız vadilerin kuzulu koynunda.

Artık sen Meryem ol, susma oruçlarıyla savun doğruları, ben yaralara merhem konuşlayacağım kelimelerden. Bu olanların ihtiyacı var kör merhabalardan kurtulmaya ve bir akşamüstü, Veda Hutbesi’ne tabi olmaya.

Mesela, yastıkları ıslatan kimsesiz çığlıklardan sormalıyız taşlaşmış yarınlara. Bir bütün olmayı beceremeyen yarımlara, gidenlerin yerine sepetlerine gül dökelim geride kalanlara. Kimse hatırlamaz biliyorum ama biz paylaşıp hatırlayalım saçları okşamayı beceremeyen babaları ya da boş ver en büyük hesabı onlara soralım bir akşamüstü. Pişmanlıklardan, kayıplardan, kanıtlardan deliller bulsun ayaklarımız. Birimiz soruları kuşların göç şiirlerinde saklasın, birimiz cevaplardan sıcak ülkelere besteler yazsın. Bakarsın büyük bir sanatkâr keşfeder de bizi en nadide sunum oluruz Cennetin gezgin gören sergilerinde.

Sen hele bir gel de, sığmayız buralara öteler bekler bizi…

Beğen  
Yazar

Soyadım Mercan, adım bilinmeyecek muhtemelen.1995 Konya doğumlu. 3 yıl Konya 2 yılda İstanbul'da medrese eğitimi gördüm. Ardından Konya da müderrisliğe başladım ve halen de göreve devam etmekteyim. Konya'(m)a ayrı, okumakla bu dünyadan kurtulabildiğim için kitaplara ayrı hayranımlığım var. Hayatımda okuduğum en güzel kitap ise tereddütsüz talebelerim. Onun için, mesleğime olan iştiyakımın hergün artması duasındayım. Küçük yaşta annemi kaybetmemle gi̇rdi̇ği̇m çıkmazlar her defasında yolumu okuma ve yazma ile kesiştirdi. Güzergâhım böylelikle oluştu. (bir fatihanızı esirgemezsiniz değil mi) Zamanla yazı ile ifade kimliğim oldu. Bu vesile ile faydalı olmayı arzu ediyorum. Artakalan zamanlarımda da istasyon bakıyorum. Umudumu yitirmeyeceğim, hâlâ bir gün gelebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir