Sizden Gelenler

Ölü Araziyi İhya Etmek!

   Her yaşayan ölür, her yeni eskir… Önemli olan ‘ölmeden önce ölünüz’ ikazına kulak vermektir. Günümüz insanları bu ikazı yanlış anlamış olacak ki; birbirleriyle iletişim kurmak yerine neredeyse organımız halına gelen cebimizde taşıdığımız, evimizde barındırdığımız teknolojik cihazlar bizleri yürüyen cesetler haline getirmiş durumda. Bundan mütevellit kuşbakışı bakacak olursak; yeryüzü ölü bir araziye dönüşmekte ve insanlık gittikçe karanlığa gömülmekte. Beşerin göndermiş olduğu dm’ye  saniyesine görüldü atan insanoğlu Kainatın Yaratıcısı’nın 1400 yıl önce bize bildirmiş olduğu mesajları görmezden geliyor. Ve varlık sebebini, mükellef kılındığı meseleleri, izlenmesi gereken yolu unutuyor, unuttu…

   Peki varoluş sebebiniz hiç düşündük mü? Niçin yaratıldık? Bu dünyadaki görevlerimiz neler? Bunları en son ne zaman düşündük ve alımızın bir köşesinden en son ne zaman geçti ya da geçti mi? Ne buyuruyor Yaradan: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliği istedim. Beni bilsinler için mahlûkatı yarattım.”

  Evet! O’nu bilmek için yaratıldık. Lakin bırakalım varlığımızın sebebini; varlığımızdan haberimiz yok. Aldığımız her nefesin bir sebebi, bir hesabı var. Fakat yeryüzünde arzı endâm eden herkes maalesef yürüyen cesetler topluluğu.  İnsanlar ellerinde taşıdıkları cihazlara öylesine rabtolmuş ki sanki makineye bağlı hasta gibi yaşamaya çalışıyor.  Evet! Çalışıyoruz diyoruz çünkü gerçekten çalışıyor, çırpınıyoruz. Ama kurtulmak isteyen yok. Alabildiğine yaşıyoruz.  Morfin yemiş beyinlerimiz bir türlü ayılamıyor bu uykudan. Uyansa belki kendine bir menhec bulacak, bir harita çizecek Rabbine kavuşmak için.  Varlığını sorgulayacak! Ama hipnoz edilmişiz ekranlara uyanamıyoruz.

  Sürekli uyanmayı veya uyandırılmayı  bekleyen bizler engellemekten yorulmadık mı? Artık koşma zamanı gelmedi mi? Bir derdimiz olmalı, bizi geceleri uyutmamalı. Ne yapsakta küfrün yuvasına çomak soksak, oyunlarını darmadağın etsek diye kendimizi muhasebe etmeliyiz. Ümmet-i İslam için sevinip, Ümmet-i İslam’ın dertlerine ağlamalıyız. Küfrün bütün gücüyle Müslümanları uyutmaya çabaladığı bu zamanda, İslam düşmanları gecesini gündüzüne katarak çalışırken bizler ekran başlarında onların oyunlarıyla kendimizden geçmiş durumdayız. Yanıbaşımızda feryad eden kardeşlerimize kulağımızı kapatmışız duymuyoruz.

    Evet! Bizler ekran başlarında onların dramlarını seyrederken onlar yaşıyor ve maruz kalıyor! Ama tek yapabildiğimiz onları ekran basında öylece izlemek. Allah düşmanları onları maddi yönden bombalayıp yıkarken bizi de manevi yönden enkaz haline getirdiler. Şu an hepimiz içimizden aynı şeyi diyoruz. Biri bu gidişata dur desin! Ama kim? Hepimiz, mukaddes emaneti omuzlayan her fert mükelleftir bu ölü araziyi ihya etmekle…

    Ey insan! Sen ki dağların taşımaya güç yetişemediği emaneti sırtladın. Sen ki ecdadın atalarının davasını yüklendin! O halde emanetine, davana sahip çık! Ehli İslam’ın umudu olduğunun farkına var. Yüklediğimiz bu önemli vazifenin farkına varıp gafletiyle boğulan insanların elinden tutma zamanı geldi de geçiyor. İnsanların su içer gibi günaha düştükleri şu dönemde kendimizi kurtarmak için çabalarken Müslüman kardeşimizin kayıp gitmesini görmezden  gelmemiz ne zamana kadar sürecek? Artık elimizi gerekirse yüreğimizi yaşın altına koyma zamanı! Bulunduğu denizden çıkma yolunu bilip, çabalarken yanı başında boğulan, kurtulmayı bekleyen kardeşine elini uzatmayan kimse vicdanını sorgulamalı…

Fert fert, sokak sokak bildiğimiz her şeyi anlatmalı, irşad etmeliyiz. Yalnız kendi nefsimizin kurtulması için gayret etmemeliyiz. Kendimiz için neler yapıyorsak, kardeşimiz için de onu istemeli, onun için çabalamalıyız. Kısacası; kendimizi, vaktimizi, nefsimizi O’nun  rızası uğrunda feda etmeye hâzır ve hâzır olmalıyız.

   İnsanların dış görünüşlerine aldanıp ‘bunun için çabalamaya ne gerek var’ diyerek yargısız infaz yaptığımız nice insanlar aslında kalbi yeşermeye hazır bekliyor.  Allah Rasulü (s.a.v.)’in buyurduğu gibi; Allah-u Teala sizin dış görünüşünüze bakmaz, yalnız kalplerinize ve amellerinize bakar…

   Kimileri yeşermeye hazır bahçe gibi görünür de aslında çorak arazidir, kimileri de çorak arazi gibi görünür de kalbinde yeşermek için az bir su ile yeşermeyi bekliyor. Bize düşen ise yeşermeyi bekleyenlerin elinden tutup onlara destek olmak…

   Onları bulundukları uçurumdan çekip, yanlış yolda olduklarını tekrar bu yoldan giderlerse yine uçuruma düşeceklerini anlatıp irşad etmektir görevimiz… Gideceğimiz yol açık ve net; Allah ve Rasulü’nün  şeriat caddesidir. Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v.) 1400 yıl önce hangi yoldan gidilmesi gerektiğini Kur ‘an ışığında anlatmış ve sahabesini aydınlatmıştır. Bizler ise hidayet yıldızları, velayet güneşleri olan Sahabe-i Kiram’ın ve Efendimiz (s.a.v.)’in hadis-i şerifinde ‘Alimler peygamberlerin varisleridir’ dediği Allah dostları ve Peygamber varislerinin ışığında yürümeli ve onların yaşantılarını hayatımıza tatbik etmeliyiz. İşte ancak böyle, şeriat çizgisinde yaşayarak, onların yolundan giderek insan-ı kamil olup kendimizi değiştirirsek, bu ölü araziyi ihya edecek kuvveti kendimizde bulabiliriz. Unutma! Sen değişirsen dünya değişir…

                                                                                                 #tükenmezkalem

Yazar Hakkında

Dilhâne

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!