Niyâzî Mısrî’den Bir Gazel Şerhi Denemesi

Niyâzî Mısrî’den Bir Gazel Şerhi Denemesi

Zerreler zâhir mi olurdu âfitâbı olmasa Katreler kande yağardı hîç sehâbı olmasa
Dünyada her şeyin bir oluş sebebi vardır. Hiçbir şey yok yere olmamış, nizâm-ı âlemde O’ndan habersiz yaprak kıpırdamamış ve birbirine bağlılık ilgisiyle her şey O’nun nişânını taşımak hüviyetiyle yaratılmıştır. İlk beyitte sebepsiz, vesîlesiz zerrelerin göze görülemeyeceği anlatılmıştır. Zerrelerin varlık iddiasında bulunması için vesîlerleri ışıktır. En mühim ve en büyük ışık kaynağı da âfitâb, yani güneştir. İkinci mısra’da ise “hiç bulut olmasa damlalar nasıl yağardı?” diye sorulmaktadır. Soru kelimesi ifâdeyi güçlendirmiş ve beyti aksi iddia edilemez bir kesinlikle Allah’ın sebepsiz bir yaratması olmayacağı fikrine taşımıştır.

Bahr-i zâtın mevcinin hîç haddi vü pâyânı yok Zâhir olmazdı cihân anın habâbı olmasa

“Senin zât denizinin dalgalarının hiç sınırı ve sonu yoktur. Eğer bu denizin su kabarcıkları olmasa cihân da ortaya çıkmazdı.” Denizin kıyısında su kabarcıkları “habâb” görmek, oradan az evvel bir dalganın geçtiğine işârettir. O hiçbir şeye benzemez ama ilmiyle ucu bucağı olmayan, ihâyetsiz bir deniz gibidir. Hakkıyla bilinemez ama onu bilmek için her yola çıkan bu dalgalara tutulacaktır. Cemâli ortaya çıkmasa dalgalar hiç dinmezdi, bir gün nihâyet dindi ve cihân ortaya çıktı, yani yaratılmış her şey sevmesiyle oldu.

Herkes anlar hem görürdü yüzünü ey dost senin Kibriyâ-yı len terânî’den nikâbı olmasa

“Ey dost “len terânî” büyüklüğünden, azâmetinden örtün olmasa senin yüzünü herkes anlar ve onu herkes görürdü.”
“Len terânî yani “beni göremezsin” buyurarak Allahu te’âlâ Hz. Musâ’ya görünmekle birlikte Hz. Musâ onu göremedi.

Allah’ın azâmetiyle dağa tecellisi ile dağ bu yükü taşıyamadı, yıkıldı. Netîce’de Hz. Musâ imân etmiş oldu. Onun imânını nikâbı kalktı ama “len terânî” nikâbı kalkmadı. “Çünki Hak mutlak görünmez.” Bir önceki beyitle düşünüldüğünde ancak “habâb”ı görünür. Habâb dalgadan, dalga denizden haber verir.
Kim bilirdi zülfün ile kaşların ma’nâsını İki âlem gibi şerh eyler kitâbı olmasa
“Saçların ile kaşlarının ma’nâsını iki âlem gibi açıklayan kitabı olmasa kim bilirdi?” Bu beyitte de yine soru yoluyla âşığı kesrete salan, ay yüzü gölgeleyen iki yanaktan akan saçlar ve hilâl gibi, besmele gibi düzgün kaşlarının manası eğer sevgilinin mushafa benzeyen yüzü olmasa anlatılamaz. Saç ve kaç sevgilinin güzellik unsurlarındandır, bunları üzerinde taşıyan, ay gibi, güneş gibi parlak olan yüzdür. Sevgilinin yüzü hattını taşımasıyla da kitaba, mushafa benzetilirdi.

Ukâlesin kim halledeydi ol kitâbdan zülfünün Anın insan denilen âhir ki bâbı olmasa
Bir gün bu beyti anlamayı umuyorum.
Haşri inkâr eyleyen mülhidler ilzâm mı olur Sâl-be-sâl evrâk-ı eşcâr inkılâbı olmasa

“Kıyameti inkâr eden mülhidler, yani yeniden dirilmeyi inkâr eden, âhirete inanmayanlar, yıldan yıla ağaçların yaprakları değişmese inanırlar mı?” Şârih haşir hakkında üç görüşten bahsediyor; İlki “insanın ölüp cesedi dağılır, toprak olur, ruhu haşr olur.” Bu tamemen yanlıştır. Rûh bâkidir. Diğer görüşler insanın ölünce tekrar dirileceği gün aynî iâde olunması ve mislî yani benzerinin iâde olunması görüşleridir. Meselâ diyor şârih; Meselâ ağaçların kışın yapraklarını dökmesi ve yazın tekrar yeşerip yapraklarını kazanması mislî iâdeye örnektir. “İnsan da vefat edip cesedi çürür, sonra misli iâde ve haşr olunur.

Fakat burada en doğru sözün aynî iâde olur demektir” diyor şârih. İbret gözü, yapraklarını döken bir ağaçta biten ömrünü, baharla yeşeren bir ağaçta ümîdle, usanmadan yeşeren ruhunu temâşâ eder. Yûnus Emre’den şu mısra geliyor hâtıra; “Her dem yeni dirlikde bizden kim usanası”

Kabri vahdet kûşesi haşr-i temâşâgâh idi Ey Niyâzî kimde kim cehlin azâbı olmasa

“Ey Niyâzî kimde cehâletin azâbı olmasa, yani kim bilse, biliyorsa onun kabri vahdet köşesi ve haşri bir nev’i temâşâ yeri gibidir.” Cehâletle azâbı olmayan kimse, şârih yani “Ârif-i billah olursa” diyor, kabri vahdet köşesi ve onun haşri temâşâ makâmı, ibret yeri olur, demekte. “Çünkü azap bütün cehaletten ileri gelir” bu cehl Hakk’ı burada iken bilememekten yani ârif olamamak, ma’rifetullah’a erememekten olur. Bu azap verir. Son beyitte bilen, ârif kişinin kabri anlatılmış, makamından işâret buyrulmuştur.

*Bu şerh çalışmasında Seyyid Muhammed Nûr’un Mısrî Niyâzî Divânı Şerhi’nden faydalanılmıştır.

Beğen  
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir