Yazılar

Mut’u Kable Ente Mu’tu (Ölmeden evvel ölmek)

İslam tasavvufunda çok önemli bir düsturdur ölmeden evvel ölmek deyimi sürekli kullanılır. İnsanın nefsini terbiye etmek için girdiği çile yolunda tüm dünyalık sıkıntılardan, kıyl ve kaalden kurtulması, adeta nefsini ayakları altına alarak onu ezmesi, yok etmesi makam ve merhale atlaması için gerekli bir kaide olarak tarif edilir.
Bir mesaj üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim. Şeytanla Peygamber Aleyhisselamın karşılaşması ve şeytanın “Sakın ben deme. Ben dersen benim gibi olursun” diyerek benliğin zararını ve kişiye verdiği büyük tahribatı anlattığı kıssa ile ilgili bir mesajdı bu.
Malum sosyal medya penceresi Twitterden gelen bir mesaj. Aslında doğrudan bana gelen değil. Yazılmış bir mesaj ben de ona beğeni bırakmışım. Daha sonra bir takipçi “Allahın Laneti sizin üzerinize olsun. Peygamber şeytandan ilimmi öğrendi” tarzında bir eleştiri yazmış. Bende oturdum bu söz üzerine epeyce düşündüm. İlgili konuyu işleyen kaynakları araştırdım. Bir kere lanet okumanın zararlarını hep biliyoruz. Ama sadece şu kadarını söyleyeyim. Okunan lanet siyah bir duman halinde gök yüzüne yükselir ve okunan kişiye doğru nazar eder. Eğer haketmişse başına düşer, haketmemişse laneti okuyanın tepesine iner. Bütün kaynaklar bu konuda hemfikir.
Gelelim ölmeden evvel ölmeye. İnsan tüm ömrü boyunca mensubu olduğu inanç sisteminin kendisine öğrettiği kaideler üzerine hayatını düzenler. İnanmak çok farklı bir duygudur. İnanmayan insanların içine düştüğü buhranlar, bunalımlar çok çeşitli vesileler ile karşımıza çıkmıştır. En son merhalesi ise intihar vak’aları olarak literatüre girmiştir. Temel manasıyla bunalıma girdiği için intihar ettiği söylenen insanın iç dünyasına biraz girdiğimiz zaman inanç eksikliği yada etkileşim, iletişim halinde olduğu, hayatı öğrendiği insanlardaki iman, inanç eksikliğinin o noktaya getirdiğini aşikar görürüz.
Son yıllarda toplumumuzda maalesef maddi kazanç, zenginlik çok farklı bir sosyal statü olarak çeşitli araçlarla (medya vb) pompalanmaya, algı bombardımanı ile kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Birlikte yaşadığımız ve aynı havayı soluduğumuz kimilerinin çok lüks imkanlarda yaşaması ve yaşantılarından kesitleri de toplumla paylaşmaları gelir adaletsizliği kavramını da beraberinde getirmiştir. Çok bariz bir misal. Ampüte futbol takımımızın Avrupa şampiyonu olmasından sonra, milli takım oyuncularına yada büyük paralarla transfer edilmiş futbolcuların tamamına ateş püsküren taraftar mesajları. Hakaretin bini bir para idi. Bu durum, birikmiş bir kin olgusunun ve “kedi ulaşamadığı ciğere murdar der” algısının dışa vurum şekli olarak değerlendirilebilir.
Eskiden padişahların sohbetlerinde ve meclislerinde bulunan, güvenilir, danışmanlık mesabesindeki insanlara musahip denirmiş. Bunlar padişahın her konuda yardımcısı ve akıl hocası olurlar, onunla birlikte her ortamda beraber olurlarmış. Padişahlarda bu insanlara sonuna kadar güvenir, canını, malını hatta haremini bile emanet edecek kadar yakınında tutarmış.
Osmanlı padişahlarının yanında musahiplikle başlayıp sadrazamlığa kadar yükselen bir çok isimi sayabiliriz.
Bu musahiplerden Nadir Ağa’nın hikayesi ilginçdir. Kendisi habeş asıllıdır. Yani siyahidir. Ancak Sultan Abdülhamidin ziyadesi ile güvendiği inandığı bir insandır. Nadir ağa ise kendini yetiştirmiş, okuyan, ilim ehli, nüktedan ve hazır cevaplılığı ile meşhur bir kişiliktir.

İkinci meşrutiyetin ilanı ile sıkıntılı dönemler yaşayan saltanad ve avanesi başlarına gelebilecek tüm dertlere hazırlıklı olmakla birlikte tedbiri de elden bırakmamışlardır. Nadir ağa da yakınlarını alarak Padişahın izni ile Kırım inekleri alarak sütçülük yapmaya başlar. Hatta hemen hatırlatalım. Bugün şişelerde aldığımız yada kapımıza kadar gelen şişe sütlerin ülkemizdeki ilk icracısı ve hayata uygulayıcısı Sütçü Musahip Nadir Ağa’dır. Cam şişelerde süt satışını yapmaya başlar.
Modern ahırlar yaptırır. Besiciliğe o güne kadar görülmemiş ve uygulanmamış açılardan çok büyük yenilikler getirir. Verimi arttırmak için ahırların, ineklerin, bakıcıların her türlü ortamın temiz, düzenli ve dikkatli bir şekilde organize edilmesini savunur, bunu da çiftliğinde hayata geçirir.
Bir gün dostlarıyla otururken kendisine eski saray günleri hatırlatılınca gülümser ve kaderin cilvesine ithafen, “Kadere bakın ki insanı saraydan alıp ahıra getiriyor”
Musahiplik döneminde saraydan tanıştığı ve toplumsal hadiselerde ise gerçek yüzü ortaya çıkan, kendini, ruhunu, inancını ve imanını düşmana, vatan hainlerine satmış eski bir saraylı ile karşılaşır bir gün. Güya dostane bir tavırla boynuna sarılır Musahip Nadir Ağa’nın ve müstehzi bir tavırla, aşağılamak için “Vay Nadirciğim, demek süt satıyorsun ha, Vay be nereden nereye” der.
Nadir ağa tebessüm eder, hiç oralı olmaz ama cevabını da esirgemez.
“Helal rızık peşinde koşmak ve helal ile yaşamak için sütte satarım, yoğurtta satarım. Ama ne imanımı, ne vatanımı, ne de devletimi hiçbir surette satmam, satılık olmayanı satacak kadar da alçalmam. Çünkü bunları kaybedersem şerefim beş paralık olur, malum pazarlarda beş paralık kıymetsiz şeylere itibar edilmez.”
İnsanın yerini ve konumunu çok iyi bilmesi gerek. Birini zemmederken, birine bir ithamda bulunurken kullanacağı kelimeleri ve bu kelimelerle kuracağı cümleleri çok iyi seçmesi lazımdır. Birine bir ithamda bulunurken önünü ve arkasını düşünmek gerekir kanaatindeyim.
Şeytan kötü ruhludur. Ancak evveliyatında yani isyanından önceki konumunu da kaynaklardan öğreniyoruz. Kötü ruhlu varlıklar ki buna insanoğlu da dahildir insanın maddi bakımdan hayatının can çekiştiği sırada manevi kıymetlerini almak için çeşitli yollara başvururlar. İnsan zayıf varlıktır. Kanması ise an meselesidir. Bütün mukaddes tanıdığı ve değer verdiği kıymetler, menfaatler kimi zaman basit bir dünya menfaati hasebiyle değişiverir. İnsanın ruhu inkıraza uğrar. İşte memleketine, ailesine, dostlarına nihayetinde vatanına bayrağına ihanet de bu kanma ve kandırılma merhalesinden sonra başlar.
Büyük mutasavvıflak ölmeden önce ölünüz emrini çok farklı yorumlamışlardır. Ancak hepsinin birleştiği yegane nokta ahlak ve iman mesabesinde gerekli olgunluğa ermek için hırs ve tamahı, dünya sevgisini, mal kaygusunu, kin, nefret, yalan, irtikab ve benzeri tüm kötü alışkınlıkları, huyları terket ve bunları içinde öldür ki zahiri ölümün kolay olsun
Hazreti Paygamber “Bir anlık gerçek tefekkür, bin yıllık nafile ibadetten evladır” buyuruyor. İnsanoğlu duyduğu, öğrendiği yada şahit olduğu sözler, fikirler için hemen celallenmemeli, parlamamalı. İsyan etmeden, lanet okumadan önce bir an düşünmeli, tefekkür etmelidir.
Anlatılanı, öğretilmeye çalışanı anlamak ve öğrenmek, anlatılan kişinin aklının derecesi ile doğru orantılıdır. Şayet akli melekeleri liyakat kazanmamış, öğrenmeye açık değilse o vakit siz ne kadar anlatırsanız anlatın, tüm konu ancak onun anlayabileceği idrak edebileceği kadarıyla sınırlıdır.
Bugün dünyalık mevkilere kanarak, imanlarını, ahlaklarını, vatanlarını, en yakınlarını dahi satmaktan, terketmekten, onlara ihanet etmekten imtina etmeyen kişilere baktığımız zaman konuyu çok daha iyi bir şekilde anlayıveriyoruz.
Mesnevide çok güzel bir söz vardır. “Bazı insanlar ilmi sadece şan şöhret ve gösteriş için öğrenirler. Bunlar fareye benzerler. Her tarafı delerler ama, vus’at nurundan habersizdirler”
Akıl ruhun gerçek gıdasını bulmasının zaruretine inanır. İman ise varlığı ile mensubu olduğu beden ülkesinde aklı destekler. Yaradan Rabbi olan güven ve akılla beslenen gerçek iman kalbi de olgunlaştırır ve teslimiyeti beraberinde getirir. Aklı, imanı, güven temelindeki teslimiyeti tam olan kişi ise henüz dünyada yaşarken, tüm hırslarını, benliğini ve zararlı duygularını zaten bastırmış, izale etmiş hatta öldürmüş demektir. İşte bunlar gerçekten ölmeden evvel ölmenin sırrına ermiş kişilerdir.
En zaruri hallerde bile bunlar asla ne vatanlarını, ne insanlıklarını, ne de imanlarını satmazlar. Mevcut bulunan ve şeytanın uşakları olanlar ki insan, şöhret, şan, mal, mülk, mevki, makam kılığında gelip karşısında dikilse bile, bu kişiler bir an bile tereddüt etmeden şeytandan ve onun tuzaklarından yüz çevirirler. Gerçek şeytanların hiçbir vaadine kanmaz, aldanmazlar.

Yazar Hakkında

Yusuf Duru

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!