Perşembe, Eylül 19, 2019
Dilhâne > Yazılar > Muhteşem Süleyman’ın “Muhteşem Süleymaniyesi”

Muhteşem Süleyman’ın “Muhteşem Süleymaniyesi”

Kanuni Sultan Süleyman için Mimar Sinan tarafından 1551-1557 tarihleri arasında inşa edilen Süleymaniye Camii adı ve işleyişi bakımından sadece bir ibadethane olarak kalmamış dershane ve külliye hasebiyle de değer görmüştür. Görünüş olarak küçük bir şehri andıran külliye içinde okul, kütüphane, hastane, hamam, aş evi, kervansaray ve dükkanlara ev sahipliği yapmaktadır.

Süleymaniye Camii bulunduğu şehrin jeolojik yapısı nedeniyle sıkça depremlere maruz kalmış olsa da en küçük bir çiziğe mahal vermemesiyle de Mimar Sinan’ın yapı üzerindeki başarısının göstergesidir.
İstanbul’un yedi tepesinden birinde bulunan Süleymaniye’nin yapım aşaması hakkında birçok rivayet bulunmaktadır..

Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi. Cami ve külliyesi 7 senede bitirildi. Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni’nin canını sıkmıştı. Sinan’ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan’a.

Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye’ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi.

Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle ” Bu ne iştir Mimarbaşı?” diye haykırdı.

Oysa Mimar Sinan’ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu. Usta Mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu. Bunun için Anadolu’nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi.
Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekânın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni’de, Sinan’ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı. Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu. Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı.

Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan giren islerin bu odada toplanmasını sağladı.
Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en kaliteli mürekkebini damıttı. Süleymaniye’nin duvarlarında gördüğünüz o muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan isten damıtılan o mürekkeple yapıldı. Bütün bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle yapıldı. Son bir şifre daha var. Hani oyuklar var ya isin bir odada toplanmasını sağlayan, hava akımını içeri alan dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda, birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev levhaları görürsünüz. Ayrıca Süleymaniye’nin hangi köşesini, hangi duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.” Osmanlının Zarif Sinan’ı ustalığıyla zarafetini birleştirerek muhteşem incelikleri planlayarak inşa etmiştir bu muazzam yapıyı. Gelelim şimdide bu muhteşem yapının sultana sunulmasına, açılışına. Aslında camiinin açılışı da bir rivayetle anlatılmıştır şöyle ki :
 
Camiinin temel atma törenine devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile bütün devlet erkanı gelmişti. Bu muhteşem mabede ilk taşı da Şeyhülislam Ebussuud Efendi koymuştu. Bir vakt-i şerif ve bir saat-i saîd-ü latifde ol camî-i münîfe temel uruldu” diyerek işe başlayan Mimar Koca Sinan, bu büyük eseri yedi yılda tamamladı. Fakat caminin inşaatına bir türlü başlanamıyordu. Aradan yedi yıl geçti. Mimar Sinan’ın düşmanları tarafından dedikodular yayılmaya başlandı.
Halbuki bu yüce mimar, temellerin iyice zemine oturması için uzun bir süre beklenmesi gerektiğini düşünüyor ve bu yüzden de inşaata başlamakta acele etmiyordu. Dedikoducular, Sinan’ın bu işi başaramayacağını anladığını ve İstanbul’dan kaçmaya hazırlandığını iddia ediyorlardı. Bu sözler Padişahın kulağına kadar gitti. Bundan sonrasını Koca Sinan’dan dinleyelim: “Benim o söylentilerden haberim yok iken, bu sözler Padişahın kulağına gitmiş. Bir gün ben caminin projeleriyle meşgul iken inşaata geldiler ve: “Temel atılalı seneler geçti, sen hâlâ lüzumsuz işlerle meşgulsün. Şimdi bana söyle, bu bina ne zaman bitecek? Yoksa sen bilirsin!” diye bağırdılar. Padişahın böyle hiddetle sormasından ne diyeceğimi şaşırdım ve birdenbire: “Saâdetlû Padişahımın devletinde iki ayda tamam olur” deyiverdim. Tekrar sual eylediklerin de ağalar dahî: “Mimar Ağa, Saâdetlû Padişah ne buyurdular işitir misin? Bu bina kapusu kapaya ne zaman tamam olur?” dediler. Ben dahî tekrar: “İki ay tamam olunca bu bina da tamam olur” dedim. Padişah orada hazır bulunan ağaları şahit tutup: “Mimar! Hele iki ay sonra tamam olmazsa senünle söyleşiriz!” diyerek sarây-ı hümayunlarına revan oldular. Saraya vardıklarında hazinedarbaşı ve ağalara buyurmuşlar ki: “Mimar aklını oynattı. Hiç iki ayda bir nice yıllık iş yapılabilir mi? Herif, başının korkusundan aklını aldırdı. Çağırıp siz de sual ediniz, görün ne cevap verir. Eğer halt-ı kelam ederse bina ahvali müşkil olur.” Biraz sonra bazı adamlar gelip beni saraya çağırdılar. Alelacele gittim. Yine ağalar, binanın ne zaman tamam olacağını sorduklarında: “Padişah hazretlerine iki ayda tamam olur diye cevap verdim, şahid tuttular. İnşaallahü Teâlâ iki ayda tamam ederiz.” Dedim.Koca Sinan, Allah’ın inayetiyle temelden itibaren o koca camiyi iki ayda bitirmeye muvaffak oldu. Açılışta yine Padişah ve Ebussuud Efendi (şeyhülislam)bulundular. Kanuni, camiye hayranlıkla bakarken, iki ayda böyle bir eserin nasıl tamamlandığına akıl erdiremiyordu. Sıra camiyi kimin açacağı meselesine gelmişti. Anahtarı Padişaha verdiklerinde, o da Mimar Sinan’a uzattı ve: “Bu bina eylediğin beytullahı sıdk-u safa ve dua ile yine senin açman evlâdır” dedi. O da “Yâ Fettah” diyerek Süleymaniye camiinin kapısını açtı.“
 
Aradan yıllar geçmesine rağmen İstanbul’daki gözdeliğini koruyan Süleymaniye Camii her yıl binlerce insana tekrar tekrar ev sahipliği yapmaktadır,Süleymaniye İstanbul’un 7 tepesinden birinde şehri aydınlatmaktadır.

Bizlere de bu dev yapıtın yapısını hayranlıkla incelemek ve koca Sinan’ın bizlere sunduğu havayı teneffüs etmek nasip olmuştur.

Rahmet olsun ecdada Kanuni Sultan Süleyman’a ve Mimar Sinan’a…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir