Perşembe, Aralık 12, 2019
Dilhâne > Yazılar > Muazzez Varlık İnsan

Muazzez Varlık İnsan

İnsan, kelime ve gönül… Alakasız ve birbirinden uzak görünen bu üç kelime aslında birbiriyle gayet anlamlı ve bütüncül bir ilişki içerisindedir. Varlığımıza delil, sonsuzluğumuza anahtar ve aşk yolunu açan o üç kelime.

İnsan, muazzez olan, her şeyin başlangıcı… Ve onu anlatmaya yemin edercesine var olan kelime… Kelamın içine serpiştirilmiş ahlakı göstermek istercesine. Ve gönül, kelime ipliğinden insanı ilmek ilmek dokuyan…

İnsan, muazzez bir varlık

Kelime, insanın düşünce ahlakının göstergesi ve

Gönül, insanı öz değerlerine ulaştıran kılavuzdur.

İnsanda, kelime ve gönül bir olmalı, tek bir şeyi söylemelidir. Beslendiği kaynak aynı yer olmalıdır.

Mevlana’nın dediği gibi “Güzellik bir, güzel bir. Yar bir, söz bir. Ruh bir, beden bir. Yar bir, söz bir.”

Günümüz insanı ikiliktedir. İkilik ise insanın özüne aykırıdır. İkilik can yakar, mekanın mahkumu, zamanın esiri yapar.

İnsanın, geldiği yer önündeki karanlıkları aydınlatacak kadar parlaktı.

Mazluma dokunmamış eller ve zulmeti hissetmemiş gönüller, insanı özüne döndürecek kadar bilgeydi.

Eskiye bakış, özlem ve hasret dünyasında kıvranan insan, çaresizliğine, korkaklığına ve yalancılığına rağmen hâla bir umut peşindeydi.

İnsanı ötekileştiren zehirli düşüncelere rağmen, yüzünde tebessüm ile bekleyen yine insanın ta kendisiydi.

Yüzünü elleri ile kapatan ve ben ne yaptım çığlığı atan insan, kurtuluşa bir kapı aralamak, vahada kaybolan yolunu bulma çabasındaydı.

Öyle mi?

Soğuk bir nehrin suyundan içerken, serinlik gönlümüze varmadan evvel sevgimizle örülen, özümüzü temsil eden o evleri, hainliğimiz neticesinde yıkan biz olduk.

Ve sonsuzluk ile tatminkar ruhlarımız, bedenlerimiz ile yer değiştirdi.

Peki gönüle ne oldu da kelimeler lal, insan kayıp oldu?

Yetiş ey keştibânım büsbütün deryada yangın var Değil derya yalınız cümle hep sahrada yangın var

Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mest oldu bülbüller  Zemîn-ü âsumân dünyâ ve mâfîhâda yangın var

Erişti nev-bahâr vakti figâna başladı bülbül  Değil bülbül yalınız ol gül-i ranâda yangın var

Kanaatim odur ki insanın nerede olduğunu Salih Baba bu mısralar ile açıklamaktadır.

Eskiler ‘’doğru ve güzel’’ işitir, ‘’doğru ve güzel’’ söyler, ‘’doğru ve güzel’’ aktarırdı.

Eskileri dinleyerek izinden giderek bugünün dilini oluşturmak mümkündür. Yeter ki çaba ve gayret sarf edelim.

Şeyh Galip ‘’Kalb bir gencinedir cismim anun vîrânesi’’ derken gönül, insanın bedeninde bulunan en kıymetli hazinesi, özü ve kılavuzudur der.

Baki merhum:

İnsan oldur ki âyîne-veş kalbi sâf ola Sinende neyler âdem isen kîne-i peleng

(İnsanın gönlü ayna gibi saf ve temiz olmalı bakan kendini görmeli, eğer insan isen ki öyleyim diyorsun bu kalbindeki kin, nefret, öfke, neden ve niçin var?)

Osman Kemali Efendi ise:

Her ne yüzle baksa göz ayinede kendini görür

Vechini pak eyle kim mir’ata bühtan olmasın

(Hangi gözle bakarsan öyle görürsün. Yüzünü temizle de aynaya iftira etme çünkü ayna olanı gösterir.)

Şeyh Galip, insanı şu mısralar ile tanımlarken, bizlere de yol göstermektedir.

Yâkût-ı sirişkiz yerimiz dîde vü dildir

Ateşle sudan hâsıl olur bir güheriz biz

(Gönülde yanan ateş ve gözden akan yaş birleştiğinde insan oluruz.)

Hayatımızı, işimizi, gönlümüzü, sözümüzü, eylemlerimizi kısacası bize dair ne varsa güzel ve doğru kılmalıyız ve unutmamalıyız ki;
İnsanın gönül hanesinde ne varsa dil hanesinde de o olmalıdır.

Vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir