Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Yazılar > Memleketler Gidenlerini Arıyor

Memleketler Gidenlerini Arıyor

İnsan, gitmek ister mi? Gitmeyi seçer mi, alıştığı, alıştıkça sevmekten öte hisler beslediği diyarlardan. İstemez gitmeyi, eksile eksile yaşamanın seçimini yapmaz. Bunu sevgisine layık görmez. Çünkü sevgisi temiz olan, gidişlerin buhranında bırakmaz kalbini. Bırakırsa, ayrılıkların sevgisini lekelemesinden korkar. Ve korkuları dâhil gidişlerini izah edemez kalbine.

Ama…

Gitmek…

Nasibine düşerse insanın, tüm izahların adresini şaşırdığı bir hayatı yaşar insan. Bazen istemeyerek de olsa gider beden, ruhundan ayrı, kalbinden gayrı. Ve böylece ayrı düşene de, gayrı olana da yapılan izahatlar kifayetsiz oluverir. Çünkü gitmeyi asla kabullenemez, ne ruh ne de kalp.

Ama… Beden…

Gidebilir, kabullenişi hiç kolay olmasa da. Çünkü gitmek zorundadır. Hiç istemese de ayrılmak zorundadır; sevdiği, huzur bulduğu, mutluluğu tattığı, anılarını biriktirdiği, rızkının peşine düştüğü, büyüdüğü… diyarlardan.

Zordur, insanın memleketine, vatan dediği topraklara veda etmesi. Vedaların en ağırı bu olsa gerek. Ama ağır olanlar yaşanabiliyor bu dünyada. Çünkü dünya, imtihan yeri. İmtihan yerinde insanın başına bir sürü şeyin gelmesi mümkün. Gidişler gibi, gitmeye mahkûm olanların imtihanı gibi. Memleketinden ayrı kalmak zorunda olanların yaşadığı imtihanlar gibi ağır şeyler yaşanabiliyor gün gün. Dünya bu, tek tarafın imtihan yeri değil. Tüm taraflar sınavını verir burada. İmtihanların muhatabı herkes ve her şey olabilir. İyi ve kötü, güzel ve çirkin, zengin ve fakir, zalim ve mazlum… Onların her biri imtihandan paylarını alırlar dünyada. Tıpkı gidenler ve kalanlarla, geleni baş tacı eden veya başından atmaya kalkanlar gibi.

İnsanın imtihanı ağır olacaksa, nasibinde gitmek varsa onun muhatabı zalimliktir bazen. O zalimlik ki, o insanın gidişine ve memleketinden ayrılışına sebeptir. Bir yandan da ahına, bedenini var olan ruhundan ayrı hissederek yaşadığı acılara sebeptir. Ama zalim bu ya; insanlardan aldığı ahlarla besler nefsini, gidenler kervanına ekledikleriyle artırır dünyevi azığını. Ve o zalimlik ki, kendi ruhu bedenini bırakana dek ruhsuz bedenler bırakır ortada. Yazıklar olsun ki o zalimliğe; sevmeyi söküp atmak ister kalplerden, sevgi dolu kalplere korkuları yerleştirmeye kalkar ve varlığına en ufak bir leke sürmekten imtina edenlere kocaman lekeler bulaştırır. Lakin zalim bilmez ki, onlar umduklarını sadece bu dünyada bulabilir. Hak ettikleri ötelerde onları bekler.

Bekleyenler çoktur, hem dünyada hem ötelerde. Zalimlik yüzünden memleketsiz kalanlar, memleket sıcaklığını bekler; gitmeye mecbur olanlar, artık tek gidişin dönüş olmasını bekler; ayrılığı derinden hisseden kalpler kavuşmayla gelecek izahatı bekler; beden de ruhunu hissedeceği günleri bekler. Ve memleketler… Onlar da insanları gibidir. Ayrılığı istemezler. Ayrılıktan sonra ve her gidenin ardından neler olduğunu en iyi onlar bilir aslında. Bildiklerinden de utanırlar. Gidenleri de bilip utandıklarıyla ararlar. Çünkü her yeni gelen gideni aratır derler. Hele ki o utancı onlara yaşatan gelenlerse ve gelişleri zalimlikle olduysa.

Memleketler gidenlerini aramakta. Gidenlerse memleket özlemiyle yaşamakta. Memleket özlemi… Günler geçtikçe özlem artıyor, özleyen ve özlenen de. Çünkü gidişlerin müsebbibi artıyor, zalim ve zulüm çoğalıyor. Çoğaldıkça gitmeye daha çok sürüklüyorlar insanları. Sürükleyişin adına da savaş diyorlar.

Savaş… Kılıfı barış olan bir hezimet. Tüm tarafların hezimetiyle sonunu bekleyen bir süreç. Kimilerinin dünyadaki, kimilerinin ahiretteki hezimetiyle son bulacak bir şey.

Savaş öyle bir şey ki… Memleketleri ruhsuz bedenlerle doldururken içini boşaltmakta. Ve insanları tek bir eyleme mahkûm etmekte:

“Gitmek.”

Gitmek, ruh ve beden beraberliğinde olduğu zaman mahkûmiyet olmaktan çıkar. Böylece huzur içinde gerçekleşir tüm eylemler. Bizlerin de eğer gitmek nasibimizde varsa, tüm gidişlerimiz huzurlu olsun. Memleketimizin imtihanında da gidenleri aramak olmasın. Gelenleri baş tacı edenlerin imtihanı gibi olsun en ağır imtihanı.

 

Hamide Akkaya
1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...
http://www.dilhane.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir