Pazar, Ağustos 18, 2019
Dilhâne > Editörden > Meğer Mecnun Leyla İmiş

Meğer Mecnun Leyla İmiş

Lise zamanımda bir hocamdan, çok hoşuma giden bir şiir dinlemiştim daha sonra aynı şiiri üniversitede de duydum, fakat kulaktan dolma olarak aklımda kaldığı için sözlerini tam olarak bulamamıştım. Hala ara sıra aklımda kaldığı kadarıyla söylerim. Sözlerini ise daha yakın zamanda bulmayı başardım. Leyla ile Mecnun’u merak etmemde ise o mısraların payı büyüktür. O sözler ise şöyle idi:

“Ben artık Rabbime döndüm sakın bana gülme Leyla

Gerçek aşkı onda buldum, sakın bana kızma Leyla”

İki ayrı bedende aynı acı, aynı hasret aynı aşk.. Bir tarafta Leyla’ya olan aşkından  mecnun olup çöllere düşen bir genç, diğer tarafta ise aynı aşk için tutuşan Leyla..

Mecnun, Leyla’yı gördüğünden beri onu, gönlüne almakla kalmamış, dünyasını da Leyla bilmiş. Baktığı her yerde onu görmüş, yaşadığı her anında Leyla ile birlikteymiş gibi hareket etmiş. Kurduğu hayallerinde yaşattığı Leylası, onun için gerçekten farksız bir şekilde kalbinde yer etmiş. Saatlerini, yıllarını hatta ömrünü bu şekilde geçirmiş. Onunla aynı duyguları yaşayan Leyla, ise vuslatın mümkün olmadığını bile bile bu sevdadan bir an olsun vazgeçmeden, ömrü boyunca yalnızca Mecnun için yaşamış. Adeta Mecnun, Leyla olmuş; Leyla ise Mecnun..

Bir gün Mecnun’a sorulur:

– “Sen kimsin?”

– “Leyla!” der. Yine sorulur:

– “Nereden geldin?”

– “Leyla’dan..” der. Yine sorulur:

– “Nereye gidiyorsun?”

– “Leyla’ya” der.

Mecnu’nun gözü ve gönlü Leyla’nın aşkından başka hiçbir şey görmez, kimseyi duymaz imiş.  Mecnun yalnızca Leyla’dan ibaretmiş. Ancak Leyla ile başlayan aşk bir süre sonra farklı bir boyuta yönelip fani aşktan, baki aşka doğru evrilmiştir. Esasında Leyla, Mecnun için asıl sevgiliye ulaşması için bir sebepti.  Hem sebepler yalnızca birer perdeden ibaret değil miydi? Perdenin ardındaki hakikate  baktığımızda asıl sevgi, sebepleri var eden ve sebepler üzerine sebepler yaratan Yüce Sevgiliye idi.

Mevlana Hazretleri Mesnevisi’nde, Leyla ile Mecnun’dan şöyle bir hikaye nakleder:

“Halk Mecnu’nun haline acıyıp:

– “Leyla’dan vazgeç artık; ondan daha güzeller var!” dediler. Mecnun cevaben şöyle dedi:

“Dış görünüş ve maddî sûretler âdeta bir testi gibidir. Güzellik de testinin içindeki ilâhî muhabbet şerbetidir. Bilin ki Hak Teâlâ, bana bu şerbeti Leylâ’nın testisinden ikrâm etmektedir. Siz testinin zâhirine bakıyorsunuz, fakat içindekinden ha­beriniz yok!..”

Beşeri aşkı yaşamadan, yani insanın sevgisine sahip olmadan Allah aşkına ulaşılması da pek mümkün değildir. Aşkını kalbinde yaşamayı başarabilen insanlar, gözlerindeki perdenin inmesi ile ilahi aşka ulaşabileceklerdir. Bunun için de Mecnun’un, Leyla’nın sevgisinin bulunduğu bir kalbi, kırmaktan korktuğu gibi, Rabbin sevgisinin bulunduğu kalpleri kırmaktan çekinmeyi, sevgilinin sevdiği hal ile bürünmeyi gerektirir. Mecnun için de Leyla, kendinden geçme, benlikden arınma halidir. O, Mecnun için adeta sevgilinin eliyle, en sevgiliye ulaşmada hem yol olmuş hem de hakikati bulabilmesine vesile olmuştur. Mecnunun yolunu Leyla, Leylanın yolunu ise Mecnun aydınlatmıştır.

Mecnun yıllarca çöllerde “Leyla” diye gezinir durur ve bir gün Leyla ile karşılaşır karşılaşmasına da durum artık Leylanın zannettiği gibi değildir. Mecnun, hala “Leyla” diye sayıklar ama Mecnun Leyla’yı tanımaz.

Leyla, Mecnun’a sorar:
– “Ben Leyla’yım tanımadın mı?” der. Fakat Mecnun gülümsemeyle cevap verir:
– “Leyla mısın? Sen nasıl Leyla olursun? Leyla benim içimde… Sen Leyla isen ben kimim, o zaman? Benim İçimdeki Leyla’lar kim?”

Leyla’nın bulduğu, umduğundan daha güzeldi. O, da ettiği dualar neticesinde sevdiğinin haliyle hallenmiş, kalbini sonsuz aşka doğru yöneltmişti.  Mecnun’un yaşadığı acılar, onu bir an olsun şikayete sürüklememiş aksine bu haline o kadar razı olmuş ki etrafındakiler ona, bu faydası olmayan aşkından kurtulması için dualar etmesini isterken O, ise Allah’tan bu aşkını daha da arttırması için yalvarmış, derdine dert katması için yakınarak dualar etmiştir. Fuzuli ise Leyla ile Mecnun mesnevisinde bu durumu beyitlerinde şu şekilde ifade etmiştir:

“Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni.”

Fuzuli’nin burada aşk belasından kastettiği hayatının anlamı ve yaşama sebebi olan  Allah aşkını ifade biçiminden başka bir şey değildir. Çünkü tasavvufa göre tek gerçek aşk, Allah aşkıdır. İnsan Allah’a kavuşacağı gün için yaşar ve vuslata erinceye kadar da dünyevi zevklerinden arınıp kavuşma gününü bekler. Bu aşk-ı hakikidir zira insana duyulan aşk beşeridir. İnsan dünyaya bu hakiki aşkı aramaya gelmiştir. Bu beyitte de Fuzuli, Allah’a kendisini gerçek aşkla tanıştırmasını ve bu aşktan kendisini bir an bile ayırmamasını ister. Nitekim Mecnu’nun hali de bu beyitlerde anlatılanlardan başka bir durumda değildir.

Leyla ile Mecnun kendilerini maddi alemden soyutlamarının neticesinde ruhları ilahi kavuşmaya ermiş, sevgiliye doğru yol almışlardır. Onlardan iki farklı kişi olarak bahsetmek mümkün değildir. Çünkü seven ile sevilen daima bir olurmuş.

Son olarak şunu söylemek isterim ki  ben ne Leylayım ne Mecnun ne de aşktan anlayan biri.. Zaten gerçek aşık konuşmaktan çok susmayı tercih edermiş. Velhasıl sadece görüneni, herkesin bildiğini kendi yorumumla dile getirmek isteyen biriyim sadece. Öyleyse sorarım sizlere bizler de Mecnun olabilir miyiz? Mecnun olmak kolay değil orası aşikâr da belki bir nebze olsun gittiği yolu takip etmemiz de pekâlâ mümkün olabilir diye düşünüyorum. Peki Leyla’yı bulmak ne kadar mümkün? Orası da herkesin kendi hikayesine kalmış artık. Leyla, arzularımıza ve vuslata ulaşmada bir aracı ise onu nerede ve nasıl bulabileceğiniz de sizin kendi hayatınızda çizdiğiniz yoldan ibarettir. Selametle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir