Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Yazılar > Meczup

Meczup

ürbenin iç avlusunda toplanan kalabalık bir cemaat cenazenin gelmesini bekliyordu. Helalleşip cenaze namazını kılacaklardı. Cemaate cenazenin yaşlı bir zat’a ait olduğu söylendi. Herkes tabutun bir an önce gelmesini bekliyordu. Bu arada büyüdü cemaat. Bir grup da asker geldi. Tören tertibinde geçtiler avluda bir yere. Adeta şehit cenazesine döndü alan. Ancak ilginç bir şey vardı. Askerlerin sırtında silah değil de kalem taşıyorlardı.

Derken tabut geldi. Teneşire bıraktılar tabutu.

Bir de baktılar ki cenaze yaşlı değil. Gözlerinin altı çürümüş, vücudu bitap düşmüş ve zayıflamış, saçları beline kadar gelen soluk benizli bir genç kız dediler sonra. Bir genç kızın cenaze namazı kılınacaktı. Cemaat şaşırdı. Bir sessizlik oldu. Uğultular yükselmeye başladı ardından. “Kimmiş, nedenmiş, nasıl olmuş” sesleri birbirini izliyordu şaşkınlıkla.

Bu anda bir meczup koşarak geldi avlunun diğer yanından. Bağırmaya başladı. Sesi net ve güçlü idi. Sağ elini kaldırıyordu havaya.
“Bu kız neden öldü biliyor musunuz? Neden burada bu kız?”

Sesinin şiddetini artırdı.

“Bu kız tecavüz nedeniyle öldü. Sadece bedenine değil, onuruna, ruhuna tecavüz ettiler bu kızın!
Bu kızın hayatını çaldılar. Dünyasını aldılar. Onu çiğnediler!”

Avluda uğultu da bitti. Herkes meczubu izliyordu şimdi. Meczup bu kez sırtında kalemden silahlar olan askerlere döndü.
“Peki siz? Siz o silahlarınızı bu zulüm yaşanırken nerede kime kullanıyordunuz ki bu kızın katillerine sıkmadınız?”

Hiç kimsenin kimseyi tanımadığı bu avlu içerisinde, herkes bir meczubun sözleri altında ezilip kıvranarak düşünüyordu şimdi:
Bu kız neden öldü?

Herkesin ruhunda devrimler şahlandı sancıyla. Bir ölüm, bir türbe avlusunda meydan okuyarak devrim yaptı adeta.
Avlunun içerisindeki çeşmelerden mürekkep aktı:

Hz. Musa misali şeytanın unutturduğu bir balığı hatırlayıp da izlerimi takip ederek gerisin geriye dönsem o kayanın yanında, O’nun seçkin kullarından birisini ben de bulur muyum acaba?

Hürriyet diye sancak açarken, olur da o kayanın yanında bir has kuluna denk gelirsem Rabbim, sabredebilir miyim bu yolcuğa?

Heyhat!

Denizler taştı bağrımda.

Nasıl sabrederim, bütünüyle kavrayamadığım meseleler karşısında?

Kehf Sûresi 63, 67 ve 68. Ayetler’e ithafen…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir