Cuma, Temmuz 19, 2019
Dilhane > Kitap Tahlili > Mavera – Serdar Üstündağ

Mavera – Serdar Üstündağ

Bir Hikmet Romanı: Mâvera

Bu yazımda Serdar Üstündağ’ın “Mâvera” romanından bahsedeceğim. Evvelden bir özürle başlamak istiyorum yazıma… Bir yıldır kitaplığımda, iki aydır masamda “okunacaklar” sırasında beklemesine rağmen ancak sıra verebildiğim için hem Mâvera’dan hem yazarı Serdar Üstündağ’dan bin özür dilerim. Evet, kitapların bir kaderi vardır. Okunmasının, başlanmasının, bitmesinin, hissettirdiklerinin, anlayabilmenin, sevebilmenin… Ama yine de bu kadar bekletmemeliydim diye hayıflanmamak elde değil! Eseri tek cümlede şu şekilde tanımladım: “Bir ev yangınıyla başlayan, ömür yangınıyla süren, nedâmet yangınıyla harlanan, yürek yangınıyla kıvam bulan, terk-i yangınla neticelenen« şahâne bir roman okudum… Yazar Serdar Üstündağ hakkında kısaca bahsetmek gerekirse şunları söyleyebiliriz:

“1974’te Almanya’da dünyaya geldi. 20 yaşında tasavvufa karşı duyduğu derin ilgi, hayatında önemli bir kırılma noktası oldu. 2014 yılında okurla buluşan “Derviş” büyük ilgi gördü. 2017 yılında da Mâvera’yı edebiyat dünyasına kazandırdı. Her iki eser de tasavvûfî roman ya da yazarın ifâdesiyle ‘hikmet romanı’… Derviş’i iki kez okumuş, sayısız insana okutmuşumdur. Hikmet romanı demiş idik. Evet hakikaten bir hikmet romanı… Yukarıda da ifâde ettiğim gibi; bir ev yangınıyla başlıyor kitap… Ev yangını kayıplara, kayıplar kopuşlara, kopuşlar yok oluşlara, yok oluşlar pişmanlıklara; pişmanlıklar vâr oluşlara, vâr oluşlar vahdete, vahdet dû-cihânda kazanca teşne, eserde…

Beyoğlu, Tarlabaşı Semti’nin günâha, haramlara, kötülüklere yuva olmuş sokaklarında bir ev yangınıyla başlamış yazar eserine. Evi yanan Mirac, Mirac’ın dünyada yalnız ve çâresiz kalışı, sonra fark etmeden gurbetçi bir âileye yardımını anlatıyor. Bu yardımla hayatı büsbütün değişen Mirac’ın, hayat şartlarının yükselmesiyle bambaşka bir imtihânı başlayacaktı. Küçük yaşında bir câmiî ihtiyârının câmiîde onu tartaklaması ile başlayan kopuş, eserde tamamlanıyor ve eserin ortalarında kopuş tamamlandıktan sonra bir tecdîd yaşanıyor Mirac’da ve âkıbinde koptuğu her şeye bağlılık inşâ ediliyor. Mîrac için acılı, korkulu oluyor ama bir musibet, bin nasihatten iyidir. İyi gününde ve kötü gününde Mirac’ın yanında tek kişi vardı: Necdet. Eee; dostsuz olmaz. Ne demiş büyükler:

“Evvel refik, bâde’t-tarîk” Yani önce dost, sonra yol”

Eseri “biricik”yapan ise; şüphesiz tasavvufî yanı… Eserde çizilen bir mürşid portresi var ki; kavli, ahvâli, sîreti, nazarı hatta salt varlığı insana kendi mürşidini anımsatıyor. Kitabı okudukça özlemimizi artıran, okudukça bu dünyadan koparıp; ötelere bağlayan yanıdır bu denli sevmemize vesîle… Öte demişken; belki merak edenleriniz vardır. Mâvera’nın lugât anlamı; bir şeyin ötesinde, arkasında bulunan demek… Evet kitap çok şeylerden koparıyor ve çok ötesinin kapılarını aralıyor.

Eserde dünyevî sevgi ve uhrevî sevgi bir arada… Bir tarafta uhrevî sevgiyi bitirmeye çalışan dünyâ harisleri, bir yandan dünya sevgilerine hiç tamâh etmeyen uhrevînin delileri…

Uhrevî sevgilerin kitapta pîri bir postta, dünyaya tapıcıların üstâd-ı â’zâmı mistırlar plazada… Dünya da böyle değil mi zâten; kötülerin hüküm sürmek istediği ve iyilerin hayatına, hayâline sâhip olmak isteyişleri, bir yandan da sevenlerini dünyadan ve dünyaya ait olanlardan uzaklaştırmak için çırpınan insanlar… Ama elbet bu cengin de bir kazananı olacaktı…

Müridânın mürşidlerine sorduğu sorular, yaşadıkları maddî-mânevî ahvâl, imtihânlar, konuşulan konular, dert edilen mevzular bu dünyanın çilesinden yorulmuşlara, bir güzele müntesib olanlara yabancı gelmeyecek eminim ki… Eser, öyle derin ki; gözden kaçırdığınız hattâ hiç göze almadığınız bazı şeylere daha çok dikkat etmenize vesile olacak. ‘Eser bir seyr-u sulûk romanı’ desek, bence hata etmiş olmayız. Şu ifâdeyi kullanmadan geçemeyeceğim:

Eser Mirac üzere kurulmuş ama her okuyan kendini okuyacak aslında. Hem bu tür kitaplar kendimizi okumak, kaybettiğimiz kendimizi bulmak için değil mi zâten? Okur, Mirac’ın nefsinde kendi ‘ene’sini sorgulayacak. Kahramanımız Mirac’ın yaşadığı hâlleri yaşayacak, okur. Romanda geçen dervişlerden biri siz oluvereceksiniz. Eserdekiler hepimize bir âyine olacak. Ne diyordu kitapta:

“Aynalar sırlı olmasaydı, hiç yansıtabilir miydi?” İşte bu kitapta o sırrı okuyacak, o sırrın nâ-mütenâhi sevdâsını hissedeceksiniz iliklerinizde… Bir sırra sevdalanılır mı? Sır, hayattan ve hayattakilerden ve hayatta önemsediğimiz her şeyden âlâ ise; o sırra sevdâlanılır elbet! Eseri okuyup bitirdiğinizde dünya ve dünyaya âit ne varsa terk etmek ve Mâvera’ya, ötelere erişmek isteği var oluyor hücrelerinizde…

Sevdiğinizi (ks) daha bir seviyor, sevdiklerinize (ks, ra, sav) daha iştiyâk duyuyor, en nihâyetinde sevene, sevgiyi ve sevilmeyi yaratana (cc) kavuşmaya olan özleminiz katmerleniyor, perçinleniyor.

Eser ile ilgili şöyle de bir iddiâm var:

“Eserde kim, neyi ararsa onu buluyor. ‘Bulamadım’ diyen olursa ona deriz ki: Sen hakkıyla okuyamamışsın, bir daha oku, hakkıyla oku” Zâten bazı eserler bir kere okunup kitaplığa konacak eserler değildir. Bazı eserler birden fazla kez okunmalı… Edebî bir eser, bir roman ama eserden ne anladığımızla ya da neyi bulduğumuzla alâkalı bu durum. Yukarıdaki iddiâmla, bu anlattığım misâlleri birleştirerek derim ki; eh büyükler tevekkeli boşa dememişler:

“Aramakla bulunmaz lâkin, bulanlar hep arayanlardır”

Eserde kötülerin garaz ve stratejik fitneleri ile tekkenin başına bir imtihân geliyor ve bu durum tekkeyi değil, tekkedekileri yakıyor. Lâkin kazanan kötüler değil, iyiler… Ayrıca burada mürşide ve tekkeye teslimiyet ve sadâkatin önemine binâen hoş vak’âlar ve latif kelâmlar işlenmiş. Buraları bir kez değil; birkaç kez okuduk. Eserde sürprizler de mevcut ama merâk hissine vesile olması isteğimizle sürprizleri anlatmaktan imtinâ’ ediyorum. Ayrıca yazarın maharetidir; bir ev yangınıyla başlamıştı, ömür yangınıyla sürmüştü, nedâmet ve gözyaşı yangınıyla harlanmış, yürek yangınıyla kıvam bulmuş, hayatın ve nihâyetinde memâtın terk-i yangınıyla neticelenmiş; başıyla sonu; tıpkı iki denizin birleşmesi gibi ‘bir’de birleşerek tam olmuş… Mâvera’yı okuyun. Bir kez değil; bin kez okuyun. Seyr-û sülûk sâhipleri daha bir dikkatle, daha bir rikkatle okusun.

Son olarak Mâvera’da okuduğumuz bazı sözleri paylaşarak satırlarıma son veriyorum:

“Allah herkesi mükellef kılmıştır ama herkesi muvaffak kılmamıştır. Ne yaparsın ki kalbi mühürlenmiş insanlara laf anlatmak çok zordur.”

Usûlü zâyî eden, vusulden mahrûm olur. Ahlâkı güzel olmayan hakikati bulamaz.”

“Edebi küçümseyenden sünnetleri, sünnetleri küçümseyenden farzları alırlar. Farzları alınanın ise imânsız gitmesinden korkulur”

Mâvera’ya erişebilmemiz temennisiyle…

Tahir Ceyhun Yıldız
1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir'de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi'nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir'de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.
http://www.dilhane.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir