Söyleşiler

Mahmut Bıyıklı İle Söyleşi

1976 yılı Kayseri, Develi doğumlu. Marmara Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü’nde yüksek öğrenimini tamamladı. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli STK’larda gönüllü kültür sanat faaliyetlerinde bulunup dergiler çıkardı. Mavi Yayıncılık’ta İstanbul dergisinde editörlük yaptı. Çocuk, gençlik ve şehir dergilerinde yazı işleri müdürü olarak görev aldı. “Yaşayan Hatıralar” isimli radyo programı ile 2011’de “Yılın Radyo Programı” ödülünü aldı. TRT’nin bazı yapımlarında belgesel metin yazarlığı ve danışmanlığı yaptı. Ulusal ve uluslararası birçok projenin koordinatörlüğünü üstlendi. Türkiye Yazarlar Birliği’nin birçok biriminde görev aldı. Halen TYB İstanbul Şube Başkanlığı vazifesine devam etmektedir.

Merhaba Mahmut Bey. Öncelikle hayatınızda önemli bir yere sahip olduğu anlaşılan radyo programlarınızla başlamak istiyorum. Radyo  genel yayın yönetmenliği yanında, “Yaşayan Hatıralar” isimli programla da 2011’de “Yılın Radyo Programı” ödülünü aldınız. Bize bu süreçten ve size katkılarından bahseder misiniz?

Çok sevdiğim Farsça söz var hepinizin bildiği: “Eğer ne hâhîdad, ne dadihâh.” Manası malum. “Vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi.” İstanbul’a ilk olarak on dört yaşında geldim. Aslında planlı gelmedim. Ortaokul son sınıftayken Kayseri’den Hollanda’ya kaçak olarak gitmeye çalıştım. Çalışıp işçi olacaktım. Kazandığım paraları aile yollayıp onların rahat etmesini sağlayacaktım. Hollanda’da amcam^, dayım yoktu. Hayata sıfırdan başlayacaktım. Tırnaklarımla bir dünya kuracaktım. Hikâye uzun. Vizem olmadığı için Hollanda Havaalanı’nda üç gün nezarette yattıktan sonra İstanbul’a gönderdiler. Ben de köye dönmeyip İstanbul’da hayata tutunmaya çalıştım. Kahvelerde lahmacun satmaktan deri fabrikalarında ortacılığa, bodrum katlarındaki konfeksiyon atölyelerindeki son ütücülükten maaşı bir türlü gününde alamadığım lokantalarda komiliğe kadar alt gruptaki çeşitli işlerde çalıştım.

Sadece öğle yemeği ve akşam yemeği yiyebilmek için çalıştığım işler de oldu. Para almadan karın tokluğuna. Almadan derken ben istemiyor değildim, onlar vermiyordu. İşte o zor yıllarda gönlümden ne istemişsem sonraki yıllarda Rabb’im nasip etti. Hani Ömer Lütfi Mete der ya; “Başımdan geçenler önceden aklımın bir köşesinden geçmiştir.” diye. İşte ona benzer bir durum. Radyoculuk istiyordum, oldu. Dergicilik yapmak istiyordum, oldu. Okuyucusu olduğum dergiye yayın yönetmeni oldum. Programlarının takipçisi olduğum derneğe başkan oldum. İzleyicisi olduğum kanalda program yaptım. Gitmek istediğim ülkelere gittim. Yazmak istediğim yerlerde yazdım, konuşmak istediğim yerlerde konuştum. Çok güzel insanlarla tanıştım. Dört dörtlük dostlarım oldu. Şu üniversitede okusam dediğim üniversiteyi kazandım. İstanbul’da binlerce kurum arasından tarihî bir bina gözüme ilişti, şuraya atansam dedim. Tercih hakkı olmamamsına rağmen gönlümden geçen o kuruma atandım. Bunları niçin anlatıyorum? Şunun için: Radyoculuk da istediğim bir işti. Allah nasip etti. Çok güzel programlara imza attık. En büyük ödülü konuk ettiğim insanları dinlerken aldım. Onlarla tanışmak, onlarla konuşmak benim için özeldi ve lütuftu. Hamdolsun.

Türkiye Yazarlar Birliği’nin birçok biriminde görev aldınız. Şuanda da İstanbul Şube Başkanlığı görevinize devam ediyorsunuz. TYB İstanbul, çeşitli kurumlarca yılın en başarılı STK’sı seçildi. Hizmetleriniz için teşekkür ediyoruz. Siz, yaptığınız işlerin başarıyla sonuçlanmasını hangi sebeplere bağlıyorsunuz, prensipleriniz var mı?

Her şeyden önce işimizi severek yapıyoruz. Severek yapılan bütün çalışmalarda ayrı bir bereket oluyor. Yoğun olduğumuz zaman bile yorgun olmuyoruz. Günler haftalar bazen aylar süren hazırlıklar yapıyoruz bir program için. Çalışmanın sonucunda bir gönle dokunduğumuzu görünce içten bir teşekkür alınca çabanızın boşuna olmadığını görüyor ve yeni çalışmalar için bismillah diyorsunuz. İçinde olduğumuz nimetin şükrünü eda etmek durumunda olduğumuzun da farkındayız.

Dünyanın en güzel şehrinde yaşıyoruz ve o şehrin en güze semti Sultanahmet’teyiz. Adı merhametle anılan memleketin evladıyız. Ayrıca ait olduğumuz topraklara karşı sorumluluklarımız var. Bu sorumluluk bilinciyle içinde kim hangi alanda birikim sahibi ise o alanda ülkemiz için koşturmalı, ülkemiz için çalışmalı diye düşünenlerdeniz. Bizim vatan diye bir sevdamız var. Bu sevgiyi hamasetin ötesine taşımak için çok çalışmak durumundayız. Şairin dediği gibi, “Vatan senden şefkat ister./ Vatan senden hayat umar,/ Sen yaşarsan o canlanır;/ Vatan için ölmek de var,/ Fakat borcun yaşamaktır.”

Millet olarak gördüğümüz genel negatif durumlara çok takılıyoruz. 90 dakikalık bir maçı spor yorumcularının 90 saat konuştuğu gibi biz de bazı meseleleri çok konuşuyoruz. Çözmeye kudretimin yetmediği sorunları konuşacağıma, elimden gelen küçük işlerle meşgul olmayı yeğliyorum. Kenan Rifai Hazretleri’ne, “Neden Yezid’e lanet etmiyorsunuz?” diye sorduklarında, “Ben içimdeki Yezid’le meşgulüm” demiş. Biz işimize bakacağız. Ayinemiz işimiz olacak dedik. Öyle olmaya da devam ediyoruz. Elbette dünya güllük güllük gülistanlık değil. Zora talip olmak, çileyi içselleştirmek gerekiyor. Ne diyor irfan ehli: “Zehirle pişmiş aşı yemeğe kimler gelir?”

Türk’üz, çayı severiz malum. Sabah masaya gelen çayı ikinci yudumu çekmeden günü tamamladığımız oluyor koşmaktan. Pekiyi bu enerjiyi nereden mi buluyoruz? Onu da cevaplayabilirim ama Goethe bizim yerimize cevabı vermiş. Ne demiş: ‘‘İnandığı şeyi yapan insanın enerjisi asla tükenmez.” El Hak doğru demiş. Bugün TYB’deyiz. TYB bir araç. Vazifemiz dünyayı güzelleştirmeye mütevazı bir katkı sunmak. O sebeple bugün bu görevimizi TYB’de sürdürüyoruz, yarın başka mecra olabilir. Nerede olursak olalım bulunduğumuz yeri yeşertmeye gayret edeceğiz…

Kitap fuarlarının önemine değinecek olsanız neler söylemek istersiniz? Ülkemiz okuyucularının fuarlara katılımını yeterli buluyor musunuz?

Kitap fuarları kitapların bayram ettiği yerlerdir. Yayınevlerinin deposundan, kitapçıların arka taraflarından sıkılan kitapların okuyucuya ulaşmasının eşsiz sevincinin yaşadığı mekânlardır. Nerede kitap varsa orası bize anavatandır. Fuarlar kitap kurtlarının sevgiliyle buluşma heyecanını yaşadığı ortamlardır. Onbinlerce kitabı bir arada görmenize incelemenize imkân sunan muhteşem bir şölendir. Kitap fuarlarını önemsiyorum. Babasın elini tutarak stantlar arasında gözünü gönlünü kitaplara kaptıran çocuklar oldukça yarınlarımız adına daha emin olacağız. Bu bir kültürdür. Okuma alışkanlığını yeni nesillere kazandırma noktasında fuarların ayrı bir önemi var. Çocuklarımızı, gençlerimizi fuarlara alıştırdığımızda okuyacağı kitabı seçmesini öğrenecek, değer verdiği eser için bir bedel ödemesi gerektiğinin bilincini kuşanacak. Bazı şehirlerde fuarlara yoğun katılım var. Bazı yerlerde beklenilenin altında. Ama dediğim gibi bu bir kültürdür. Bu kültürün kazanılması için teşviklerle birlikte devamlılık da esastır. Bir de tabii ki işin teknik boyutları iyi düşünülmeli, organizasyon profesyonel olmalıdır. Amatör gayretlerle profesyonel sonuçlar alınmaz. TÜYAP Kitap Fuarı buna en güzel örnektir. Profesyonel bir yaklaşımla gerçekleştiriliyor ve başarılı oluyor.

Son zamanlarda gündeme düşen bir mevzu bizim de dikkatimizi çekti. Ülkemiz yayıncıları kitaplar için ithal kâğıt kullandığından dolayı, ekonomik saldırılarla birlikte zor durumlar yaşadığımızla ilgili… Bizi daha çok şaşırtan Türkiye’nin kaliteli ambalaj kâğıdı üretmekte dahi zorlanması. Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Bu topraklara inanan, Türkiye’nin Türkiye’den ibaret olmadığının şuurunda olan entelektüeller ordusu millî mücadelede yerini almalı, her zamankinden daha çok üretmeli, her zamankinden daha çok kendi toplumunun önünde yürümelidir. Aydınlarımızın kahir ekseriyetinin bu azimde olduğundan şüphemiz yok.

Fakat malumunuz medeniyet metinlerle kurulur ve kültürün yayılmasında yüzyıllardan beri en etkili araçlardan biri kâğıttır. Son ekonomik gelişmelerle birlikte kültürün yayılmasında büyük sorumluluk üstlenen yayıncılarımız gözle görülür bir tedirginlik yaşamakta, planlamasını yaptıkları kitapların basımında kararsız kalmaktadır. İşten çıkarmalar gibi üzücü kararlar alanlar olmakla birlikte yayımlanması planlanan dosyaların askıya alındığını da biliyoruz.

Kıt imkânlarla kültür yayıncılığı yapan dostlarımızın durumu ise daha vahim. Yayınları durma noktasına gelmiş. Büyük sermaye sahiplerinin desteklediği yayınevlerinin tedirginliğinin yanında küçük yayınevlerinin tedbiri daha kolay anlaşılabilir. Bu manzaradan en çok etkilenen takdir edersiniz ki yazarlarımız. Çünkü ürettikleri eserlerin yayımlanmayacak olması ya da askıya alınması onların üretim motivasyonunu da düşürecektir. Yazar yazdığını okuyucuya ulaştırmak ister. Bazı yazarlarımız yayınevlerine destek olmak için telif haklarından feragat etmekte.

Yayıncılar daha önce de birikmiş problemlerle boğuşurken ekonomik saldırılarla ağır bir darbe almış durumda. Bu darboğazdan çıkmak için hükümetimiz konuya duyarlı bir şekilde yaklaşmalı, komisyonlar kurulup çözüm yolları araştırılmalıdır. Acil çözüm olarak ekonomik saldırı öncesinde de yayıncıların talepleri arasında olan vergi indirimi konusunda kararlı adımlar atılmalıdır.

Kültür yayıncılığı yapan yayınevlerine bir defaya mahsus olmak üzere ekonomik destekte bulunulmalı, ülke kültürüne faydalı yayınları kütüphanelere alırken bunların sayısını artırmalıdır. Bunlar, geçiş süreci için moral desteği olacaktır. Fakat asıl yapılması gereken ve herkesin hemfikir olduğu konu yerli kâğıt üretimine acilen geçilmesidir. Yerli ve millî bir manifestoyla, halkımızın büyük desteği ile geçmiş olduğumuz yeni sisteme yakışan budur.

Geçmişte yapılan hataları konuşmanın fazla anlamı yok. Artık geleceğe bakmamız, yarını kurgulamamız gerekmekte. Türkiye kesinlikle ve kesinlikle 2023 hedeflerine yerli kâğıt, yerli üretim ve millî kültürle ulaşacaktır. Millî kültürün ordusu olan yazarlarımızın beklentisi budur. Her alanda yerli ve millî üretim yapmamız gerektiğini yaşadığımız acı tecrübeler bize net şekilde göstermektedir. Umulur ki ders alınır, yarınlara daha umutlu bakmamıza vesile olacak adımlar atılır.

Cumhurbaşkanı’mızın ve Kültür Bakanı’mızın, ülke meselesi olan bu önemli mesele için acil önlemler alması ve yayın dünyamızın problemlerini çözmesi şarttır. Zira kültür cephesi ihmal edilen hiçbir savaşın kazanılması mümkün değildir.

Eski yazma eserlerin çevirilerinin yapılıp yayın hayatına sunulma çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?

Büyük bir hazineye sahibiz. Ama millet olarak sahip olduğumuz hazinenin farkına varmak konusunda fakiriz. Büyük devletimiz Osmanlı’dan sonra yeni devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde yaşadığımız sistem sancıları, katı Batılılaşma çalışmaları, baskıcı yaklaşımlar, zorba dayatmalar, geçmişe reddi miras gibi sıkıntılı durumların bunda etkisi büyük. Bir gecede cahil bırakıldığımızın acısı bağrımıza yediğimiz yumruk acıları gibi. Fakat artık Türkiye eski Türkiye değil. Yeni kuşaklar gümbür gümbür geliyor. Gelecek daha güzel olacak. Öze dönüş başladı. Yazma eserlerin çevirisi şimdilik yeterli olmasa da güzel gayretler var. O gayretler önemli.

Hayatınıza etki ettiğini ve fikir dünyanıza katkıları olduğunu düşündüğünüz şahsiyetler var mı?

Hayatıma etki etmiş fikir dünyama katkıda bulunmuş şahsiyetleri İnsan İnsana Şifadır isimli kitapta yazdım. Liste uzun olmakla birlikte Ali Ulvi Kurucu, Muhammed Raşid Erol, Gönenli Mehmed Efendi, Mahmud Sami Ramazanoğlu, Esad Coşan, Fethi Gemuhluoğlu, Yahyalılı Hacıhasan Efendi, Abdulkerim Efendi, Ahmed İslamoğlu, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Erol Güngör, Aliya İzzet Begoviç…

Dilhâne’nizdeki dört kelimeyi bizimle paylaşır mısınız?

Mümin, Muvahhid, Mütevvekkil, Muhsin..

En sevdiğiniz şairler, desek?

Aykut Nasip Kelebek, Enver Çapar, Ahmet Maraşlı.

Mutlaka okunmasını tavsiye ettiğiniz kitaplar var mı?

Mutlaka demeyelim ama ben okudum sevdim, başkaları da okuyunca sevecekler diye ümit ediyorum:

Gariplerin Kitabı-İan Dallas, Su Üstüne Yazı Yazmak-Muhyiddin Şekur, Bağlanma-Nuri Pakdil, Dervişler Arasında İki Hafta-Carl Wett…

Son olarak gençlere ne söylemek istersiniz?

Selam söylemek isterim… “Esselâmualeyküm ve rahmetullah ve berekâtuhu”

Röportör: Hasna Para

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!