Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Köşe Yazıları > Kim İstiklâl Marşı’nı Okumak İster

Kim İstiklâl Marşı’nı Okumak İster

“Kim Milyoner Olmak İster” isimli bilgi yarışmasının 5 Ekim 2019 tarihli bölümünde en büyük para ödüllü soru “İstiklâl Marşı”yla ilgiliydi. Program bu sayede kendinden epeyce söz ettirerek maksadına ulaştı. Bununla birlikte İstiklâl Marşı’na yeniden dikkatleri çekti.

İstiklâl Marşı, bugün elbette yazıldığı günden daha farklı anlaşılıyor. İnkılâplarla aşama aşama büyük değişimler geçiren Cumhuriyet’imiz bugün modernist, laik, muasır medeniyetler seviyesini yakalamayı, hatta bu seviyenin üstüne çıkmayı hedefleyen; Avrupa Birliği’ne aday bir rejim. Oysa “İstiklâl Marşı” İslâm inancıyla yazılmış bir şiirdi ve “medeniyet” denilen Batı’yı “tek dişi kalmış canavar” olarak niteliyordu.

Öyleyse Cumhuriyet’in evlatları olarak bizler bu çelişkiyi, şiirin resmi marş olarak kabul edildiği 12 Mart 1921’den beri 98 senede nasıl atlattık? Şiiri anlamayarak mı, ona yeni anlamlar yükleyerek mi bu ikilemden kurtulduk? Yoksa onu ezberlediğimiz için kanıksamış ve artık üzerine düşünmez durumda mıyız?

TBMM’nin resmi web sayfasında “İstiklâl Marşı”nın kabulüyle ilgili yayınlanan tutanağın sonunda şöyle bir ibare karşımıza çıkıyor:

Hariciye Vekâleti Vekili Muhtar Bey’in Beyanatı:

“Şarkta en kavi ve en muntazam bir Hükümet-i İslâmiye’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti olduğunu, Hıristiyan âleminin en büyük ve en ruhanî makamını işgal eden bir zatın ağzından işitmiş olmaktan müftehir olmanız için Reis-i muhteremimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, Katolik âleminin en büyük reis-i ruhanîsi olan Papa Hazretleri tarafından gönderilen bir mektup ile Paşa Hazretleri tarafından cevaben yazılmış olan telgrafı, Meclis-i Âlinize tebliğ etmiş olmak üzere müsaadenizle kıraat edeceğim.”

Mehmet Akif Ersoy’un  “İstiklâl Marşı” gerçekten de bir Hükümet-i İslâmiye marşıydı. Kabulünden 11 gün önce, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey şiiri meclis kürsüsünde ilk kez okumadan evvel, Akif’in “asil endişe”sini anlatmış ve onu “büyük dinî şairimiz” diye tanımlamıştı.

Hamdullah Suphi Bey, 12 Mart günü, “Mehmet Akif Bey -ki bu şairler arasında para meselesinden kaçınan şairlerden birisidir- zaten senelerden beri en yüksek ve en ilahi belagatle yazmıştır. Yeniden yazmaktan çekinmesi, bazılarının hatırına para gelir, diye korkmasındandır.” diyerek bu asil endişeyi bir kere daha izah edecekti.

Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey, seçilecek marşta ufacık bir yakışıksızlığın olmaması için özel bir komisyon oluşturulmasını teklif etti. Bu komisyon, marşın şairinden beğenilmeyen yerleri değiştirmesini istemelidir, diyordu.

Akif’in “İstiklâl Marşı”nı istemeyenler, “Bir kere de muhalif oylar sayılsın.” diyecek kadar iddialılardı. Fakat neticeyi ta başından tahmin ettikleri için olacak, bir marş belirleme işinin Meclis’in işi olmadığını, bir edebi komisyona bırakılması gerektiğini savunuyorlardı.

Bitlis Mebusu Yusuf Ziya’nın, “Kâffe-i ervah-i İslâm üzerinde kıraati heyecanlar tevlit edecek derecede icazkâr olan Büyük İslâm Şairi Mehmet Akif Bey’in marşının takdiren kabulünü teklif eylerim.” dediği gibi, Akif’in marşı Müslümanların ruhunda heyecanlar doğurdu. Fakat o heyecanlar, özellikle belli dönemlerde “tehlikeli” sayıldı, bastırıldı. Mehmet Akif, ülkesini terk etmek zorunda bırakıldı. Gittiği Mısır’dan 11 yıldan sonra dönebildi. Cenazesini civardan geçen gençler duyup defnetti.

Ulusal marş yazmak, Mehmet Akif’in genç devletten aldığı tek görev değildir. Zira aynı Akif, Meclis’in ve Diyanet’in ortak emriyle Kur’an-ı Kerim’in mealini yazma görevini de almıştır. Üstelik bunu yerine de getirmiş fakat büyük emeklerle ortaya koyduğu eserinin, Mısır’a geri dönemezse yakılmasını vasiyet etmiştir. Bununla alakalı olarak birçok kaynakta, Akif’in yanlış bir tercüme yapmış olmaktan korktuğu için -yine asil bir endişeyle- mealini yaktırttığı açıklaması söylenip durur. Fakat Akif,  söz konusu mealini yazdığı yıllarda Türkiye’de ezan Türkçe sözlerle okutulmaktadır. Akif’in asıl korkusu, namazın da Türkçe meallerle, üstelik kendi mealiyle kıldırılmasıdır.

Akif neden Meclis Hükümeti için bir marş yazmıştı? Cevabını Sezai Karakoç’ta buluyoruz:

“Yahya Kemal esere, hep esere bakıyor; imparatorluk idealine sıkı sıkıya bağlıdır. Âkif’se, eserden müessire, yani imparatorluktan çok, medeniyetin tarihe serpili eser ve kuruluşlar zincirinden çok, bütün eserleri doğuran İslâm’ın kendisine bağlıdır. Bundandır ki, onu yeni kurulan devletin İstiklâl Marşı’nı yazmış olarak da görebiliyoruz. Milli marşın şairi ise bundandır ki, Yahya Kemal değildir ve Mehmet Akif’tir.”

Peki, İstiklâl Marşı neden değiştirilmedi? Bu sorunun cevabını da Necip Fazıl’dan alıyoruz:

O senenin başlarında bir hadise olmuştur. Mehmet Âkif’in “İstiklâl Marşı” beğenilmiyor ve yerine bir “Millî Marş” yazdırılmak isteniyordu. Hatta Ulus gazetesi bu iş için bir de müsabaka açmıştı. Gaye açıktı: Âkif’in manzumesindeki İslâmî hava, sonu lâisizmada karar kılan bir rejimin kaynağındaki heyecana, daha doğrusu maksada uygun sayılmıyordu. Yazana o zamanın parasıyla on bin lira mükâfat verilecek ve şiir Büyük Millet Meclisince kanunla kabul edilecekti.

Teklifi Mistik Şair’e ettiler ve şu cevabı aldılar:

— Millî marş denilen, ısmarlama ve adi kalıplardan dökümlü işleri sevmem. Dünyada, zoraki tarih ve politika şöhretleri bir yana, millî marş halinde bir şiir harikası tanımıyor beşeriyet… On bin Lira o kadar tatlı ki, gerekirse Halk Partisi Genel Sekreterinin (Recep Peker) Keçiören’deki evinin bahçesini bu para karşılığında çapalamayı kabul edebilirim; fakat bu rejim havası içinde ve birtakım şahıs pohpohlamaları uğrunda şiirimi alçaltmaya razı olamam!

Başta Falih Rıfkı Atay, Mistik Şair’e o kadar asıldılar, abandılar, her şartını kabul edecekleri teminatını verdiler ki, o da şöyle dedi:

— Peki, yazayım; ama içinde hiçbir hâs isim bulunmayacak ve sadece milletimden aldığım heyecan ve o heyecana vereceğim yön görünecek…

Ve yazdı. Sonunda “Büyük Doğu Marşı” olarak kalan şiir… Burhan Belge’nin okuyup da zevkinden çıldırır gibi olduğu ve “aman, bu keşke bizim marşımız olsa!..” diye haykırdığı şiir… Âkif’te hoşa gitmeyen İslâmî hava, asıl bu şiirde, gizli bir iklim kokusu halinde mevcuttu; ve kaba tebliğ plânında değil, ipince ve herkesin dilediği yere çekebileceği bir telkin ifadesine bürülü olarak veriliyordu. Mesela:

“Nur yolu izinden git KILAVUZ’un!” mısraındaki “Kılavuz” Falih Rıfkı anlayışınca kim olursa olsun, Burhan Belge’ye göre de isterse (Marks) veya (Lenin) olsun; Mistik Şair ve mutlak hakikat nazarında, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamberler Peygamberinden başka kimse olamazdı.

Şiiri yuttular, şiire bayıldılar; onu asıl kabul makamına sunmak üzere, bir kadın aracıya verdiler. Fakat araya hastalık girdi, o makamın sahibi dünyadan ayrıldı ve şiir “Büyük Doğu Marşı” olarak kaldı. Ne cilvedir ki, Mistik Şair’in o güne dek düşünmemiş olduğu “Büyük Doğu” adı da bu şiir münasebetiyle mahyalaşmış oluyordu.

Elbette İstiklâl Marşı deyince Mehmet Akif’ten sonra akla gelmesi gereken isim, bu şiirin hak ettiği değeri yeniden ortaya koyan İsmet Özel’dir. İsmet Özel “İstiklâl Marşı Derneği”ni kurmuştur ve başkanlığını yürütmektedir. İstiklâl Marşı’nın asıl anlamını unutmamamız için gayret göstermektedir. Günümüzde okutulan bestenin, Marş’ın anlaşılmasına engel olduğu gerekçesiyle onu yeni bir besteyle okutmaktadır. Web sitesindeki yazılar, konuşmalar, arşiv vb. ile İstiklâl Marşı’nı anlatmaktadır.

Sahi, ne diyordu İstiklâl Marşı?

“Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli!”

Birkaç not:

TBMM tutanaklarında, Kırşehir Mebusu Muhittin Baha Bey kendisinin de bir şiirle katıldığı müsabakadan çekildiğini açıklıyor. Kemalettin Kami namında birinin de çekildiğini gazeteye ilan vererek bildirdiğini ifade ediyor. “Ne örümcek ne yosun/Ne mucize ne füsun/Kâbe Arap’ın olsun/Çankaya bize yeter.” mısralarıyla hatırladığımız Kemalettin Kamu’nun asıl adı Kemalettin Kâmi imiş ve kendileri İstiklâl Marşı müsabakasından çekilmiş.

Aynı tutanaklarda, Kütahya Milletvekili Besim Atalay, “Ismarlama şiirlere verilecek memleketin parası yoktur.” demiş.

 

KAYNAKÇA:

https://www.tbmm.gov.tr/tarihce/istiklalmarsi_c9.pdf  06.10.2019

Sezai Karakoç, Mehmet Âkif, Diriliş Yayınları, s. 50.

Necip Fazıl Kısakürek, Babıali, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1985, s. 279-281.

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Default.aspx 07.10.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir