İsmi İle Müsemma Olmanın Müşahhas Hali; Fethi Abi

İsmi İle Müsemma Olmanın Müşahhas Hali; Fethi Abi

Hezar gıpta o devr-i kadîm efendisine
Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine…
Yukarıya derc ettiğim beyit her ne kadar İbnülemin Mahmut Kemal İnal beyefendi için söylenmiş olsa da kadim kültürümüzü bi’hakkın yaşatan zevat-ı kiramı çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Belki şimdilerde bu beyite mazhar olacak ve hatta iki mısranın ne demek istediğini anlayacak pek kimse kalmadı ne yazık ki. İşte haddimiz olmayarak yazımızda tanıtmaya çalışacağımız kişi devr-i kadim efendilerinin son temsilcilerinden, Cenab-ı Hakkın El-Fettah ism-i şerifine mazhar olarak yüzlerce insanın gönlünü feth etmiş bir zat-ı muhterem olan Fethi GEMUHLUOĞLU.
Aslen Malatya/Arapgirli olan, 1923 senesinde vücud-i mesudlarıyla dünyayı zinetlendiren Fethi Gemuhluoğlu İstanbul Göztepe’de tevellüd etmiştir. Haydarpaşa Lisesini bitirmiş ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etmiş ancak bitirmeden ayrılmak zorunda kalmıştır. Çeşitli liselerde öğretmenlik yapmış olan Fethi Ağabey -sevenleri kendisine böyle hitap edermiş- İstanbul Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü ile Türkiye Odalar Birliği Basın Müşavirliği gibi çeşitli görevlerde bulunmuştur. Ancak O’nu kıymetdar kılan ne yaptığı görevler ne de aldığı eğitimdir. Gönüllere ekmiş olduğu muhabbet tohumu ise kıyametin sabahına kadar dest-be-dest, dil-be-dil tevarüs edecektir.

Bir insanın mezhebi ve meşrebi AŞK olursa ondan zahir olan da AŞK olur zira “attar kutudakini satar” buyurmuş eskiler. İlk defa tanıştığı insanlara “Sen hiç âşık oldun mu” diye soran Gemuhluoğlu’nun “bir dağ başında bir ağaç ile başbaşa kalsa o ağaca aşık olacak kadar” sevgisi büyüktür. Nasıl böyle bir sevgiye sahip olunmasın ki “levlake levlak lema halaktül eflak (sen olmasaydın bu alemleri yaratmazdım) ve Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbebtü en u’rafe fe halaktü’l-halka li ya’rifünî (Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (sevdim) ve bilinmek için halkı yarattım)” hadis-i kudsileri Cenab-ı Rabbülaleminin herşeyi aşk ile ve aşk için halk ettiğini ilan etmekte. Tarikat-ı Aliyye-i Halvetiyye’nin Şabaniyye şubesi şeyhi Fatih Türbedarı Ahmed Amiş Efendi’nin halifesi Maraşlı Ahmed Tâhir Efendi Hazretlerinden feyz-yab olan Fethi Ağabeyin yaratılmış her şeye bir tecelli gözü ile baktığı ve âşık olmayanın Cenab-ı Hakka vasıl olamayacağı inancında olduğu aşikardır. Herhalde O’nda ki bu hali anlamak için tasavvufi neş’eye biraz vakıf olmak gerekir zira hitabımız aşina gönülleredir…

Üstad Necip Fazıl Babıali nam eserinde; “Kendisine hiçbir zaman tecelli zemini aramayan bir tevekkül zarfına bürülü, sessiz ve sedasız ortada görünenlere su taşıyıcı fikir sakası Fethi Gemuhluoğlu…” cümlesiyle O’nun hakkındaki düşüncelerini ne güzel özetlemiş. O’nun ise bir karşılaşmalarında Üstad Necip Fazıl için yapmış olduğu tespit bir o kadar müthiş. Üstad eskisi gibi görüşemediklerinden bahisle Gemuhluoğlu’na sitem edince Fethi Ağabey; “Üstad sizin hepimiz üzerinde hakkınız var bizi fikren siz emzirdiniz. Hele ben…

Amma Üstad bir husus var. Siz yıkmaya memurdunuz. Küfrü yıkmaya… Yıktınız da. Ama yapmak, yapmaya memur olmak başka bir şey. Bunu tasavvuf neşesi olmayanlar anlamaz lakin siz çok iyi bilirsiniz…” demiş. Fethi Ağabey’in bu ONARMA ve YAPMA sürecinde emeği o kadar çoktur ki… İstidadlı gördüğü gençleri tükenmeyen aşk ü muhabbetinden bir kıvılcım ile tutuşturmak ve gönüllerine tohum ekmek için elinden geleni yapmıştır. Bugün kültür ve edebiyat dünyamızın önemli birçok ismi O’nun rahle-i tedrisatından az-çok geçmiştir. Nuri Pakdil, Ergun Göze, Yavuz Bülent Bakiler, Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören bunlardan ancak birkaçı… Hiç tanımadığı insanların bile çeşitli dergi ve gazetelerde yazdığı yazıları okur, takip eder, bir şekilde onlarla irtibata geçerek onları desteklemeye ve yönlendirmeye çalışır. Ayrıca Türk Petrol Vakfı Genel Sekreterliği görevini icra ettiği sırada yüksek tahsil gören birçok gence burs vermek suretiyle maddi destek sağlamıştır. Materyalist eğitim sisteminin vermiş olduğu binlerce zayiat içinde ulaşabildiği kadar insanı kurtarmak için elinden geleni fazlası ile yapar ve bunu yaparken “şöhret afettir” hadis-i risaletpenahiden sapmadan yaşar son nefesine kadar. Mansur veya manzum çok fazla yazı yazmamasının sebebi bu olsa gerek. O, mürşid-i ekmeli Ahmet Amiş Efendinin meşrebine uygun olarak yaptığı sohbetler ile sevenlerini tenvir eder, sinelere muhabbet hakkeder ve canlı kitaplar yazılmasına vesile olur.

Cihat Bilgehan’ın Milli Eğitim Bakanlığı döneminde Özel Kalem Müdürlüğü görevini yürüttüğü zaman samimi arkadaşları Bakan beye “ yanlışlık var, Fethi bey burada, siz orada oturmalısınız” diye takılırmış. Fethi Ağabeyin samimiyetinden ve liyakatinden zerre kadar şüphesi olmayan Bakan da kalender-meşreblik örneği göstererek bu söze asla alınganlık yapmazmış. Zira Fethi Ağabey, engin bilgisi ve kültürü ile bakanlıktaki tüm bürokratları gölgelemiştir.
Çevresindeki ehibbasına özellikle annesinden çok bahseden Fethi Ağabey’in anlattığı bir anısı Anadolu insanının imanının ne kadar kuvvetli olduğunu göstermesi bakımından calib-i dikkattir. Bir gün annesinin Kuran-ı Kerimi açmış ve elinde bir çöp ile birşeyler yaptığını görmüş. Ana ne yapıyorsun diye sorduğunda ise annesi; “Çağam ben cahilim. Kuran okuyamıyorum ama bu çöp ile ayetlerin üzerinden gidiyorum. Belki Allah bundan ötürü bana sevap verir” diye cevap vermiş. Herhalde bu samimiyetin ve muhabbetin örneğini dünyada başka bir yerde görmek mümkün değildir.
Fethi ağabey 1977 senesinde alem-i şehadetten alem-i bekaya rıhlet eylemiştir. Cenaze namazını Tarikat-ı Cerrahiye postnişini El-Hac Muzaffer Ozak Efendi (k.s) kıldırmıştır. Cenab-ı Rabbül-Alemin ruhunu mesrur, kabrini pürnur, makamını mamur eylesin. Güzel memleketimizde O’nun gibi ehl-i dil olan zevatın sayısını ziyade eylesin. Herhalde Fethi Ağabey gibi hem seyyad-ı istidad, hem merd-i aşk ü muhabbet olup ömrünü vatanına ve milletine vakfeden insanlar oldukça son 200 yıldır içinde bulunduğumuz fasid daireden tez zamanda kurtulacağız. Fethi Gemuhluoğlu’nu daha iyi tanımak isteyenler O’nun 1975 senesinde dostluk üzerine irticalen yaptığı konuşmayı, Arapgir Postasına yazdığı yazıları, mektuplarını ve vefatından sonra kendisi hakkında yazılan yazıları içeren Dostluk Üzerine isimli eseri, Nuri Pakdil’in Bağlanma isimli kitabını ve başta Ergun Göze (Gözüm ve Gönlümle Tanıdıklarım) olmak üzere sevenlerinin hatıratlarını mutlaka okumalıdır.

Beğen  
Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir