Yazılar

İnsanın Tiyatro Oyuncusu Olmasına İlişkin Mülahaza

İnsan, cüz’i de olsa bir iradeye sahiptir. Düşünme, yorumlama ve ilişkilendirme yeteneği vardır. Fakat bu hasletler, çağımız dünyasında olduğu gibi kendisine sonsuz güven duyalım ve bunlar ne derse iç rahatlığıyla tabi olalım diye değil, daha çok kim olacağımızı, hangi yolun yolcusu olacağımızı seçebilelim diye mevcuttur. Yaratılış sebebi Allah’a kulluk etmek olan insanın akıl sahibi olmasını imtihanın doğası ile açıklamak kanımca en akılcı yaklaşım olacaktır.

Bu dile getirdiklerim, şüphesiz aklı yalnız inanç meselelerine yoralım demek değil, onu tapılacak değil tapacak bir mekanizma olarak kavrayıp günlük yaşamdaki kullanımına açmak gerekir demektir. Aklın kullanım kılavuzunun ilk maddesi budur.

İşte bu aklın en temel görevi, kaderi tayin etmekte bize verilen cüz’i iradenin yönlendirilmesine aracılık ile bu tayin işlemi öncesinde söz konusu imtihanı ve imtihan edeni kavrayarak imtihan koşulları çerçevesinde yanıtlar üretmektir. İradeye ise bu yanıtlardan seçmek kalır.

Dünyayı bir tiyatro sahnesi olarak tasvir etmek pek klişe olsa da, maksadın hasıl olmasında bize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. Nasıl ki bir oyuncunun sahneye nereden ve ne zaman çıkacağı, kaç adım atıp nerede duracağı, neler söyleyeceği ve sahneden ne zaman çıkacağı biliniyor ve önceden belirleniyor ise; insanın da dünyadaki durumu budur. Fakat kolunu kaldırıp bir cümle söyleyecek olan bu oyuncunun söylediklerini ne kadar içtenlikle söylediği, kolunu ne kadar kaldırdığı, elinin konumu, sesinin gürlüğü ve tonlaması gibi unsurlar bu oyuncunun ne kadar iyi oynadığının göstergeleri olacaktır. Sahneye çıkıp söylenecekleri söylemek kaçınılmazken, maharet oyunculuğun gereklerini yerine getirebilmektedir ki işte iradenin görevi de budur.

Madem ki irade dünya sahnesinde bize düşeni ne derece ifa edeceğimizi ve bize tarif edilen ideal insana ne kadar yaklaşabileceğimizi belirliyor, bunu bilinçten hiç çıkarmamak ve role olan konsantrasyonu kaybetmemek gerekir. Role çalışırken karşımızdan aynayı hiç eksik etmemek, ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı iyice bilmek şarttır.

İnsan bunu yaparken genelde neler yapması gerektiğini düşünür. Senaryolar da hep olumlu kiplerle yazılır. Oyuncu şunu yapacak ardından bunu söyleyecektir. Ama alelade bir insanla bir tiyatro üstadını ayıran neler yapılacağından çok nasıl yapılacağı ve neler yapılmayacağıdır. Öyle ya, “Ne oldum değil, ne olacağım demeli.” dememeli, “ne olmayacağım?” demeli. Ancak böyle ödüle – alkış bize bir hedef olmamalıdır- ulaşılabilir.

Tüm bunların ötesinde, kişinin kendisine sorması gereken bir soru daha vardır: “Bu sahnede hangi rolü oynamaktadır?” Zira eğer kendisinden istenenden farklı bir rolü oynuyorsa vay haline! Sahne bunu kaldırmaz. Tiyatrocu arkadaşları o an bozuntuya vermeyip durumu toparlıyor görünebilirler, hatta alkışlar da eşlik edebilir bu yanlış performansa fakat bu hatayı bastırmaz, aksine bu hatalarda büyük yönetmenle birlikte o rol arkadaşları ve seyircilerle de hesaplaşma külfeti oyuncunun sırtına binebilir.

Aklın görevi tam olarak da bu rolün doğru biçimde yerine getirilmesinde gerekli aşamaları bilmek, ayırt etmek, öğrenmek ve uygulanmasını mümkün kılmaktır. Akıl, alkışlardan bağımsız şekilde bizim nasıl oyuncular olacağımızı belirleyecek unsurumuzdur. Sefil yüzyılımızda sanıldığı gibi senaryoyu yazacak olan değildir. Bu yüzyıl ki; kitlesel yahut bireysel akla tapan milyarlarca insan, yaşamını akla aklı ise nefse endekslemiş durumda oradan oraya sürüklenmektedir. Her bireyi bir otorite olarak kabul etmekte, kanun koyucu olarak aklı göstermekte, aklın ürünü olmayan bütün efkarı mutaassıp bir tavırla dışlamakta ve bu aklın halık değil mahluk olduğunu korkunç biçimde ıskalamaktadır.

Dostoyevski bir insandan bahseder. Bu insan birgün dua ederken “aklın nuru ile aydınlanır” ve küçük kilisesinin mihrabındaki aziz resimlerini kırar ve mumlarını söndürür. Kimi filozofların resimlerini asar ve mumları yakar. Son yüzyıl insanının durumu işte budur.

İşte öyle ey cahil aklım! Sahneden çekilme vakti gelmeden üstüne düşeni yerine getir, söylemen gerekenleri söyle, yapman gerekenleri yap ki o vakit geldiğinde gönül rahatlığı seninle olsun.

Yazar Hakkında

Haşim Can Eti

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!