Yazılar

İnanmak ve Kandırılmak

Kur’an-ı Kerim nazil olduğu günden bu yana değişmeyen ve tüm kutsal kitapları içinde toplayıp tüm batılları zail eden en güzel, en son değişmez kitaptır. Çünkü Allah azze ve celle Kur’an-ı Kerimin kendisi tarafından korunacağını ve güvence altına alındığını bildiriyor. Günümüzde kendisine inanan insanları etrafına toplayarak Kur’an-ı Kerim’i önüne alıp sadece bu kitap bize yeter, hadisi şeriflere, fukahanın kıyaslarına ve ümmetin icmasına yani edille-i şeriyye dediğimiz, dinin tam olarak anlaşılması için asırlardır oluşturulmuş, ana kaynağı Kur’an Hükümleri olan üç temel direğe gerek yok diyen ve kendine alim süsü veren bir sürü zevat ortaya çıktı.
Kur’an-ı Kerim ayetlerini yorumlayarak insanlara yapmaları gerekenleri dikte eden, cemaatlere, tarikatlara, tasavvufa karşı olduğunu beyan ederek “etraflarına topladıkları insanların hayatlarını inkıraza uğratanlar” diyerek Allah dostlarına, ehli sünnet çizgisinde yaşamaya çalışan ve kendilerine güvenen insanları da bu çizgi üzerinde tutmaya çalışan insanlara iftira ederken, kendi etraflarına topladıkları insanlarla yeni bir cemaat, anlayış yada kendilerine göre bir tarik oluşturduklarınında farkında değiller maalesef.
Evet Kur’anı Kerim yanlızca muayyen ilim seviyesinde olanların anlayabileceği, onların dışındakilerin anlayamayacağı bir kitap değildir. Her zihni seviyede olan ve araştırmasını, okumasını bilen insana yol gösterecek, açıklayıcı bilgiler verecek kadar geniş ve anlamlı bir kitaptır. Unutulmasın, Kur’an-ı Kerimi okuyan herkes oradan künhünce ve anlayışı mesabesinde ders alır.
İlkokul birinci yada ikinci sınıfa başlamış bir çocuğa, siz büyük profesörlerin bile çözmekte zorlandıkları hatta çözemedikleri bir matematik denklemini dikte ettirerek çözdürmeye çalışırsanız hata edersiniz. Çünkü çocuğun natıkası ancak okuma yazmayı yeni öğrenmeye başlayacak kadar gelişmiştir. Tekrar ede, çalışa gelişen bilgi hazinesi, beyin yapısı ve natıkası zaman içinde yeni, farklı, çeşitli bilgileri yine kendi künhünce anlamaya, idrak etmeye, kabullenmeye başlayacaktır.
Bu anlayış ve kabullenme zaman içinde beynin gelişmesini, büyümesini yeni bilgileri almasını da sağlayacağı için önemlidir. Ancak henüz gelişmemiş, büyümemiş bir beyne siz yetişkin bir beynin ancak kabul edebileceği hatta zorlanarak alabileceği bilgileri yüklemeye çalışırsanız bir yerde elinizde kalır.
İşte Ayetlerde böylece insanların anlayış seviyelerine, kalp açıklıklarına ve zihin genişliğine göre anlam kazanır, yer bulurlar. İnsan dinleyerek öğrendiğinden, anladığı kadarıyla bilgi sahibi olur. Ne fazla, ne eksik. Ayrıca yine insan yani beşer nisyan ile malüldür. Unutmaya müstehak kılınmıştır. Bildiğini ve öğrendiğini en çabuk unutan, istediği zaman uygulamayan yine insandır. Günümüzde bunu işine gelince yapmak, işine gelmeyince kaytarmak şeklinde ifade ediyorlar.
Emirlerin açıklığı, ayetlerin sahihliği ve Kur’an-ı Kerimin gerçekliği tüm varlığıyla ortada olmasına rağmen, yine ortada olan ve bu net, sahih ayetleri kendi ideolojileri doğrultusunda yorumlayanlara inanan, maalesef yine insan.
Ayet’ler kesinlikle kendi görüşünde olmadığı için bir başkasını zemmetme hakkını vermiyor. Hakkın ve Batılın ölçülerini açık bir şekilde ortaya koyuyor. İnananlar ve inanmayanlar olarak ayırıyor. Kabul edenler yada kabul etmeyenler. Eğer ayetlerden yola çıktığınızı söyleyip, kendinize göre yorumlayarak bir cemaati, tarikatı yada herhangi bir cemiyeti karalıyorsanız bu kesinlikle yanınıza kalmayacak, henüz dünyada iken bunun karşılığını alacaksınız.
Çünkü bize kadar gelen sahih ve doğru kaynaklardan öğrendiğimize göre “Kişi zemmettiği ile sınanmadan can vermeyecektir” buyruluyor. Yani bir insanı itham ettiğinizle imtihan edilmeden, itham ettiğinizi yaşamadan, hissetmeden, görmeden can vermeyeceksiniz buyruluyor.
Peki neden Kur’an-ı Kerim gibi sahih bir kaynağı kullanarak birilerinin akıllarını çelmeye çalışır insanlar. Çünkü samimi Müslümanın yumuşak karnı imanıdır, inancıdır. Toplulukları etki altına almak, kendi görüşlerinizi dikte etmek ve onlara kendinizi kabul ettirmek istiyorsanız, inançlarına hitap etmeniz yeterlidir. Tarihin her devrinde bu böyle olmuştur. Bu hatiplerin kimisi samimi bir şekilde Allah ve Rasulü’nün ölçülerini insanlara anlatmışlar ve insanları iyiye güzele ve doğruya yönlendirmişler, kimisi de yine aynı kaynakları kullanarak kendi sapık ve sapkın fikirlerini insanlara kabul ettirmeye çalışmışlardır.
Peki ne yapacağız? İşte konunun en can alıcı kısmı da burada ortaya çıkıyor. Hazreti Peygamber Aleyhisselam buyuruyor ki; “Mü’minin ferasetinden sakının”. Ehli Sünnet vel Cemaat mensupları olarak inancımızı taklidi iman mesabesinden, tahkiki iman mesabesine çıkararak, bize anlatılanları ferasetimizle dinleyecek, anlayacak doğruyu yanlıştan ayıracağız. Çünkü bize düşen budur. Körü körüne inanmak ancak aptalların ve ahmakların yapacağı bir iştir. Gören göze, düşünen akla ve hisseden kalbe delil çoktur.
İşte Kur’an-ı Kerim’de bize diyor ya “Akletmez misiniz?” “Düşünmez misiniz?” “Düşünenler için bu kitapta bir çok delil vardır” Tüm bunları okuyacak, araştıracak ve öğreneceğiz. Kendilerine göre anlatanların münazaralarını, mütalaalarını çok dikkatli bir şekilde dinleyip neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlayacak kadar kendimizi yetiştireceğiz.
“Kolay mı canım bu kadar sene ilim tahsil etmiş bir müfessirin, bir muhaddisin seviyesine ulaşmak” derseniz derim ki, ne onun beyin yapısı sizden fazla, ne de sizin beyniniz ondan eksik yaratılmamıştır. Hal böyle olunca oturduğunuz yerden ahkam kesmeyi bırakıp sadece ben bilmiyorum demenin kurtuluş olmadığını hatırlatmama müsaade edin. Gerçekten inanmış bir Müslümanın böyle bir lüksü yok. Neden mi?
Çünkü Hazreti Peygamber Aleyhisselam buyuruyor ki;
“İlim Müslümanın yitiğidir. Nerede bulursa alır”
Siz daha yitiğinizi aramaya başlamadınız mı?

Yazar Hakkında

Yusuf Duru

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Eylül Sayımız Yayımlandı

Herald

Dilhâne'nin 9. sayısı yayımlandı. Bu sayıda Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Hamdi Köksal ile söyleşi yaptık. Eylül sayımız ile aramıza katılan Bertan Rona, "O'nun Kokusunu İzledim" isimli yazısı ile okurlarımızı selamladı. Fatih Duman ise "Ben Zamanı Hesap Edemiyorum" başlıklı yazısı ile Dilhâne okurlarına Merhaba dedi..

Hemen Oku!