Hikmet

Her Şey Aslına Rücu Eder

Cihan sarayında bir şah vardı. Tek derdi Hızır Aleyhisselamı görmekti. “Bir kimse çıkar da bana Hızır’ı gösterirse ne dilerse veririm!” deyip dururdu.

O zamanlar yoksul bir adam yaşardı. Bir gün, yoksulluk canına tak edince kendi kendine gidip şaha “Sen beni üç yıl kadar besle, ben de sana Hızır’ı göstereyim.” diyeyim. Üç yıla kadar ya ben ölürüm ya da şah ölür veya suçumu bağışlar veya bir yolunu bulup kurtulurum. Bu vesileyle hiç değilse bir süre sıkıntı çekmeden yaşarım diye düşündü.

Şahın huzuruna çıktı, önceden hazırladığı sözü arz eyledi.

Şah, “Kabul, ancak sonra Hızır’ı gösteremezsen seni öldürürüm!” dedi.

Yoksul, çaresiz razı oldu. Bunun üzerine şah, yoksul adama istediği kadar mal ve para verilmesini emreyledi. Hemen buyruğu yerine getirildi.

Verilen mal ve parayı alıp evine dönen yoksul, üç yıl boyunca bolluk içinde zevk ve sefa ile yaşadı. Süre dolunca da kaçıp ıssız bir yere saklandı. Can korkusuyla tir tir titreyip dururken beyaz giysili, nur yüzlü bir ihtiyar gelerek selam verdi. Yoksul, selamı titreyerek aldı. Nur yüzlü ihtiyar, “Niçin böyle korku içindesin?” diye sordu.

Yoksul cevap vermedi. Nur yüzlü ihtiyar ant vererek, “Haline bana mutlaka anlat, bir çare bulayım.” diye ısrar etti.

Zavallı adam bunun üzerine hikayesini başından sonuna anlattı.

Nur yüzlü ihtiyar, “Gel seninle şaha gidelim, ben senin yerine ona cevap vereyim.” dedi.

Kalkıp giderlerken şahın aramaları için gönderdiği askerlerle karşılaştılar. Askerler yoksulu hemen tutup şahın huzuruna görürdüler. İhtiyarda onları izledi.

Şah, “Ben seninle bir sözleşme yaptım, seni öldürmem gerekir!” dedi.

Sonra başvezirine bakıp sordu:

“Bunu ne yapalım?”

Başvezir, “Bunu parça parça edip kasap çengeline asmak gerektir ki bunu gören başkaları da şaha yalan söylemesinler!” cevabını verdi.

Nur yüzlü ihtiyar söze karıştı:

“Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah ikinci vezire de sordu:

“Sen ne dersin?”

İkinci vezir, “Bunu kazana koyup kaynatmak gerek!” cevabını verdi.

Nur yüzlü ihtiyar yine araya girdi:

“Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah bu kez de üçüncü vezire döndü:

“Sen ne dersin?”

Üçüncü vezir, “Bunu parçalayıp fırında kebap etmek gerek!” cevabını verdi.

İhtiyar tekrar aynı sözü yineledi:

“Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah son olarak dördüncü vezire döndü:

“Bakalım sen ne dersin?”

Dördüncü vezir, “Şahım bu yoksula verdiğin mal Hızır aleyhisselam aşkına verilmiştir. Bu da bulacağı hayaline kapılarak kabul eyledi. Şimdi bulamadığı için özür diliyor. Layık olan Hızır aşkına bu yoksulu serbest bırakmandır.” cevabını verdi.

İhtiyar tekrar aynı sözü yineledi:

“Vezir doğrudur, her şey aslına döner.”

Şah Nur yüzlü ihtiyara sordu:

“İhtiyar vezirlerim birbirlerinden farklı şeyler söylediklerini halde sen her biri hakkında, vezir doğrudur, her şey aslına döner, dedin, bunun hikmeti nedir?”

Nur yüzlü ihtiyar, “Ey şah!” dedi. “ilk vezirin kasap oğludur, onun için aslına çekti. İkinci vezirim aşçı oğludur, o da aslına uygun bir ceza tertipledi. Üçüncü vezirin ekmekçi oğludur, onda askına uygun ceza tavsiye etti. Dördüncü vezirin asilzade imiş, onun aslına layık olan da merhamettir. Bu zavallıya acıyarak sevaba ulaşma maksadıyla serbest bırakılmasını istedi. Ey şah, her nesne aslına çeker.”

İhtiyar, daha sonra şaha hayli nasihat etti, sonra “İşte Hızır benim!” diyerek kayıplara karıştı.

Şah hemen yerinden kalkıp dışarıya çıktıysa da nur yüzlü ihtiyardan nam ü nişan göremedi. “Hızır aleyhisselamı görmeyi çok arzu ediyordum, elhamdülillah gayeme ulaştım. Beni vezirlerimin soylarından da haberdar etti.” diyerek yoksula bol bol mal verilmesini emreyledi.

Editör: Burak Yılmaz

Yazar Hakkında

Dilhâne

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!