Yazılar

Her Ev Yanmalı!

O resmi en son Londra’da, bir öğrenci evinde gördüm.
Ağlayan Çocuk…
Bilmeyen yoktur onu. Az çok her kültürde kendine bir yer bulmuştur. Esasen bu resmin öyle çok sanat kıymeti falan yoktur. Vaktiyle bir İtalyan ressamın elinden çıkmış ve zamanla şekilden şekle girmiş. Bazen ufak bir kız olmuş resimdeki, bazen küçük bir erkek çocuğu. Kimi zaman hırpani bir ceket giydirmişler ona, kimi zaman o ceket bile yoktur üzerinde. Bu resmin değişmeyen tek vasfı, ona
bir kimlik çizen tek alameti vardır. Çocuğun gözündeki dinmeyen yaşlar.

Ne zaman bakılsa bitmemiş bir hüzün, bir vicdan uyandırır içinizde. Bir şekilde, süzülen o yaşlara sebep olduğunuz hissi verir size.

Evde, kahvede, esnaf tezgahlarının arkasında, minibüs camlarında…
Her yerde asılı dururdu
bir zamanlar. Ara sıra da hakkında konuşulurdu.

“Annesini kaybetmiş, o yüzden ağlıyormuş.”

“Babası yokmuş, fakirmiş… O yüzden ağlıyormuş…”

Bu rivayetler bir yana, asıl büyük safsata 1985 yılında ortaya atılmış. O dönemin mühim yayınlarından biri olan “The Sun” adlı gazetede o yıl, akıl almaz bir haber yapılmış. Güya resmin asılı olduğu evler bir şekilde lanetleniyor ve bu evlerde mutlaka yangın çıkıyormuş.

Kelli felli adamlar bunları okuyup ne kadar ciddiye almışlardır, neye inanmışlardır bilmiyorum.

Bildiğim tek şey, Londra’daydım ve o resim duvarda, tam karşımda duruyordu.

Evet Londra’daydım…

Bir aydır süren, yıllarca hep hayalini kurduğum ve uğrunda nice şeyi feda ettiğim büyük Avrupa seyahatimin son durağında. Kuzenim şehrin en köklü üniversitesinde mastır yapıyordu ve ben
İstanbul’a dönmeden önce son günümü onun yanında geçirmeye söz vermiştim.

İki ev arkadaşı da yabancıydı. İkisi de İngiliz. Yabancıydı işte. En azından benim için…

Hep birlikte son akşam yemeğini -bu bir gönderme değildi- yedik önce.

Ardından televizyon
karşısına geçtik ve vakit öldürürcesine onu bunu izlemeye koyulduk. Kanallar arasında dolaşırken gördüm. Esmer, kavruk tenli bir adam hızla koşuyordu bir yerlere. Kucağındaki beyaz örtüye bir çocuk sarmıştı. Çocuk ölmüştü ve savaş vardı…

Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de… Hangisiydi bilmiyorum. Bilemedim. Öğrenemedim.

Kuzenim, ailemizin en gözdesi, herkesin imrenerek ismini andığı genç adam, umursamaz bir tavra büründü bir anda. “Boş ver” gibilerinden dik dik baktı gözlerime. Haberi aç diyemedim. Neler
oluyor diyemedim. Onun yerine tüm gece müzikle tepişen yarı çıplak kadınlar dönüp durdu ekranda.

Gece, uyumadan evvel gördüm o çocuğu. Boş bir duvarda öylece asılı duruyordu. Ağlıyordu
ve bu evde kimsecikler onu görmüyordu. Duymuyordu. Becerebilseydim o duvarın dibine çöker gücüm tükenene kadar ben de ağlardım.

Umursamazlığa, Londra’ya, İstanbul’a, etmediğim dualara, savaşlara, alıştığım ölümlere, kuzenlere, dolara, piyasaya, sisteme… Hepsine ağız dolusu küfürler savurup için için ağlardım belki.
Ama beceremedim.

Her duvara asılmalı o resim. Her evde ağlamalı o çocuk. Ve hıçkırıkları bütün kulakları yırtmalı.
Asıldığı her ev yanmalı. Belki o zaman ağlamayı da biraz olsun becerebilirim.

Yazar Hakkında

Faruk Yıldız

1985 yılında Giresun Bulancak'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Lise öğrenimini Giresun Anadolu Öğretmen Lisesi'nde sürdürdü. 2007 yılında Gazi Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. 2014 yılında Gençlik Spor Bakanlığı Genç Kalemler Hikâye Yarışması'nda "La Edri" adlı hikayesiyle ödül aldı. 2017 yılında yayımlanan "Evvel Zaman İhtilali" adlı romanıyla Mostar Tarihi Roman Yarışması ikincilik ödülünü kazandı. Çeşitli alanlardaki yazı çalışmalarına devam etmektedir.

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!