Cuma, Şubat 21, 2020
Dilhâne > Köşe Yazıları > Hayvanî Cihetlerimiz

Hayvanî Cihetlerimiz

Yeryüzünün insandan daha kıdemli varlıkları olan hayvanlarla aramızda doğmak, yemek, içmek, ölmek dışında birçok ortak vasfımız vardır. Fakat bu yazımızın muhtevasında bir genelleme yapmak yerine, bazı hayvanlarla, bazı hemcinslerimizin azamî müştereklerine değineceğim.

Öncelikle bir insanın hayvan ile mukayese edilmesine içerleyen, alıngan okuyucularımıza ‘hayvan’ kelimesinin ‘canlı’ manasına geldiğini hatırlatmak isterim. Küçükken babalarımız ‘aslanım’ ‘koçum’ analarımız ise ‘kuzum’ diyerek, bağrına bastığında hiçbir menfi tepki vermediğimizi de…

Malumunuz, bir çeşit kertenkele türü olan bukalemunlar renk değiştirebilirler. Derilerini bulundukları ortama göre kestane rengi, sarı, yeşil ve kırmızının tonlarına büründürerek kendilerini kamufle edebilirler. Tıpkı menfaatine göre ani kimlik değiştirebilen biz insanlar gibi. Mesela malını mütedeyyin bir esnafa satmak isteyen bir tüccar düşünün. Bir yandan ne kadar gelenekçi ve muhafazakâr bir aileden geldiğini ispat için moderniteye isyan ederken, bir yandan yeşilin bütün tonlarını üzerine geçirmiştir. Buna kendisi inanmadığı halde sırf müşteri potansiyelini arttırmak ve gerçek kimliğini gizlemek için dükkânının duvarlarını çerçeveli ayet ve hadisi şeriflerle dolduran ‘Gayri Müslim’ vatandaşlarımızı da ilave edebiliriz. Muhafazakârlığın prim yaptığı, dinî hassasiyeti kuvvetli olan insanların iktidarda olduğu şu dönemde, senelerce ‘irtica’ isminde bir heyula ile korkutulan milletin bir ferdi olarak soruyorum; “Ey, mütedeyyin insanları on yıllardır bize öcü olarak gösteren ve eski güçlerini kaybettiği için bu kelimeyi artık ağızlarına alamayan irtica tellalları! Şimdi nerelerdesiniz? Nereye kayboldunuz? Yoksa aramızdasınız da biz mi göremiyoruz!” Acaba şimdi renk değiştirme mevsimi mi? Bukalemunlar kaç çeşit renge bürünebilir bilemem ama bu konuda insanlarla aşık atamayacağı su götürmez bir gerçek.

Bir kurt, bir koyun ile iktifa etse doyması mümkün iken bir sürüye saldırdığında beş altı tanesini hatta daha fazlasını boğazlayıp bırakır. Tıpkı hırslarına yenik düşen ve hasetçi nazarlarla doymak bilmeyen gözünü hep daha fazlasına ve yükseklere diken insan gibi. Alacağımız nefes, yiyeceğimiz lokma sayısı belli olduğu halde, iki dairemiz daha olsun, bir arabamız daha olsun diye hayatımızın en verimli senelerini hırslarımıza kurban ederiz. Yiyemeyeceğiz paraları biriktirmek ve oturamayacağımız binaları imar etmek uğruna üç günlük dünyamızı hem kendimize hem de sevdiklerimize zindan ederiz. En sonunda Tolstoy’un dediği gibi, önce para kazanmak için sağlığımızı kaybederiz, sonra da sağlığımızı kazanmak için paramızı…

Bu dünyada, hayvanların da dâhil olduğu canlılar içerisinde gelecek kaygısından dolayı mal toplayan tek varlığın insan olduğunu kaç kişi biliyor acaba?

Bazı insanlar ise kedi gibi çekingen tabiatlıdır. Saf görünürler. Hani derler ya ‘kafasına vur, ekmeğini al…’ Müteşebbis kişilerin aksine mesuliyet almaktan kaçınan asalak bir kişiliğe sahiptirler. Kedilerin sırtını veya boynunu şöyle bir sıvazlayın, artık bacaklarınıza dolanır peşinizi bırakmaz. Fakat onları kızdıracak bir taarruzla odanın bir köşesine doğru kovalarsanız, sıkıştığında atlayıp gözünüzü çıkartması işten bile değildir. Menfaatleri uğruna en alçak hakaretlere ve aşağılanmalara ses çıkartmayan bu kedi tıynetli insanlar da çıkarlarını akamete uğratanlara görülmemiş bir öfke ile saldırmaktan çekinmezler. Keşke sayıları azımsanmayacak kadar çok olan bu “asalak” kardeşlerimiz, şu sözün derin manasına vakıf olabilselerdi.

     “Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır. Bu nedenle bir lokma ekmek için şerefini ayakaltına almaya, bir anlık zevk için namusunu lekelemeye, bir zamanlık mevki için ayak öpmeye, bir günlük menfaat için faziletini karartmaya değmez”

Akrep, çekindiğimiz hayvanların içinde bizlere en itici ve soğuk gelen eklembacaklıların başında gelir. Öyle ki, yukarı doğru kalkık ve kıvrık zehirli kuyruğu ile onu değil yakınımızda görmek, varlığını düşünmek bile ürküntü verir. Fakat maalesef bu mezkûr hayvanın bile bazı özelliklerinden esinlenen insanlarımız vardır. Malumunuz bir akrebin etrafına halka şeklinde bir ateş yakarsanız, kendisine hiçbir çıkış yolu bulamayınca düşmanlarını ve avlarını tehdit eden zehirli iğnesini kendisine batırarak bir nevi intihar ettiğine şahit olursunuz. Söz konusu bu hareket, yaratıcıdan aldığı ilham ile doğru ve yanlış arasındaki tercihinden sorgulanmayacak bir hayvanda asil bir davranış gibi görünse de, insanda durum son derece farklı ve naziktir. Bu dünyaya imtihan için gönderildiğini unutan bazı insanlar, akrepten mülhem ahlâkı ile ebedî saadetlerini mahvetmektedirler. Etrafını çepeçevre sarmış her biri ateş gibi yakıcı musibetler karşısında çıkış yolu bulamayınca intiharı seçen insanlara hemen her gün basın ve medya organlarında şahit oluyoruz. İş bulamadığı, eşini kaybettiği veya iflas ettiği için hayatına son verenleri… Okulda sevdiğini başkasına kaptırmayı içine sindiremediği için intihar eden genç kızları… Eve geç gelen karısını çocuklarının gözü önünde öldürdükten sonra aynı silahla kendisine emanet olarak verilmiş cana kıyanları… Maneviyat eksikliğinden cinnet geçiren ve etrafına dehşet saçan seri katilleri…

Evet, insanlardaki hayvanî cihet misallerini daha da çoğaltmak mümkündür. Fakat bunların dışında onlardaki güzel ve ibretamiz örnekleri de tabii ki unutmamalıyız. Bunun için bir arı veya karınca bile yeterli olabilir fakat konumuz müsbet değil menfi örnekler olduğu için bunlara değinmedik. Kâinattaki en şerefli varlık insandır. Ve ilânihaye böyle olacaktır, yaptıklarıyla bazen hayvana benzese de… Vesselâm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir