Gündelik Sözlerimiz Arasında Geçecek Kadar Kaba

“Meded meded bu cihânın yıkıldı bir yanı
Ecel celâlileri aldı Mustafa Hânı”
(Meded, meded! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı. Çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han’ı yakaladılar ve boğdular.)
Bugün Cuma, içimden bu beyitten ve ölümün sükûnundan başka bir şey geçmiyor. Bu beyit, Taşlıcalı Yahyâ’nın Şehzâde Mustafa’nın ölümü üzerine yazdığı mersiyenin matla’ beyiti, o kadar etkileyici, o kadar sarsıcı ki. Zannederim ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmez bir halde, üzüntüyle meded umdu ve bu ikileme ile başlayıp, hazân rûzigârını andıran o mersiyeyle bir imdâd aradı.
Görüşte basit bu beyit, ölümün karşısındaki çaresizliği o kadar iyi anlatıyor ki şâiri, küçük bir odada, kısık bir kandil ışığında gece yarısı elinde diviti, dizlerinde yahud rahlesinde saman kağıdı, ağır bir humma ile anlını ıslatan ter damlalarıyla -ki bunlara jâle demek, Taşlıcalı’ya pek yakışırdı- bu beyitleri hâl yoluna koyarken düşlüyorum. Öyle bir iştiyakla, şevkle diviti bir lahza kaldırmadan, mürekkebi kurutmadan yazıyor ki, o gece yarısı ışığa gelen pervâne dahi kandilin ışığından cayıp, Taşlıcalı Yahyâ Bey’in çeşm-i terine, kelimelerinden yansıyan ışığa kanat açıyor. Taşlıcalı Yahyâ bu mersiyeyi, bu nidâyı, bu sadâyı tamâm ediyor ve onun ateşi bu beyitlerle bugün ciğerimi, ciğerleri yakmaya muktedir, kaynıyor. Bu yüzdendir ki acı ile yoğrulmuş şiirler daha bir sevilir. Gâm kimsenin çekmeyi istemediği, bir şekilde içine düştüğü ama bundan içten içe hoşlandığı bir şey. Bu beyit ve diğerleri Taşlıcalı Yahyâ’yı o gün nasıl yaktı ise bugün beni de yakıyor ve kendimi, o bu beyitleri yazarken gözünün ferine kapılmış pervâne yerine koyuyorum, o günlere duyduğum özlem artıyor. Bu kadîm, kıymetli şiirleri yazdıran hissiyâtı özlüyorum.
Mersiye bahsine girmişken aklıma Bâki’nin “Kanûnî Mersîyesi”nin o ilk beyti geliyor ki bu da zihinlerde, devinimini hiç yitirmeyen bir cenaze alayının ağır aksak adımları, sessizlik içinde sallantısını sürdüren bir tahterevân gibi mekânsız ve zamansız uçuyor.
“Ey pây-bend-i dâmgeh-i kayd-ı nâm u neng
Tâ-key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng”
(Ey şan ve şöhret düşüncesinin tuzağına ayağı bağlı olan kişi, daha ne zamana kadar bu kararsız dünyanın uğraşısı hevesinde olacaksın?)
Bu beyit okunduğunda dîlde garip bir tat, dil de ise garip bir hâl bırakıyor ki ölümün bî-çâre hakikiliği, nehre düşen berg-i hazân gibi aheste ve ‘ağır müterennim’ zihnimde savruluyor. Beyit içinde hiç Türkçe kelime bulundurmayarak da bu hissiyâtı okurda sağlıyor. Bu hissiyât hiç bilmeyen insan için bile bir hüzün içermekte, sesi mahzun. Bir bitiş, bir yok oluşu anlattığından mıdır, bu beyit, dünya hayatının boşluğunu insanın derinine derinine, yüreğine, fikrine nüfûz ettiriyor.

Bir başka isim daha var ki kendisi Hatun Şâir Nisâyî’dir. O da bir ölümü nefretle anmış, Şehzâde Mustafâ için inleyen bir mersiye tanzîm etmiştir.
“Yakdı alem bagrunı derd ile anın fürkatı
Yandılar dutuşdular matem dutunup key katı
Yok mıdı ey şâh-ı âlem sende ata şefkatı
Ey şeh-i bî-şefka nitdi sana Sultân Mustafa”
Mersiye bir inleyiş, feryâddır. Öyle ki ilk şiirin oğlunun ölümü üzerine bizzat Hz. Âdem tarafından yazıldığı söylenir.
İlk ölüm ve ilk şiir. Bu yüzdendir mersiyeleri çok severim.
Ölen ölür, ölüm ölmez.
Ölüm ölümsüzse ölüm üzerine söylenen sözler de ölümsüz. O hâlde şâirler ölümsüzlüğü tatmıştır.
Tıpkı bu beyitlerde olduğu gibi.
Tıpkı içimde kalan, ölüm için söylediklerim gibi.

Gündelik Sözlerimiz Arasında Geçecek Kadar Kaba” için bir yorum

  • 3 Ocak 2018 tarihinde, saat 19:37
    Permalink

    Yazdığınız bu yazı ile hissiyâtımı benim yerime dışa vurmuşsunuz. Kaleminize, fikrinize, yüreğinize sağlık. Yazmayı sakın bırakmayın lütfen. Metninizi okurken içimi kaplayan hüznü tahmin dahi edemezsiniz. Şehzâde Mustafa’nın ölüm şekli ve Taşlıcalı’nın bu can yakıcı mersiyesi her daim içimde bir yaradır aklıma ne zaman gelse açıp okur tekrar tekrar hüzünlenirim. Bu konuyu ele aldığınız ve bu kadar güzel işlediğiniz için teşekkür ederim.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir