Yazılar

Ehl-i Sünnetin Kalesi Tarikatlar

Tarikata girdim ama bilemedim. Cemaatlerle farkı nedir? Yoksa fet/öcüler gibi mi olacağım? Ailem işkillendi. Beni terörist sanacaklar..
Kardeşim bu vesveseleri yenmen için öncelikle tarikatin mâna alemini çözmen gerekiyor. “ Şeriatsız tarikat olmaz “ Abrurrahmani Tahi k.s

Öncelikle tarikat, tasavvuf demektir. Tasavvuf İslam dini içinde bir alemdir. Kelime manası “yol” dur. Cemaat ile tarikat başka olmakla birlikte ayırt edebileceğin püf noktanın izahı şöyledir; Alim, bilgin demektir. Ârif ise, Allahü teâlânın rızâsını kazanmış, O’ ndan başkasının sevgisini kalbinden çıkarmış, tasavvufta yetişip, kemâle ermiş velî zâttır. Nasıl ki Alim ile Ârifin manası farklıdır. Cemaat ile tarikat de öyledir.
Cemaat bir topluluktur. Tarikatte (tasavvufta) ise Mürşid-i Kamil (arif) önderliğinde bir yol izlenir. Lakin bu yolu izlerken Kuran ve ehli sünnetin dışına çıkılmaz, aksine tamamen Kuran ve ehli sünnete bağlanarak kestirme bir yolda Allah’ a ulaşmak amaçlanır. Çeşitli yolların (tarikatların) olması normaldir. Çünkü tasavvufun oluşma sebeplerinden biri de meşreptir. Meşreplere göre yollar vardır, elbetteki her yolun sonu da elhamdülillah aynı yere çıkar. Efendimiz s.a.v başta olmak üzere sahabelerin izleri takip edilir.

“Benden sonra nebi gelmeyecek, alimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur.” (Sahih buhari 9.cilt 1409.hadis, sahih buhari 11.cilt sayfa 181)
Hakiki Mürşid kendisine tabi olunmasını isteyip, kendisinin ârif olduğunu öne sürmez. Aksine Allah’ u teala’ nın O zata yönlendirmesi bir nur ile daha doğrusu manevi şekilde hissedilir. Tasavvuf zahir ile değil, batın ile kişiyi eğitmeyi amaçlar. Yani manevi alemde terbiye eder. Nasıl ki anne babanın yardımıyla bazı işleri yapabiliyoruz, Mürşidi Kamil de öyledir.
“ Ey imanlar eden! Allah’ tan korkun ve sadıklarla beraber olun. “ Tevbe suresi/ 119.

Allah azze ve celle sadık kullarına nazar eder. Biz de o kullardan nazar almak isteriz ki manevi şifayı bulalım. Nitekim Allah dostunun nazarı, kalbi olgunlaştırır. Doktor nasıl ki hastanın bedenini iyileştiriyorsa, Mürşid de kişinin manevi hastalıklarını iyileştirir. Mürşid ‘i bir kul seçmez yahut ben Mürşid oldum demez. Allah-u Teala’nın rüya ile bir önceki Zat’ a bildirmesiyle olur. Mürşid-i Kamil’ de bazı kerametler Allah’ ın isteği ile ortaya çıkar. Bir Allah dostuna ” hadi bana keramat göster” denmeyeceği gibi keramet beklemek biraz vesvese ve garanticilik olur.
Çünkü Allah c.c kerameti bazı olaylar üzere sadık kulunda arz eder.
Hararet nardadır, sacda değildir.” Keramet baştadır, tacda değildir. Her ne ararsan kendinde ara. Kudüs’ de Mekke’ de hac’ da değil. ” – Hacı Bektaşi Veli kudduse sırrahu

VELHASIL: Tasavvufun Fetö İle Benzerliği Dahi Yoktur

15 temmuz ve öncesi olayları ehli sünnet toplulukları örselemeye yol açtığını görüyoruz. Çok sevdiğim bir mübareğin sözü gelir aklıma; Bizimle derdi olanın derdi bitmez.

Onlar müstesna, Fetö cemaati gibi şeytanı kendine mürşid edinmiş topluluklar ardarda gelmeye başladığı gibi ehli sünnetin kalesi olan tasavvuf erlerine de dil uzatır oldular. Halbuki Fetö ile Tasavvufun farkını anlatmayacağımız gibi aralarında benzerlik dahi olmadığını söylememiz kafi gelir.
Fetö’ yü atlattıktan sonra sırada hazır ve nazır duran birçok oluşum bekliyor. Şimdilerde Vehhabilik ( selefilik) moda oldu. Selefi demek istemiyorum çünkü selefi kelime mânası ile amelî demektir. Bu yüzden kibar kaçıyor.
Peki dört hak mezhebi ne ara unutur olduk? E tabi fıkıh bilgimiz olmayınca bocalar olduk. Başımıza hoca kesilenler soy isimini dahi değiştirip kelimelerini süsleyip biraz marjinal olmaya heveslenmiş.
Evet sıradaki oluşum vehhabi hocalar ve kurbanları(!) Vehhabiliğin tarihini incelerseniz Sunnileri nasıl kılıçtan geçiren bir militan oluşum olduğunu anlarsınız. Şimdiki daeş oluşumunun tabanıdır ve geliştirmek için Türkiye dahil dört bir yanda vehhabi okulları açılıyor. Tv’ lerde hoca kesilenler de akaid gibi farz ilimleri bilmeyen genci yaşlıyı kendine inandırıyor(!)

Bu anlayışın (Tek kaynak Kur’andır diyerek sünneti reddeden Vehhabi anlayışının) ve günümüz hocalarından(!) birinin İslamiyetin bazı yapıtaşlarına dil uzatan redleri aşağıda.

“İsyanoğlu” redleri/ Şunlar:
1- hadisler
2- hükümler
3-iftara ettiği alimler
4- tahrif ettiği ayetler

> Kaderi inkar ediyor
> Recmi inkar ediyor
> Mürtedin öldürülmesini inkar ediyor
> Miracı inkar ediyor
> Ruyetullahı inkar ediyor
> İsa a.s ‘ ın nüzulunu inkar ediyor
> Kabir azabını inkar ediyor
> Adem a.s’ ın cennetten indiğini inkar ediyor
> Mehdi a.s’ ın geleceğini inkar ediyor
> Aklına uymayan hadis- i şerifleri Kuran’ a uymuyor teziyle kabul etmiyor
> Deccali inkar ediyor
> Yecüc ve mecücü inkar ediyor
> Peygamber mucizelerini kendi aklına göre tevil ediyor
> Efendimiz sav ‘in kıyamet ile ilgili tüm hadislerini inkar ediyor
> Sahabelerimize dil uzatıyor
..
Bunların ardından imanın şartı olan; kaderi inkârdan dolayı dinden çıktığını buradan ilan edip uyarmak isterim doğrusu. İman, tam teslimiyettir çünkü. Ayrıca Allah’ u Teala’nın ” Habibim” dediği , “Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’ in ağzından çıkan her söz vahiyledir” demesi Sünnet ve hadislerin terki mümkün olmadığının delili değil midir?

“ Peygamber yerine kendisini, Sünnet yerine aklını koyarak Kur’an’ı anlamaya çalışan kimse, Allah’ın istediği dini değil, nefsinin süslediği bir felsefeyi ortaya koyar.  “
Allah(c.c) ‘ a bizden yakın olan, “sadık kullarım” dediği Allah dostlarını kabul edemeyişleri niçin peki?
Onu en iyi şu kıssada anlayacaksınız:
Bir Vehhabî, İmam Zeyd Şâkir’e şu soruları yöneltmiştir:
1. İbn Teymiye hakkındaki görüşünüz…
2. Tarikat ne demektir?
3. Yetmiş üç fırka ile ilgili hadîs hakkında ne diyorsunuz?
4. Eş’arîlik hakkında görüşünüz.

Zeyd Şâkir dördüncü soruya şu cevabı vermiştir: “Sorunuza en iyi cevabı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ‘İstanbul mutlaka feth olunacaktır. Onu feth eden kumandan ne iyi bir kumandandır ve onu feth edecek ordu ne iyi bir ordudur’ meâlindeki hadîsi vermektedir… Bu hadîs İmamHakim’in Müstedrek’inde yer alan ve İmam Zehebî tarafından da te’yid edilmiş bulunan sahih/doğru bir hadîstir. Peygamberin övdüğü İslâm kumandanı Fatih Sultan Mehmed itikad bakımından Mâturidî idi. Tarikat mensubu idi, şeyhi vardı. Hanefî fıkhına/mezhebine bağlıydı. Ordusu da böyleydi…” Şimdi o soruyu yönelten Vehhabî’ ye sormak gerek: Siz Resulullah Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselamdan daha mı iyi biliyorsunuz? Resulullah -hâşâ- hevasından mı konuşuyor, yoksa ilâhî vahiy ve ilhamla mı? Resûlullah -hâşâ- bid’atçi midir?

Peygamber-i zişan efendimiz İstanbul’un Müslümanlar tarafından fethedileceğini keşf etmiş, onu feth eden kumandanı ve ordusunu övmüştür. O övülen kumandan Şeriata ve tarikata bağlı idi. Mürşidi Akşemseddin hazretleriydi. Zikrullah ve evrad okurdu. İtikad bakımından İmamı Mâturidî hazretlerine bağlıydı. İstanbul’u feth ettikten sonra saltanatı bırakıp sadece bir derviş olmak için şeyhine çok yalvarmışsa da, Akşemseddin hazretleri razı olmamış, sultanlıktaki hizmetinize devam ediniz demiştir. (Eş’arîlikle Mâturîdilik esasta birdir. İnceliklere, küçük teferruata ait bazı meselelerde çeşitlilik vardır…

Osmanlı padişahlarının hepsi tasavvuf ehlidir. ( biri hariç/ 5. Murat) Cennet mekan Abdülhamid Han ise Gavs’ tı. Dünyalıktan korktukları için de Mürşidlerine padişahlığı bırakmak istediklerini söyleyip karşılığında; “ olmaz, padişahlık size verilmiş mukaddes görevdir.” Cevabını almıştır. Bu yüzden görevlerini bırakamamış ve Allah için hakkıyla ihya etmişlerdir.
Tasavvuf ehli olmasanız dahi tasavvufu ve Allah dostlarını sevmeniz sizin için yeterli olacaktır. Çünkü Allah- u Teala onları seviyor. Allah sevgisini kazanmak, O’ nun sevdiklerini sevmekten ve gönle girmekten geçer. Aksini bahsettiğimiz vehhabilik akımları gibi, Fetö’ den sonra farklı ikinci tehlikenin farkında olmanız ve ehli sünneti reddeden her oluşumun karşısında olmanız temennisiyle…

“ Sen alimlerin yolunda yürürsen alem de senin arkanda yürür. “

Şah-ı Nakşibendi k.s (kuddise sırruhu, Allah sırrına yüceltsin)

Yazar Hakkında

Canan Karahan

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!