Yazılar

Edebiyat ve İnsan

Edebiyatın kesin bir tarihi veya varlığını sayısal olarak ifade edemeyeceğimizi düşünmekteyim. Edebiyat insanın yaratılması ve dünyaya ayak basmasıyla başlamış ve son insana kadar da varlığını sürdürecektir. Tarihi devirler dikkate alındığında ilk olarak mağara duvarlarına çizilen resimlerde edebiyatın varlığını bizlere hissettirmiştir. Edebiyat dediğimiz bilim dalı sadece şiirler, romanlar veya hikâyelerden mi ibarettir? Aradan yüzyıllar geçmesi ve medeniyetlerin kurucusu olarak anılan Sümerlilerin yazıyı keşfetmesi böylelikle her milletin veyahut ırkın kendine ait bir dili ve bu dilin de sembollerden oluşan alfabesi oluşmuştur.
Edebiyat insanın ve hayatın en canlı ve önemli parçasıdır.

Hiçbir yazar veya şair kelimeleri tabirleri dil
bilimi ile uğraşan âlimlerden öğrenmezler onlar yaşayarak öğrenirler. Edebiyatı diğer bilim
dallarından ayıran en önemli özellikte bu değil midir? Yaşanmışlık veya yaşanabilir olması edebiyatı dinamik kılmaktadır. Bu yönü ile de diğer bilim dallarından ayrılır ve ‘’şahsi üslup ‘’ algısını da zihinlerde oluşturur. Kırık bir aynada nasıl insanın çehresi gözükürse bir mısra, bir beyit, bir atasözü
Hatta küçük bir deyişte de insandan bir parça vardır. Edebiyat kendini belirtmek demektir. O, dil ile vücuda
gelen bir ahenktir. İnsanın evidir. Var olduğundan beri insanlar üzerinde hoş bir seda bırakmaktadır. Bizim edebiyatımızın temelinde ise iyiyi, güzeli ve doğruyu yazmak; paylaşmak ve aktarmak vardır.

Bu durum yüzyıllardan beri benimsediğimiz din ile hem de hüküm sürdüğümüz coğrafya ile yakından alakalıdır. Ünlü düşünür
İbn Haldun’un da dediği gibi ‘’coğrafya kaderdir’’. Her millet hüküm sürdüğü topraklarda varlığını sürdürmek için nice savaşlar zaferler gerçekleştirmiştir. Belki de toprak kanla yoğruldu bilemiyoruz. Türklerin İslam dinini kabul etmesiyle birlikte benimsemiş oldukları bu dini göz önüne alarak kültür ve
sanat eserleri icra etmişlerdir. Diller edebiyatları doğurur ve dil arkeolojiden daha üstündür.

Çünkü o devirler de yere saklanamayan bilgiler eski bir metinde bulmak söz konusudur. Edebiyat ise medeniyeti meydana getirmiştir.
Medeniyet olarak adlandırdığımız bu bitmek tükenmek bilmeyen engin deniz ise maddi ve manevi unsurları ile bir bütündür. Tarih boyunca oluşur ve gelişir. Edebiyat içinde bulunduğu medeniyete ışık tutar. Var olduğu toplumun kültüründen bizlere parçalar sunar ve kültürün aynadaki aksine benzetilir. Bir devrin ruhunu anlamak için o devrin edebiyatı anlamak ve bilmek gerekir. Toplumlarda ve milletlerde edebiyat bu yüzden mühimdir.

Vatan şairimizin Mehmet Akif Ersoy’un da dile getirdiği gibi ‘’ Medeniyet tek dişi kalmış canavar’’
sözü ile Batı’nın medeniyet anlayışını eleştirir ve bu yapı altında neler yaptığını nükteli olarak ifade etmiştir. Zira bizim medeniyet anlayışımız ile Batı’nın medeniyet anlayışı arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır. Aynı şey edebiyatlarımızda da
mevcuttur. Edebiyatı olmayan veya var olan edebiyatına sahip çıkmayan milletler dil birliğini hiçbir zaman sağlayamazlar. Parçalanmaya, yok edilmeye bilakis asimile olmaya mecburdurlar.

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştayız silkin ve kendine gel Ey Türk gençliği..

Yazar Hakkında

Fatma Aslan

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Eylül Sayımız Yayımlandı

Herald

Dilhâne'nin 9. sayısı yayımlandı. Bu sayıda Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Hamdi Köksal ile söyleşi yaptık. Eylül sayımız ile aramıza katılan Bertan Rona, "O'nun Kokusunu İzledim" isimli yazısı ile okurlarımızı selamladı. Fatih Duman ise "Ben Zamanı Hesap Edemiyorum" başlıklı yazısı ile Dilhâne okurlarına Merhaba dedi..

Hemen Oku!