Ebedi Saadetimin En Deruni Yareni: “İstanbul”

Ebedi Saadetimin En Deruni Yareni: “İstanbul”

Dert ile yanan gönle bir zerrecik serinliktir, dostun uhrevi ikliminden hâsıl olan demli sohbeti… Zerrecik dediğime bakmayın, zerrecik olanın etkisi, devasa bir güçle gösterir kendisini. Gönle sirayet eden dost kelamının zerresi, pür-i pak eder gönlün gamını, elemini. Gamlı gönül, susup sessizliğe gizlemek istediği derdini bir bakmış ki dosta çoktan anlatmış. Her şeyi sustuğunda, bilmeden sessizliğiyle anlatmış aslında. Nasıl mı olmuş bu? Gönlün bilmediği bir şey varmış. O da şu ki:
“Ne gerek kelamına, avazına
Sükûti isen de guş-i kabul-i candır
dostun en deruni vazifesi.”

İcazkâr gönül, dost gönlünün sıcaklığını hissettiği andan itibaren başlar uzun uzadıya anlatmaya tasasını, kederini. Suskunluk o anda bitmiştir artık. Bir hasbihal başlamıştır ki dostlar arasında gönül arınmakla kalmamış eleminden, huzura gark olmuştur adeta. Huzurun tadını alan gönül vazgeçer mi artık dostun sohbetinden.

Vazgeçmek bir yana adeta müptela olmuştur dost kelamına. Müptelası olunandan vazgeçmek imkânsız bir hal alır zamanla. Gönül dostun hissettirdiği huzurdan ayrılmak, dostun vesile olduğu arındırılmışlıktan mahrum kalmak istemez çünkü.
“Ah, dostluk, dostum ve dost sohbetlerim!” diyerek iç geçirenler var mutlaka. Dostun kelamından maneviyatı alıp, kendi ruhuyla bütünleştiren nice insanlar olduğuna şahit oluyorum. Şahitliğimin en büyüğü, anlamlısı İstanbul’un maneviyat saçan, tarih kokan, imanla işlenmiş mekânlarında olmuştur. Sebebini şöyle tasavvur ettim kendimce -dost canan ise canına en hakiki dostun da can ise cananına- benim hatırıma gelen ilk dost, canan ve can ‘İstanbul’ olmuştur.

İstanbul… Ah İstanbul!
Gecesi sümbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…
“Can İstanbul, canın cananı, dost İstanbul…”

Sessizliğine ses veren, suskunluğunda bile sana cevap veren, en vefalı dost… Susmana izin vermeyen bu dost dertlenmeyi yasaklar sanki. Önce İstanbul konuşur seninle, bazen farkında olursun bu sesin, bazen de duyamazsın çığlık çığlığa olsa da İstanbul’un konuşmalarını. ‘İstanbul’u dinliyorum…’ diyen şair duymuş şehrin sesini, sohbetine kulak vermiş ve İstanbul ile muhatap olarak yegâne dostunun kelamından nasiplenmiştir. Bu nasipleniş ile yasaklanır dertler, kederler insana. Bu dostun maneviyatı, muazzez iklimi, mukaddes varlığı asla hüzünlenmene izin vermez. Bu şehri dinledikçe, şehrin sana yakınlığını hissettikçe, gönlünün hüzünle can çekişmeleri yerini bir kuşun kanat çırpışındaki tatlı heyecanlara bırakır.

İstanbul, insanı heyecanlandırır, sevindirir, mutlulukla taçlandırır insanın yaşantısını; ama asla hüzünlendirmez, korkutmaz, dertlere salmaz. Aksine hüzünlendiğin her anda durup kendisini dinlemesini bekler insandan. Çünkü bilir derdin dermanı kendisinde, dostluğunda gizlenmiştir. Dostlukla getireceği dermana amadedir İstanbul. Yeter ki insan bir dönüp baksın kendisine, kulak versin sesine, cevap versin dostluğuna. Nice sesi, dermanı, sevinci, dostluğu gizlemiştir İstanbul kendisinde. Zerre zerre dağıtmıştır dostluğunu farklı köşelerine. Âdeta görev dağılımı yapmıştır her bir köşesi için. Ayrı ayrı görevlendirmeler yaparak nüanslar oluşturmuştur. Her yeri aynı şeyi anlatmaz, aynı hazzı vermez bu şehrin. Dermanı ortaktır ama yarenlikleri farklıdır ayrı ayrı köşelerinin. Camileri, türbeleri, minareleri, çeşmeleri, tepeleri, sokakları, merdivenleri, kaldırımları, evleri, kapıları, pencereleri vs. farklı kelamlarıyla değişik sohbetlerin içine alır insanı. Tadına doyamazsın adım adım ilerleyen dostluğun verdiği hazzın. Başkadır bu haz, tat, dostluk, yarenlik. Kelimelerle ne derece anlatılır şehrin saçtığı huzur, nasıl tam manasıyla aktarılır İstanbul’un gönüllerdeki ebedî yarenliği bilemiyorum. Çünkü ne söylenirse söylensin, nasıl yazılırsa yazılsın bu yarenliği anlatmada tüm anlatılanların eksik kalacağını düşünüyorum. Nice anlatanlar olmuş, hala var ve anlatanlar olmaya devam edecek. Ama asla anlatmakla bitmeyecek bu şehrin dostluğu, insanı sarıp sarmalayan maneviyatı, çepeçevre insanı saran huzuru.
İnsan hayatında yer edinecek insanların hayırlı olması, kendisi için en elzem dost olması için önce dua eder, sonra eğer böyle dostlarla karşılaşırsa hamd ile açar ellerini Allah’a. İstanbul da böyledir işte. Önce dua sebebi olmuş, sonra da şükür sebebi olarak bizi Hakk’a yaklaştıran vesileler arasında yer almıştır. En sevdalı dostunun -Fatih Sultan Mehmed Han- dualarından diğer sevdalı dostlarının dualarına geçerek oradan da şükre giden yolda bizim en kıymetli hazinemiz olmuştur. Fatih’in dostuna dost olmak… İstanbul’un dostluğunun gönüllere hissettirdiği huzur belki dostunun huzurudur. İstanbul’a dost olmak, Fatih Sultan Mehmed’e dost olmaktır belki de.

Yalnız ona da değil Sultan Süleyman’a, Yavuz Sultan Selim’e dost olmaktır. Hatta Ebu Eyyûb El-Ensarî’ye, Aziz Mahmud Düdayi hz.ne ve daha nicelerine de dost olmaktır…

İstanbul’un huzuru ona huzuru emanet bırakanların dostluğunda gizli denilebilir. Bir duanın, iman dolu yürekle geçen ömürlerin emaneti olduğu için İstanbul’un huzurla müzeyyen olmuş dostluğunun bizi, gönlümüzü sarmalamasını istiyoruz. Ki gönlümüze hüzün bulaşmasın, İstanbul bizi kötülüklerden alıkoyan bir vesile olsun.

İstanbul sadece kendi dostluğuna vesile olmamıştır elbette. Vesile kıldığı nice dostluklar armağan etmiştir. Böylelikle kendisini dinlettirirken, seninle konuşurken, sana huzur verirken yalnız koymamıştır seni. Kendi dostluğunu yaşatırken diğer yandan da başka dostluklar yaşatmıştır. Uhrevi sevdanın beşerî dostlukta yer edinmesine vesile olmuştur. Bu vesile vasıtasıyla kazanılan dostluk ebedî saadetin müsebbibi olma yolunda ilerlemektedir. Çünkü İstanbul şahitliğinde edilen dualar müşterektir ve bu müşterek dualar belki de şehrin şahitliğine çok önceden muhatap olmuş ulvi şahsiyetlerin âminlerine karışıyordur. Her bir amin, dostlukları pekiştirirken şükre çevrilen kelamlarla huzur da katlanarak arttıkça insan hem dostuna, hem de İstanbul’a daha çok bağlanma ihtiyacı hissediyor. Bağlılığını gösterme ihtiyacı da hemen arkasından geliyor. Bağlılık manevi bir bağ ile oluştuğundan dolayı bağlılığı göstermenin en etkili yolu maneviyatın dorukta hissedildiği yerlerde bulunmak, mekânların maneviyatında sohbetin demini bulmaktır. Dost mekânlarının, gerçek dostları çekmesinin sebebi geçmişten gelen dostluğa kucak açmasıdır.
“Ah İstanbul! Nice mekânlarında nice dost dualarına şahit oldun, hangi sokaklarında hüzünlü bir gönlü yatıştırmaya çalışan bir dostun mücadelesine tanıklık ettin ya da hangi kaldırımında hasretli bir dost kucaklaşmasını seyreyledin kim bilir.

Tanıklıkların, şahitliklerin hangi eşsiz güzellikteki köşende vuku buldu acaba? Süleymaniye, Sultanahmet, Fatih, Üsküdar…” Dostluğunun huzurunu en derinden hissettirdiğin köşelerin mi dost kavuşmalarına şahit oldu acaba. Dostların buluşma noktası senin dostluğunun en manalı hissedildiği mekânlar olduğu için şahitliklerinin birçoğu oralarda olmuştur şüphesiz. Dostun gayesi, kavuşunca huzura gark olmak ise, huzur kaynağı olarak demli sohbetlerinin yanında, senin, geçmişten kalan, bugünden geleceğe taşınacak olan dostluğunun kokusuyla hemhal olmuş mekânlarında huzuru tamamlamak istemeleri kuvvetle muhtemel. Tamamlamakla da bitmez elbet bu dostluk ve huzur. Hakiki olan ebediyete ulaşacak olan bir dostluktur çünkü.

Her bir köşesindeki edebi yarenliğiyle bize saadeti yaşatan bu şehri dostlarla birlikte yaşamak, yaşamaya, yaşatmaya vesile olmak daimi hissedilecek bir huzura teslim olmaktır. En güzel teslimiyet bu olsa gerek. “Ne hoş bu cana teslim olmak, canana, dosta teslim olmak.. Ne hoş İstanbul’a teslim olmak”…

Beğen  
Yazar

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir