Pazar, Ekim 20, 2019
Dilhâne > Sizden Gelenler > Dünya Hayatı ve İnsan

Dünya Hayatı ve İnsan

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız ?”(En’am 6/32)

Hz. Adem’den(a.s) beri yer yüzü insansız bir dönem yaşamadı “insanlık” hayatı hiç kesintiye uğramadı, insan hep yaşadı yer yüzünde. Fakat bu süreklilik içerisinde eksilenlerle yerine gelenleri, insanın dünyaya olan düşkünlüğü, zaafı nedeniyle gördüğü halde hissedemedi. Her gün sayısız gerçekleşen ölümü görmezden gelir oldu. Gördüklerini de tez vakit unutur oldu.

Dünya her haliyle güzel yaşanabilir bir yer, sayısız bitki örtüsüne, akar sulara sahip. İşimiz, eşimiz, çocuklarımız ve sıcak yuvalarımız var. Tıpkı bizden öncekilerin yaşadığı gibi bizde yaşayacağız ve bizden sonrakiler de aynı şekilde bir benzerini yaşayacaklar.

Bu gerçekleri bilmemize rağmen ölüm, insana değil de taşa, toprağa gibi yaşıyoruz.

Dünya hayatı bir nevi senaryo gibidir, biz ise “insan” onun sonlu oyuncularıyız. Senaryo ne kadar tatlı gelirse gelsin. Ne kadar eğlenceli olursa olsun. Mutlak sonu var, bir gün bitecek.

İşte baştaki ayet-i kerime insanın nereden gelip nereye gittiğine ışıklık getiren, bu dünyanın boş bir eğlence olduğunu anlatmakta.

Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Uyarısında ki vurgudan, dünya hayatını Allah’ın rızası doğrultusunda yaşayan kişinin geleceği de umut vericidir. Buradan şunu da anlamış oluyoruz. Bu dünyanın mükafatı, asıl hediyesi, ebedi olan ahiret yurdudur.

Yüce Allah’ın dünya hayatı konusunda kırktan fazla ayette bu sebeple uyarıyor. Anlamazlıktan gelenleri ise ayetin sonunda ki şu ifadeyle sarsıyor: Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

Buna rağmen şanslı olduğumuzu unutuyoruz. Rahmeti rahman bizleri dünyanın geçici zevkine, heva ve hevesine karşı kerim kitabında defalarca uyarmasına aldırış etmeden, kendimizi dünyanın süsüne geçici güzelliğine kaptırıp gidiyoruz.

“Mal ve oğullar dünyanın süsüdür. Baki kalacak olan güzel işler ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdır . Umutça ‘da daha hayırlıdır.” (kehf, 18/46)

İşte dünya bir süsten ibaret, içindeki her şey birer emanet. Gelip geçici, bunları defalarca okumamız niye bize fayda vermez oldu ki. Okuduğumuzda yüzümüzde bir burukluk, kalbimizde bir ürperti oluyor evet, ama hayat akmaya devam eder etmez unutup bir haber gibi yaşayıp gidiyoruz.

Allah Resulü (sav.) Buyuruyor ki; “Dünyalıklara gönülden bağlanma ki seni Allah sevsin. İnsanların ellerindekinde gözün olmasın ki seni insan sevsin.” (ibn-i mâce, “zühd”,1) Konunun genel özeti bu hadis-i şerif olsa gerek diye düşünüyorum. İnsanın vizyonu da böyle olursa kazanan yine insan olur.
Bize dünyada sevdirilen süs dediğimiz yavrularımız bile zaman sonra elimizden kopup gidiyor. Kendi düzenini kurup kendi dünyasında yaşıyor. Buda bize şunu anlatıyor; bir gün her şey uçacak, gidecek ve bitecek. İnsan ise yalnızlığıyla, hesabıyla, Baş başa kalacak. İşte o gün dünyada, yapıp ettikleri ile, ekip biçtikleri ile muamele olacak.

Kalıcı muamelesi yaptığımız bu dünya bizden öncekilere kalmadığı gibi, bizden sonrakilere de kalmayacak. Evet mallarımız, evlatlarımız ve bize tahsis edilen her şeyimiz çok anlamlı, çok güzel ama vereni unutarak yaşamak ise çok anlamsız. Bunun da elbet bir karşılığı olur. Allah’ın Rasulü kutlu yolunda yürümeye başladığı vakit, sapkınlar neler vaat etmişlerdi hatırlayalım. Şan, şöhret, makam, mevki, para ve güç, hepsini bir arada teklif etmişlerdi. Üstelik Allah’ın resulü, zorlu günler geçirdiği vakitti hem de, onca vaat etmelerine karşılık, kutlu Nebî (sav.) Tüyleri ayağa kaldıran cevabı vermişti. “Vallahi bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz, ben davamdan vazgeçmem demişti.” Dünyanın geçici güzelliğini, Allah’ın hoşnut olmayacağı yaşam biçimini elinin tersi ile itmesi, hakikate ışık ve öncü olmuştu.

Allah’ın koyduğu düzen, asla ekip biçmeye, çalışıp kazanmaya ve mal edinmeye karşı değil. Bunları yaparken gözden kaçırmamamız gereken ahiret hayatı ve gönül dünyalarımız var. Bu düstur ile çalışıp kazanmakta, infak etmekte, elbette bir sakınca yoktur.

İnsan hayatını, dünya hayatı ile özdeştirmeden, perdenin arkasını da görebilmektir esasında. Eğer fani olan bu dünya hayatına, baki değeri yükler isek işte o zaman olmaz. Gerektiği kadar anlamlandırıp öyle yaşamalıyız.

Şairin de dediği gibi: Çok sahiplenmeden / Çok ait olmadan yaşayacaksın / Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi / Hem hep senin kalacakmış gibi hayat / İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak.” (Can Yücel)

Abdulhamit Çağdaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir