Yazılar

Dilhane

“Gönül  Çalab’ın tahtı,
Çalab gönüle baktı
İki cihan bed-bahtı
Kim gönül yıkar ise…”

Gelin gönüller yapalım diyordu, Tapduk Emre dergâhının nurlu dervişi: Yunus Emre Hz. Türkçe bir kelime olan “gönül” kelimesinin Farsça karşılığı dil, Arapça karşılığı ise kalptir. İnsan göğsünde kan pompalayan et parçasından ibaret olmayıp ruh ve beden arasındaki ilişki gibi, maddi kalbden ziyade rûhani bir latife şeklinde tanımlanır. Sufilerin “Rahman” isminin insanda tecelli-gâhı olarak gördükleri yer gönüldür. Gönül kırmak, gönül yıkmak gibi ifadeler kullanarak, kırıldığını incindiğini tarif ettiğimiz yerde yine bu tecelligâhtır.

Hz. Yunus’un dediği gibi, bir gönlü yıkmak aslında iki cihanıda bedbaht etmemize sebeptir.

Mevlana hz. Mesnevî-i Şerifde şöyle anlatır:

“Gönül öyle bir varlıktır ki bu yedi gök gibi yedi yüz tanesini ortaya koysan kaybolur gider. Her bir güzel olan şeye güzellik, gönülden gelir.”

Gönül uçsuz bucaksız umman gibidir.

Bir hadis-i kutsi de Cenab-ı Hak buyurmuştur ki:

“Ben yerlere göklere sığmadım ancak mümin kulumun kalbine sığındım. Demek ki (kalp) gönül Allah içindir.

Bu yüzden de gönlünü Rahman’a tecelligâh sayan Allah dostları birbirlerine “Bizi gönülden çıkarmayınız” duasında bulunurlar. “Bizi gönülden çıkarmayınız” bu öyle güzel bir duadır ki; talip olunan gönül, Rahman’ın razı olduğu gönüllerden bir gönül ise o gönül taliplisi ile beraber rıza makamına yükselir. Rabbülâleminin mükafatları ile şereflendirilir. Böyle bir gönle talip olan ise önce kendi gönlünü mâsivadan arındırmaya ve dünya meşgalesinden temizlenmeye hâlis bir niyet ile niyet etmelidir.

Şu beyit bu hale ne güzel örnektir:

“Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecelli ede Hak

Padişah konmaz sarâya hâne ma’mur olmadan”

Şemseddin-i Sivasi (k.s)

Cenab-ı Hak insanın gönlüne ve gönlünün içine bakacağı için gönül hanemizi Hakk’a yakışır bir hale getirmeliyiz. İnsana bu hali öğretecek olan gönül ise Rıza makamına ulaşmış, Rahman’ın tecelliğâhı olan bir gönüldür. Böyle gönüllerin sahibleri ise “Allah dostları” diye tabir edilen, her halleri Rahman’ı zikir olan yeryüzünün kandilleridir. İnsan bu kandillerin ışığına bir kere gönlünü kaptırdı ise, o gönül artık karanlıkta kalmaz. “Gönül Hakk’a varıp küll’ü bulunca Allah’a makbul olur” diyor. Hazreti Mevlana..

Hakk’a varan bir gönüle talip olan insan ise o gönlün içinde ki hakikati görür. Bu hakikat ki ezelde bizi eşref-i mahlukat olarak yaratan, Rabbülâleminin gönüllere ilham ettiği güzelliklerdir.

Dışa yansıyan, bizi cezbeden ise gönüldeki güzelliğin insanın hâline aksetmesidir.

Sahibini bulan gönül mutmain olur. Mutmain olan gönlü ise “Fecr süresi” müjdeler. “Ey mutmain olan nefs, razı olmuş ve razı olarak Rabb’ine dön. Gir kullarımın arasına ve gir cennetime…

Bu ne şereftir, bu ne güzellik. Rahman’ın hitabına, ikramına mazhar olmak. Gönül haneni ak pak etmenin ikramı olarak,  Allah katındaki en güzel mükafat ile mükafatlanmak. Mükafatı kazanabilmenin yolu ise yine gönülden geçiyor.

Hazreti Yunus’un dediği gibi:

“Yunus der ki ey hoca!

İstersen var bin hacca

Hepisinden iyice,

Bir gönüle girmektir.”

Mevlana hazretleri ise “gönle aşkı düşüren, ak pak eden, bir gönül ehlinin gönlüdür” diyor. Gönül fırınında pişmeden, aşk od-unda yanmadan gönül mutmaine haline erişemez. Bu hale erişen gönül sahibi ise artık Hakk’dan gayrsına gözünü dikmez. Gönle girmek isteyen talip ise ehil olmuş, mutmaine erişmiş bir gönlü kendine rehber edinmelidir. Bu yolda gayret göstermelidir. İnsanın gayreti talip olduğu şeyin değeri ile ölçülür. Gayreti gönlünü mâsivadan arındırmak. Talebi ise aşk ve muhabbetullahtan nasiptar olmak, gönülhanesini mâmur etmek olmalıdır.

İmam Gazali’nin “sadece hastalıklar ve mikropların bulaşıcı olmadığı, hallerin ve huyların da bulaşıcı olduğu” ifadesi, gönlümüzün de hâl ehlinin sohbetiyle, nazarıyla tedaviye ihtiyacı olduğunu göz önüne koyar. Gönül hasta ise şifası gönül ehlinin dizinin dibindedir.

Ehline ulaşmamış, aşkı muhabbeti tatmamış, huzurdan nasibini almamış, gönül ise sade bir et parçasından ibarettir. Çürüyüp gidecektir. Hakikati bulmuş gönüller ise ölseler dahi diriler divanında zikredileceklerdir. Gönle girmek, gönül sahibi olmak, gönül kırmamak bu cihetten önemlidir.

Hazreti Yunus:

Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil,

Yetmiş iki millet dahi,

Elin yüzün yumaz değil” derken gönle girmenin ve gönlü diriltmenin önemini bize anlatır.

Gönlümüzü bunca kir ve pastan arındırıp aslına döndürecek olan, bir  gönül sahibi ve sunacağı manevi reçeteler bize iki cihan saadetimiz için gereklidir.

Gönlümüze düşen son sızı, gönlü ehline teslim edelim. Altının kıymetini sarraf bilir. Gönlün kıymetini de gönül sahibi…

Yazar Hakkında

Gülden Bayraktar

1986 Samsunlu doğumlu, Ebrar ve Ertuğrul isimli iki emanetin emanetçisiyim. Eğitime açıköğretimden devam eden, fiili okuma yazma gayreti olan okur-yazarım. Genç nesillere faydalı olmak adına gençlik kulüplerinde eğitim görevine devam etmekteyim. Yazma hikayem okumakla başladı. Tasavvuf ve aşka dair okumalar rehberim oldu. Temennim bir ömrü kalbimin rehberi eşliğinde yazarak ve yaşayarak geçirmektir.

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Kasım Sayımız Yayımlandı

Herald

11. sayımızda "Ölüm" dosyası ile karşınızdayız. İsmail Kılıçarslan ile yaptığımız söyleşi dilhanenize konuk oluyor.

Hemen Oku!