Cuma, Temmuz 19, 2019
Dilhane > Yazılar > Devenin Zoruna Giden Konu

Devenin Zoruna Giden Konu

Zamanın birinde bizim Hasan Efendi, hayatının son dönemini yaşadığı fikrine kapılarak herkesle vedalaşmaya başlamış. Ancakkkk! Annesi, babası, dayısı, amcasıyla vedalaşamamış, çünkü onlar öte tarafa çoktan göçüp gitmiş.
Neyse Hasan Efendi, “Ölümün ne zaman geleceği belli olmaz. Zannımca bir ayağım çukurda.” diyerek köyünde bulunan bütün tanıdıklarıyla helalleşmiş, hoş zaten köyündeki herkes tanıdığıymış ya…
Neyse uzatıp hikayeyi okumanızı geciktirmeyeceğim, kestirmeden giderek Hasan Efendi’nin tanıdığı, tanımadığı, alışveriş ettiği, yolda geçerken yan baktığı, köprüden geçene kadar “Dayı” dediği, tavuğuna “kışt” dediği, horozunu kovaladığı… Herkesle ama herkesle helalleşmiş.
Helalleşme faslı bitince gönül rahatlığıyla evin yolunu tutmuş. Eve kavuşunca aklına hayvanlarının yemine bakmak gelmiş ve o arada hayvanlarla da helalleşmenin gerektiğini düşünmüş.
Eee hayvan dediysek o da canlı, onunda Hasan Efendi’de hakkı olmaz mı, olmuş işte.
Hasan Efendi’nin bir eşeği, bir devesi, üç koyunu, dört kuzusu, iki de ineği varmış ama henüz öküzü yokmuş.
Öküzleri besleyen besliyormuş zaten(!)
Hatta bedava geldiğinden ne bulursa yediğinden patlayacak hale gelen öküzler varmış. Yemini aksattığında da bas bas bağırıyor, kuyruğu yanmış itler gibi sağa sola salya sümük saldırarak ahırın da köyün de huzurunu kaçırıyormuş.
Neyse Hasan Efendi, önce inekten başlamış helalleşmeye, sonra koyun, eşekle devam etmiş. Nihayetinde sıra deveye gelmiş ve hikâyemizi asıl kahramanı da işte bu deve…

Diğerleri hakkını helal etmiş, hiç birinde bir sorun çıkmamış.
Hasan Efendi’de hakkı çok olan devenin hakkını helal edip etmeyeceğinden doğrusu pek ümitli değilmiş ama şansını denemeye de kararlıymış doğrusu.
Hem hiç devenin hakkı kendisindeyken öte dünyaya göç etmek olur mu, ya hesabını veremeyeceği hakkı kalmışsa…
Hasan Efendi devesinin yanına yaklaşmış, tüylerini okşayarak konuşmaya başlamış;
-Canım deveciğim, senin bana çok emeğin geçti. Ölümlü kalımlı dünya, ne zaman gideceğimiz belli değil. Senin üzerimde çok hakkın var. İyisi mi gel helalleşelim, demiş ama deve: “Ya ne hakkı, hukuku” diye itiraz etmiş.
Hasan Efendi ısrar edince deve de helalleşmeyi kabul etmiş.
-Olur, önden siz buyurun efendim.
-Sana çok yük yükledim hakkını helal et.
-Olsun bazen de az yükledin.
-Ama seni bazen aç da bıraktım.
-Olsun, bazen de çok güzel yiyecekler verdin.
-Ya işte hakkın geçmiştir, bazen sana dayak attım.
-Ama bazen de sevdin beni.
-Yani şimdi senin bende hakkın yok mu?
-Yok hepsini helal ettim.
Hasan Efendi devenin sözünü tamamlamadan sevinçten uçacak hale geldi. Çünkü bütün helalleştiklerinin içinde en çok deveden korkar, “ya hakkını helal etmezse” diye kaygı duyarmış.
Deve çok kibar bir hayvanmış da Hasan Efendi kıymetini bilmiyormuş. Artık gönül rahatlığıyla öte dünyaya göç edebilirmiş, hele Azrail bir gelsin…

Hasan Efendi “teşekkür” edip gitmeye hazırlanıyormuş ki deve kaldığı yerden devam etmiş:
-Ama benim hiç affetmeyeceğim, öte dünyada da iki elimin, hatta arka ayaklarımın da yakanda olacağı bir husus var, deyince Hasan Efendi’de şafak atar.
-Hani helal etmiştin?
-Evet, söylediklerini helal ettim. Ama içime oturan, hiç çıkmayan, beni derinden yaralayan bir hatan var işte onu hiç affetmiyorum.
Hasan Efendi korkarak sorar;
-Şey… Neymiş?
-Ahhhh! Ahhhh! İçime öyle bir oturdu ki bir türlü affedemiyorum. Sanırım sen sadece bundan olsa da cehennemde cayır cayır yanarsın, deyince Hasan Efendi’nin alnından ecel terleri dökülmeye başlamış; hem de soğuk soğuk hem de yürek yakıcı yakıcı…
Hasan Efendi sesi titreyerek “neden” diye gerçekle yüzleşmeye karar vermiş.
Dokuz doğurup, kalpten gideceğine söylesin daha iyi değil mi?
-Kalbim duracak, neden bana bu zulmü yapıyorsun, o kadar suçumu affettin de affetmeyecek suçum neymiş, söyle de öğreneyim, belki helalleşiriz.
-Yok asla hakkımı helal etmem.
-Peki söyle o zaman, çatlatma adamı…
-Ben ki deveyim. Boyum, posum, hörgücüm her hayvandan farklı olduğumu, onlardan azametli olduğumu gösterir, öyleyim de. Günlerce susuz çölde gider, her türlü yükü yorulmadan taşırım.
-Biliyorum ve onun için en çok seni seviyorum, diyerek Hasan Efendi tekrar devesini okşar ama deve hiddetle:
-Ben sana nasıl hakkımı helal edeyim. Benim gibi önemli bir deveyi bir eşeğin peşine taktığın o kara günü hiç unutamıyorum.

Hasan Efendi devenin içerlendiği konuyu duyunca derin düşüncelere daldı; deve haklıydı, önde giden, önde olanın arkadakinden daha önemli bir konumda, daha kapasiteli, daha bilgili, daha görgülü olması lazımdı. Bir eşek deveyi çekerse olacağı buydu.
-Haklısın, dedi Hasan Efendi deveye, “bari hakkını helal et, senden binlerce defa özür dileyeyim” dedi ama deve;
-Asla! Her türlü hakkımı helal ederim ama beni bir eşeğin arkasına bağlamanı affedemem, yapamam, bunu benden isteme, dedi.
Hasan Efendi’nin bu durum yüreğine oturdu. Günlerce yemeden içmeden kesildi. Kahveye gitmez, köy meydanında turlamaz oldu.
Ve bir gün duydular ki, Hasan Efendi devenin yanında vefat etmiş.
Ama deveden helallik alarak mı gitmiş, almadan mı gitmiş işte orası tam bir muamma. Bütün köylünün en çok merak ettiği de bu.
Ama o günden sonra bir daha develeri güden eşeklere fırsat verilmedi, eşekler arkaya, devler öne geçti ve bu hikayede de verilmek istenen mesaj yerini buldu!

Naif Karabatak
1964 Adıyaman doğumluyum, İstanbul'da yaşıyorum. Gazeteciliğe 1979 yılında, yazarlığa 2000 yılında başladım. Birçok yerel ve ulusal gazetede köşe yazısı yazdım, söyleşi yaptım, genel yayın yönetmenliği görevinde bulundum. Şiir, deneme, öykü çalışmam var. Bir hikâyem uzun metrajlı film, bir hikâyem kısa metrajlı film olarak çekildi, birkaç hikâyem de tiyatroya uyarlandı. Yayınlanmış bir mizahi kitabım var ve ben daha çok mizahi öykü yazmayı seviyorum...
http://www.dilhane.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir