Cuma, Temmuz 19, 2019
Dilhane > Hikmet > Dervişin Rüyası

Dervişin Rüyası

Dervişin biri dedi ki: “Ben rüyamda Hızır’ı görenleri gördüm. Onlara: “Helal olan, hiçbir vebali bulunmayan rızkı nereden ve nasıl elde edeyim?” dedim. Beni aldılar dağlara götürdüler. Dağlardaki ormanda ybani meyve ağaçlarını silktiler. Ve dediler ki: “Allah bu meyveleri bizim himmetimizle senin için tatlılaştırdı. Haydi, rahat rahat yemene bak. Tertemiz, helal, hesabı da yok. Baş ağrısı da yapmaz. Taşıma sıkıntısı olmadan, yukarı aşağı koşmadan, çalışmadan elde edilen bir rızık.” O rızıkları yiyince, sözlerimde öyle bir feyz, öyle bir tesir hasıl oldu ki, kalbimden hikmet menbaları kaynadı, sözlerimin verdiği zevk, akılları hayran bırakmaya başladı. “Ey alemlerin Rabbi” dedim. “Bu bir imtihan, sen bana bütün halktan gizli bir ihsanda bulun.” Bu niyaz üzerine, güzel, arifane söz söyleme kabiliyeti benden gitti. Onun yerine hoş bir gönül elde ettim. Öyle manevi zevkler duydum ki, bu zevklerin tesiri ile nar gibi çatladım, yarıldım. Dedim ki: “Cennette benim şu içimde duyduğum sevinçten başka bir şey yoksa bile bana başka bir nimet arzusu gelmezdi. Bende bu zevki bırakıp cevizin, şeker kamışının tadına dalmazdım.“

Kazancımdan elde ettiğim paradan bir kaç altın kalmıştı, onları sımsıkı cübbemin yenine dikmiştim. O esnada fakir bir kişi, odun yüklenmiş olarak, yorgun argın bir halde ormandan çıkageldi. Kendi kendime dedim ki: “Ben rızık peşinde koşmaktan kurtulmuşum, bundan sonra, bana rızık için gam yemek yoktur. Allah’ın lütfuyla, onu bunu tiksindiren yabani meyveler, bana hoş gelmektedir. Sanki bana özel bir rızık kapısı açıldı. Ben mademki karın doyurma derdinden kurtuldum. Cübbemin yenine diktiğim şu birkaç altını bu fakire vereyim.

Vereyim de, iki üç günceğiz olsun rızık bakımından hoş bir hale gelsin. O benim gönlümden geçeni düşünceyi anladı. Çünkü onun mana kulağı Hakk nuru ile nurlanmıştı. Şişe içindeki bir çerağ gibi, her düşüncenin sırrı onun gözü önünde idi. Hiç bir gönül ondan gizli olmadığı için içten geçenler, ondan saklanamıyordu. O sanki gönüllerde sırların emiri olmuştu. O şaşılacak her düşüncemin cevabını dudak altından vermeye başladı. O diyordu ki: “Manevi padişahlar hakkında böyle mi düşünürsün? Onlar sana zevk vermeseler, sen zevki nasıl bulursun?” Ben onun sözünü iyice anlayamadım. Ama azarlayışı gönlüme dokundu, içime yerleşti. Derken arslan gibi bie heybetle yanıma geldi. Sırtındaki odun yükünü yere koydu. Onun odunları yere koymasındaki halin heybeti ile, benim yedi uzvum titremeye başladı…

“Ya Rabbi!” dedi, “Eğer senin duası makbul ve izleri mubarek has kulların varsa onların hakkı için, onların yüzü suyu hürmetine, lütfunun kimyası bir iş etsin de, şu anda dilerim, bu odun dengi altın olsun.” Bunu der demez, gördüm ki odunlar altın oldu. Bulundukları yerde ateş gibi hoş bir şekilde parıl parıl parlıyorlar. Ben bu hali görünce kendimden geçtim. Uzun zaman o halde kalmışım, kendime gelince, o şaşkınlığım geçince o zat dedi ki: “Allahım’ım, o has kulların çok kıskançtırlar, şöhretten, tanınmaktan kaçınırlar. Ya Rabbi, sen hemen bu altınları yine odun haline getir. Eskisi gibi onları yine odun yap.” Ondan sonra odun yükünü yüklenip yanımdan ayrıldı. Acele acele şehre doğru gitti. O mana padişahının arkasından gitmek; zorda kaldığım, anlayamadığım bazı konuları sorup cevap almak istedim. Onun heybeti beni adeta bağladı. Donup kaldım; çünkü Allah’ın has kulları huzuruna varmak için herkese yol yoktur. Eğer birisi, can ve baş vererek yol bulursa, bu onların merhametindendir. Onların çekişindendir. Gerçek bir erin, bir Hakk aşıkının sohbetine yol buldu isen, sen bu başarıyı Allah’ın bir yardımı, bir ganimeti bil. Padişah’ın yakınlığına erdiği halde, hiçten bir sebeple, yakınlık mertebesi ile birlikte yolunu kaybeden ahmağa dönme…

Haydi ey manevi devlet ve mutluluk isteyen Hakk aşığı! Nefsine uyup veliyi terk etme. Zaman kaybetme, çabuk ol, bu an feyz zamanı, hakikat kapısının açılacağı zamandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir