Perşembe, Eylül 19, 2019
Dilhâne > Yazılar > Çöl Güzeli, Meczup Bir Öpücük Ve Diğer Şeyler

Çöl Güzeli, Meczup Bir Öpücük Ve Diğer Şeyler

Başını dizime koyup uyuyorsun. Şehir orda bitiyor, sonrası kum telaşı çöl… Karanlığı bölüyorum türlü bahanelerle, yıldızları çoğaltmak için. Acıları prova edilmemiş bir sevmek tarıyorum saçlarında. Ellerim kağıt kesiği, her yöne kanıyor. Kaçacak yer bulamıyoruz, toplum her yönden taşlıyor bizi. Sıkma canını çünkü maksat şiir değil, aşka yenilmek.

Ağzında gül edebiyatı bir hicret rüyasıyla uyanıyorsun sen, tasarladığım bütün radikal eylemler boşuna. Ne bileyim, kalabalığa bıçak vurmak gibi bir şeyler düşünmüşümdür elbet, gözlerin ikimiz arasında kalsın diye. Uyanıp uyanıp ağlıyorsun ve ay ışığında yürüyoruz çölü.

Tereddüt etme, sırtını yağmurlara yaslamakta. Bak uçurumu yeniden şekillendirdim senin için. Şahidi olmayan yaralarımı sende biriktiriyorsam, bu sana sonsuz güvenimdir, kıymetini bil. Rahat ol, sigaramız biterse tütüne sararız. Şimdi bir çay doldur, beraber ağlayalım. Fakülte koridorunda çözdüğüm sarığın hikâyesini anlatayım sana, Bismillah! Ya da annemi nasıl kaybettiğimi…

Mesela doğduğum gün babam bir fidan dikmiş bahçemize, ertesi gün rüzgâr devirmiş. Bilmiyorum belki bu yüzden protesto çektim Şubat soğuğunda mukaddes çiçeklerimizi çiğneyen tanklara. Devletin üvey vatandaşı olarak solukladım gençliğimi. Anladım ki biraz daha yaşlanınca hissediyor insan yediği post-modern darbeyi. Ama dur, tek başına ağlama! Ya da sen ağlayadur, ben arkadan yetişirim. Yoldan ayrılma sakın ve unutma! Geç tanışmışız diyorsan daha çok sevmelisin beni!

Çünkü ben seni çıldırmış bir coğrafyadan sıyırmışım, ellerim ağır yaralı. Defalarca kez alnından öpüp çetin bir tufandan geçirmişim, sen kucağımda baygınken… Kolay değil yaşamak, burası Orta Doğu! Hiçbir yara kolay iyileşmez burda. Bir çoğu kandırır bir çoğunu. Dedikodu temel besin kaynağı, yalanın bini bir para, iftira olmazsa olmaz, ihanet doğal refleks… Zalim kimseye hesap vermez, yaptığı her şey Allah’a havale edilir. Burda ayakkabılar ayaklardan daha değerlidir sevgilim, çok az kişi çok az kişiye merhamet eder; ayrıca güçlü olanlar haklıdır her zaman.

“Coğrafya kaderdir” buyurmuş bir bilge, isabet budur bence. Kaderimi sevmeyi ise şeyhimden öğrendim.

Şimdi anlatabildim mi, neden onlar şehirde ikamet ediyor, biz çölü yürüyoruz. Uğradığımız bütün semtler Kitab’ı aleyhimize yorumluyor, doğru. Uyumak için bir avuç hap yutan şizofren kâhinlerin halka sunduğu iddianameler konuşuluyor her yerde. Evet, Orta Doğu’dayız ve yaygın kanaate göre onlar asla yanılmaz. Şık takım elbiseler giydikleri için yanılmaz onlar. Lüks evlerde oturdukları için, lüks arabalara bindikleri için, lüks masalarda lüks koltuklara oturdukları için yanılmazlar. Üstelik hakkımızda bir şey bilmedikleri halde yanılmazlar. Boşver şimdi onları, alayı kafayı yemiş. Sen bana bak, gözlerin ikimiz arasında kalsın; yürüyelim!

Mutsuz birey kendi tarihini hızlı unuturmuş. Arkeologlar nafile kazıyor, bir tramvayın arka koltuğunda yazılı ismimizin baş harfleri. Medeniyetimiz çabuk yıkıldı, daha yeni kuruluyorduk birbirimize. Yüzümü yüzüne sakladım, beni bulmaları imkânsız artık. Sana da çok zahmet verdik, kusura bakma. Unutmuş değilim vallahi. Adımı yazdığın defterlere borç geçiyorum seni geniş zamanlarda sevmeyi. İstersen senet yapalım, riske atma kendini. Ama bir yolunu bul, benden hep alacaklı kal, başka türlü gönlüm rahat etmiyor. Ben yine avutulması gereken bütün çocukları bağrıma doldurup getiririm sana. Nasılsa iki yakam bir araya gelmiyor. Meczup bir öpücük, telefonda teselli… Sen öyle iyi, öyle sıcak, öyle şahanesin işte… Diyorum borcumuz borç Güzelim; ne öderiz, ne inkâr ederiz. Biraz daha idare etsen bizi!

Senin her bakışın bir başkenttir bana. Gözlerin uygarlığa anıt olup yükselir. Varlığın göklerden ışık süzer karanlık ara sokaklara. Bakışın kutsal kurtarıcı bekleyenlere kurtuluşu hatırlatan bir beklemedir. Geleceğe umuttur. Coşkulu şarkı nakaratları, meydanlarda söylenen marşlar yahut ilahiler, sloganlar… Senin bakışın çok başka bir şeydir.

“Ezan okunsa da rahatlasak!” diyorsun. Gökyüzü oluyorsun o an. O an bir kere daha iyi ki varsın. Ben kendi gerçekliğimi farklı biçimlerde düş kılıyorum sana. Şehir uyuyor, çölde yürüyoruz, bir seccadelik mesafe aramızda…

Şükür ki biz Allah’ın kuluyuz, şehir Allah’ın şehri, çöl Allah’ın çölü…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir